Ayasofya’nın Müze Olarak Kalması İnsan Haklarına Aykırıdır

Ayasofya’nın ibadet mekanı olmaktan çıkarılıp müzeye çevrilmesi konusu, savaş sonucu ele geçirilen ibadethanelerin farklı şekilde kullanımı niteliğinde olmayıp, kurulu bir hukuk düzeninde devletin kendi egemenlik alanındaki ibadethanelerin statüsünü değiştirip değiştiremeyeceği veya hangi şartlarda nasıl değiştirebileceğiyle sınırlı bir konudur.

Bilindiği üzere, Osmanlı İmparatorluğunun İnkıraz Bulup Türkiye Büyük Millet Meclisi Hü­kümeti Teşekkül Ettiğine Dair 307 No’lu TBMM Kararnamesi ile milletin egemenlik hakları gereğince alınan kararla, yeni Türkiye Hükümeti Osmanlı İmparatorluğu yerine geçmiş olup onun milli sınırlar içerisindeki yeni vârisi Büyük Millet Meclisi olmuştur.  Dolayısıyla, İstanbul’daki Ayasofya Camiinin ve milli sınırlar içerisindeki diğer camilerin idaresi de yeni Türkiye Hükümeti tarafından milletin egemenlik haklarına, hukuka, insan haklarına ve milletin dinine uygun olarak devam ettirilmesi gerekir. O günün şartlarında alınan kararların halen devam eden olumsuz etkileri varsa onların da bir an önce düzeltilmesi milletin egemenliğinin, hukukun ve insan haklarının bir gereğidir.

Din ve vicdan özgürlüğü bağlamında ibadet kavramı, inancı doğrudan açıklamaya yönelik ayinler ve törenler ile bu tip eylemlerin bir parçasını oluşturan ibadet yerlerinin korunmasını ve inşa edilmesini de içerir. Dolayısıyla din ve inanç özgürlüğünü açıklama biçimi olarak ibadet etme ve ibadetlere ev sahipliği yapan ibadet mekânları devletin takdir yetkisini keyfi bir şekilde kullanmasıyla sınırlanamaz. Din veya inancı açıklama özgürlüğü kapsamındaki ibadet mekanlarının kullanımına ilişkin sınırlama sebepleri; kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlığın, ahlakın ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunmasından ibaret olup devletler bu meşru amaçlara dayanarak bir sınırlama yaptıklarında ikna edici gerekçelere dayanmak zorundadırlar. Söz konusu sınırlamalar demokratik bir toplumda gerekli olmalı, yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla olmalı, kanun hükmünde kararname, tüzük, yönetmelik gibi idari işlemlerle sınırlama yapılmamalı, hakkın özüne dokunmamalı, Anayasanın sözüne ve ruhuna ve ölçülülük ilkesine aykırı olmamalıdır.

Bu bağlamda başta Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesi olmak üzere bir çok ibadet mekanının ibadethane işlevinin sınırlandırılması veya ortadan kaldırılmasına ilişkin kararların, sınırlamalara ilişkin şartları taşımadığı görülmektedir. Yapılan işlemlerin hukuken korunacak, demokratik ve laik toplumlar açısından gerekli görülecek meşru bir amacı yoktur. Kanun ile değil de talimatname ve nizamnamelerle ihtiyaç fazlası olduğuna karar verilen cami ve mescitlerin ibadete kapatılması, satılması, tasnif dışı bırakılan camilerin dönüştürülerek farklı amaçlarla kullanılması, temel hakların sınırlandırılmasında kanunilik şartına uymadığı gibi, ölçülülük ilkesine de uymamaktadır. Bu bağlamda, Resmi Gazete’de yayımlanmamış olan 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararı kanunilik ilkesini sağlamaya  yetmemektedir.

Bugünden geçmişe baktığımızda, o dönemde sadece Ayasofya Camii değil birçok ibadet mekânına el konulmakla hem topyekün Müslüman toplumun din ve vicdan özgürlüğü hem de gerek özel gerek tüzel birçok kişinin mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucu çıkmaktadır. Danıştay’ın kararı ne olursa olsun,  bu ihlallerin tamamının düzeltilmesi insan haklarının korunup geliştirilmesi açısından önemli bir adım olacaktır.

 

                                                                                                                                                              Süleyman ARSLAN

                                                                                                                                                                         Başkan


Paylaş:
İşlem Sonucu