HAKAN AYYILDIZ

6284 SAYILI KANUN BAĞLAMINDA KOLLUĞUN AİLENİN KORUNMASINDAKİ ROLÜNE DAİR BİR DEĞERLENDİRME

ASSESSMENT OF THE ROLE OF LAW ENFORCEMENT IN THE PROTECTION OF THE FAMILY IN THE CONTEXT OF LAW NO. 6284

                                                                                                         

Hakan AYYILDIZ*

 

Özet: Aile, toplumun temelini oluşturan ve içerisinde o toplumun gelecek nesillerinin yetiştiği ve ilk eğitimlerini aldıkları çok önemli bir değerdir. Bu sebeple hem uluslararası hem de ulusal mevzuat hükümleri içerisinde ailenin korunması hakkında birçok düzenleme mevcuttur. Anayasamızın 41 inci maddesinde aile, Türk toplumunun temeli olarak ifade edildikten sonra, ailenin korunması konusunda devlete birtakım yükümlülükler yüklenmiştir. Şüphesiz devlet, bu yükümlülüklerini oluşturacağı mevzuat hükümleri ve organları aracılığıyla yerine getirecektir.

         Ailenin korunması konusunda devletin elindeki araçlardan bir tanesi de kolluktur. Kolluk, kendisine çeşitli mevzuat hükümleriyle verilen yetkiler doğrultusunda bu görevi yerine getirir. Ülkemiz hukukunda ailenin korunması konusunda son dönemde oluşturulan en kapsamlı düzenlemelerden birisi 20.03.2012 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’dur. Bu kanun, ailenin korunması konusunda kolluğa önemli görevler yüklemektedir. Kanuna göre “Kolluk görevleri, kolluğun merkez ve taşra teşkilâtında bu Kanunda belirtilen hizmetlerle ilgili olarak, çocuk ve kadının insan hakları ile kadın erkek eşitliği konusunda eğitim almış ve ilgili kolluk birimlerince belirlenmiş olan yeteri kadar personel tarafından yerine getirilir (m.11).”

Kolluk, ailenin korunması konusunda devletin elindeki araçlardan sadece birisidir. Bu konudaki diğer önemli süjeler hâkim, savcı ve mülki amirlerdir. Fakat söz konusu makamlar da ellerindeki yetkiyi çoğunlukla kolluk marifetiyle uygulamaya koymaktadırlar. Her ne kadar mevzuat hükümleri önemli yetkiler barındırmış olsa da uygulamada ailenin korunamadığı, bazen toplumda büyük infialler uyandıran aile içi şiddet ve istismar olaylarına rastlandığı görülmektedir. Hali hazırda ailenin ve suç mağdurlarının tam olarak korunamamasının büyük sorun oluşturduğu bir gerçektir. Bu tebliğde ailenin korunması hakkının icrasında yaşanan ve kolluğun da rol aldığı işlemlerdeki sorunlar ortaya konulacak ve bu sorunlara çözüm önerileri sunulmaya çalışılacaktır.

 

         Anahtar Kelimeler: Ailenin korunması hakkı, kolluk, aile içi şiddet, kolluk faaliyetleri, kadın ve çocuğa karşı şiddet

 

         Abstract: The family is a considerable value that forms basis of society and where the future generations of society grow and has their primary education. For this reason, there are many regulations on the protection of the family in both international and national legislations. According to article 41 of Constitution, family has been identified as very foundation of Turkish Society and the same article puts the state under obligations about the protection of the family. Undoubtedly, the state fulfills these obligations through regulations, legislations and state agencies.

         One of the instrument that the state has in the matter of the protect of the family is the law enforcement. Law enforcement fulfill their own duties by using power given by legislation. In Turkey, one of the most comprehensive regulation which legislated in recent years and published in 20 March 2012 in official gazette about the protection of the family is the Law of the Protection of the Family and the Prevention of Violence against Women. This law assigns very important duties to law enforcement about the protection of the family. In accordance with Article 11 of the Law “The law enforcement duties, in regard to the services specified within this Law, shall be implemented by an adequate number of personnel who have a training on the human rights for the children and women and the equality of men and women, and who are assigned by the related law enforcement units in central and provincial organization.”

         Law enforcement is just one of the instrument that the state has. Subjects other than law enforcement are judges, prosecutors, governors and district governors. But these subjects use their own authority by means of law enforcement. Even if legislation contains important rules, there are many circumstances which are deemed as the state is incapable to protect family and women and ultimately these incidents ignite the public displeasure and  fury in practice. Currently, it is a fact that family and victims of crime not being completely protected create a big problem. The aim of this paper is to introduce and explore the problems in practice and attempt to propose solutions to currently occurring common problems.

 

         Keywords: Right to the protection of the family, law enforcement, domestic violence, law enforcement activities, violence against women and children

 

GİRİŞ

 

Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin her türlüsü toplumun temeli sayılan aile kurumuna büyük zarar vermektedir. Zira şiddet yüzünden zaman zaman ailelerin dağıldığı, şiddet görerek ya da şiddet ortamında büyüyen ve yarının ebeveynleri olacak bugünün çocuklarının bundan menfi anlamda etkilendiği gözlemlenmektedir.

Devletin en asli görevlerinden bir tanesi kamu düzenini sağlamaktır. Devlet, bu görevini oluşturduğu mevzuat hükümleri ile yerine getirir. Ailenin korunması ve kadına yönelik şiddetin önlenmesi de kamu düzenini ilgilendiren konuların başında gelmektedir. Ülkemizde bu yönde atılmış adımlardan bir tanesi 1998 yılında kabul edilen 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun’dur. Aile içi şiddet ve kadına yönelik şiddeti önleyerek evlilik birliğini ve aile kurumunu korumayı amaçlayan bu kanun, süreç içerisinde etkili bir koruma mekanizması oluşturamayıp, ihtiyaca tam anlamıyla cevap veremediğinden[1] 2012 yılında 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun[2] kabul edilmiş ve bu kanun Türk Medeni Kanunu’nun bir tamamlayıcısı olmuştur.  Ayrıca 6284 sayılı kanunda, ülkemiz tarafından bu kanunun yürürlüğe girmesinden yaklaşık bir yıl önce kabul edilen Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi) hükümleri referans alınmıştır.

İstanbul Sözleşmesi’nin önemi uluslararası hukuk alanında kadına karşı şiddet ve aile içi şiddet konusunda yaptırım gücü[3] olan ilk sözleşme niteliğini taşıması ve ilk defa bağlayıcı ve kadına yönelik şiddetin insan hakları ihlali olduğunun vurgulandığı bir sözleşme olmasından ileri gelmektedir. Sözleşmede ayrıca bağımsız bir denetim mekanizması kurulmasına ilişkin düzenlenme yapılmıştır.[4]

Yürürlüğe girdiği günden bu yana 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un uygulanmasında bazı aksaklıklar yaşanmaktadır. Zira günümüzde halen aile bütünlüğünün tam olarak korunamadığı görülmekte; kadına, aile bireylerine ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilere yönelik şiddet olaylarına da zaman zaman rastlanabilmektedir. Bu çalışmanın amacı 6284 sayılı kanun bağlamında şiddete karşı ailenin ve kadının korunmasında kolluğun üstlendiği rol ve sorumluluğa dair bir değerlendirme yaparak uygulamada karşılaşılan bazı sorunlara dikkat çekebilmektir.

  1. 6284 SAYILI AİLENİN KORUNMASI VE KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUN’UN AMAÇ, KAPSAM VE İLKELERİ
  1. GENEL OLARAK

 

Son yıllarda ülkemizde başta kadına karşı olmak üzere kişilere karşı ve aile içi şiddet olayları sıkça gündeme gelmekte ve bunlar zaman zaman devleti çeşitli tedbirler almaya itmektedir. Ülkemiz özelinde bakılacak olursa, insanların güvenlik ihtiyacını karşılamak ve kamu düzenini sağlamakla yükümlü olan devlet, insanın en temel hakkı olan yaşama hakkı ve diğer haklarını muhafaza etmek, şiddetin her türlüsünü önlemek ve onunla mücadele etmek için en etkin mevzuatı oluşturma gayreti içinde olmuş ve bu doğrultuda çeşitli uluslararası sözleşmelere imza atmış, başta anayasa olmak üzere çeşitli mevzuat hükümlerinde değişikliklere gitmiş ve nihayet 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun 8 Mart 2012 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmiş ve 20 Mart 2012 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Daha sonraki aşamada ise 18 Ocak 2013 tarihinde Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanuna İlişkin Uygulama Yönetmeliği[5] kabul edilmiştir.[6]

 

  1. AMAÇ, KAPSAM VE TEMEL İLKELER

 

6284 sayılı kanunun 1 inci maddesinde kanunun amacı “şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemek” olarak ifade edilmiştir. Ayrıca İstanbul Sözleşmesi’nin 4 üncü maddesinin 3 üncü fıkrası gereği, farklı cinsel kimlikler, engelliler, mülteciler ve diğer ayrımcılık türlerine maruz kalanlar da cinsiyetleri nedeniyle şiddete uğradıklarında bu kanun kapsamında değerlendirilirler.[7]

         6284 sayılı kanunun uygulanmasında ve gereken hizmetlerin sunulmasında Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, özellikle İstanbul Sözleşmesi ve yürürlükteki diğer kanuni düzenlemeler esas alınmaktadır. Şiddet mağdurlarına verilecek destek ve hizmetlerin sunulmasında temel insan haklarına dayalı, kadın erkek eşitliğine duyarlı, sosyal devlet ilkesine uygun, adil, etkili ve süratli bir usûl izlenir. Kanun, insan onuru kavramına ayrı bir önem vererek şiddet mağduru ve şiddet uygulayan için alınan tedbir kararlarının insan onuruna yaraşır bir şekilde yerine getirileceğini vurgulamıştır. Ayrıca kanuna göre, bu kanun kapsamında kadınlara yönelik cinsiyete dayalı şiddeti önleyen ve kadınları cinsiyete dayalı şiddetten koruyan özel tedbirler ayrımcılık olarak yorumlanamayacaktır (m.1 f. 2). Görüldüğü üzere 6284 sayılı kanun henüz ilk maddelerinde kolluk personelinin de uygulamada hassasiyet göstermesi gereken insan haklarına dair ilkelere dikkat çekmiştir.

         6284 sayılı kanun, aynı zamanda ülkemizin imzalamış olduğu uluslararası sözleşmeler gereği, ailenin korunması, aile içi şiddet ve kadına karşı şiddet konusunda devletin sorumluluğunu gerektirecek eylemlerde devletin üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmesi adına önemli bir adımdır. Zira Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ülkemize karşı açılan davada, aile içi şiddet ve ev içi şiddet konularında gerekli tedbirlerin alınmaması ve kadın mağdurun korunamaması sebebiyle Opuz-Türkiye kararında ülkemizi tazminat ödemeye mahkûm etmiştir. Bu kararda mahkeme, devletin, kişileri aile içi şiddete karşı korumak için hazırladığı düzenlemeleri şiddete uğrayan kadınlara gereğince uygulamamasını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ihlali olarak kabul etmektedir. Mahkeme, sözleşmenin yaşam hakkını düzenleyen 2 nci maddesinin, işkence, insanlık dışı ve kötü muamele yasağını düzenleyen 3 üncü maddesinin ve her türlü ayrımcılığı yasaklayan 14 üncü maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.[8]

 

  1. 6284 SAYILI AİLENİN KORUNMASI VE KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUN’DA ÖNGÖRÜLEN TEDBİRLER VE KOLLUĞUN YETKİLERİ

 

         6284 sayılı kanunun 2 nci maddesine göre tedbir kararı; bu kanun kapsamında, şiddet mağdurları ve şiddet uygulayanlar hakkında hâkim, kolluk görevlileri ve mülkî amirler tarafından, istem üzerine veya resen verilecek tedbir kararlarını ifade etmektedir. Koruyucu tedbir kararları şiddet mağduruna; önleyici tedbir kararları da şiddet uygulayana yöneliktir.[9]

 

  1. KORUYUCU TEDBİRLER

 

Şiddete uğrayanla ilgili olarak verilebilecek olan koruyucu tedbir kararlarını aile mahkemesi hâkimi, mülki amir ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kolluk amiri verebilmektedir.

Yönetmeliğin 6 ncı maddesine göre 6284 sayılı kanun kapsamında korunan kişilerle ilgili olarak aşağıda maddeler halinde belirtilen tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere delil veya belge aranmaksızın mülkî amir tarafından ilgilinin talebi, Bakanlık[10] veya kolluk görevlilerinin başvurusu üzerine ya da resen karar verilebilir. Bu tedbirler şunlardır:

-          Kendisine ve gerekiyorsa beraberindeki çocuklara, bulunduğu yerde veya başka bir yerde uygun barınma yeri sağlanması,

-          Diğer kanunlar kapsamında yapılacak yardımlar saklı kalmak üzere, geçici maddi yardım yapılması,

-          Psikolojik, meslekî, hukukî ve sosyal bakımdan rehberlik ve danışmanlık hizmeti verilmesi,

-          Hayatî tehlikesinin bulunması hâlinde, ilgilinin talebi üzerine veya resen geçici koruma altına alınması,

-          Gerekli olması halinde, korunan kişinin çocukları varsa, çalışma yaşamına katılımını desteklemek üzere dört ay, kişinin çalışması hâlinde ise iki aylık süre ile sınırlı olmak kaydıyla, on altı yaşından büyükler için her yıl belirlenen aylık net asgari ücret tutarının yarısını geçmemek ve belgelendirilmek şartıyla Bakanlık bütçesinin ilgili tertibinden karşılanmak suretiyle kreş imkânının sağlanması.

  Hâkim tarafından verilebilecek koruyucu tedbir kararları ise kanunun 4 ve yönetmeliğin 12 nci maddelerinde düzenlenmiş olup, buna göre; 6284 sayılı kanun kapsamında korunan kişilerle ilgili olarak hâkim tarafından, ilgilinin talebi, Bakanlık veya kolluk görevlilerinin ya da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine veya re’sen, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaksızın aşağıdaki koruyucu tedbirlerden birine, birkaçına veya olayın özelliğine göre mülkî amir tarafından alınabilecek tedbirler de dâhil olmak üzere, uygun görülecek benzer tedbirlere karar verilebilir:

-          İş yerinin değiştirilmesi.

-          Kişinin evli olması hâlinde müşterek yerleşim yerinden ayrı yerleşim yeri belirlenmesi.

-          4721 Sayılı Türk Medenî Kanunu’ndaki şartların varlığı hâlinde ve korunan kişinin talebi üzerine tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulması.

-          Korunan kişi bakımından hayatî tehlikenin bulunması ve bu tehlikenin önlenmesi için diğer tedbirlerin yeterli olmayacağının anlaşılması hâlinde ve ilgilinin aydınlatılmış rızasına dayalı olarak 5726 Sayılı Tanık Koruma Kanunu’na göre kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgelerinin değiştirilmesi.

  Belirtmek gerekir ki anılan bu koruyucu tedbirlerden mülkî amir tarafından verilebilen barınma yeri sağlanmasına ve geçici koruma altına alınmasına ilişkin tedbirler, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, ilgili kolluk amirince de alınabilir. Yönetmeliğin 3 üncü maddesinde kolluk amiri, “Hakkında tedbir kararı verilen kişilerin yerleşim yeri veya bulunduğu ya da tedbirin uygulanacağı yerdeki Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından atamalarındaki usule göre konu ile yetkili ve görevli kolluk biriminin komutanını/amirini” ifade eder şeklinde tanımlanarak, soruşturmayı yürüten birimin amirine vurgu yapılmıştır.

 

  1. ÖNLEYİCİ TEDBİRLER

 

Önleyici tedbirler, yönetmeliğin 3 üncü maddesinde, 6284 sayılı kanunda belirtilen merciler tarafından, şiddet uygulayan veya uygulama tehlikesi bulunan kişi hakkında, olayın niteliği dikkate alınarak hükmedilecek tedbirler olarak nitelendirilmiştir. Buna göre şiddet uygulayan ya da uygulama tehlikesi bulunan kişi hakkında verilebilecek bu tedbirler kural olarak hâkim tarafından, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise ilgili kolluk amirlerince verilebilir.[11]

6284 sayılı kanunun 5 ve yönetmeliğin 17 nci maddelerine göre hâkim tarafından şiddet uygulayanlarla ilgili olarak aşağıdaki önleyici tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere karar verilebilir:

-          Şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması,

-          Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi,

-          Korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmaması,

-          Çocuklarla ilgili daha önce verilmiş bir kişisel ilişki kurma kararı varsa, kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde kurulması, kişisel ilişkinin sınırlanması veya tümüyle kaldırılması,

-          Gerekli görülmesi hâlinde korunan kişinin, şiddete uğramamış olsa bile yakınlarına, tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hâller saklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmaması,

-          Korunan kişinin şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermemesi,

-          Korunan kişiyi iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız etmemesi,

-          Bulundurulması veya taşınmasına kanunen izin verilen silahları kolluğa teslim etmesi

-          Silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi ifa ediyorsa bile bu görevi nedeniyle zimmetinde bulunan silahı kurumuna teslim etmesi,

-          Korunan kişilerin bulundukları yerlerde alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaması veya bu maddelerin etkisinde iken korunan kişilere ve bunların bulundukları yerlere yaklaşmaması; bağımlılığının olması hâlinde hastaneye yatmak dâhil, muayene ve tedavisinin sağlanması,

-          Bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurması ve tedavisinin sağlanması.

 

  • KOLLUK FAALİYETLERİ AÇISINDAN 6284 SAYILI AİLENİN KORUNMASI VE KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUN’UN DEĞERLENDİRİLMESİ

 

Kolluk, toplumda düzeni sağlamak ve korumak için idarenin sahip olduğu ve hem bir idari etkinliği hem de bu etkinliğin uygulamasını üstlenen personeli, görevlileri ifade eden bir kavramdır.[12] Kolluk faaliyetleri temel olarak idari (önleyici) kolluk faaliyetleri ve adli kolluk faaliyetleri olarak ikiye ayrılabilir. İdari kolluk, kamu düzeninin korunması ve devamı için alınması gereken önlemlere ilişkin kolluk faaliyetleridir. Daha ziyade suç işlenmesini önleyici bir nitelik arz eder. Bu yüzden bazı metinlerde “önleyici kolluk” veya “suç öncesi kolluk” olarak da adlandırılmaktadır. Adli kolluk ise, kamu düzeni bozulduktan yani suç işlendikten sonra faaliyette bulunan, işlenen suçun ortaya çıkarılması, suç faillerinin ve suç delillerinin bulunarak adli makamlara teslim edilmesine yönelik olan ve bastırıcı nitelik arz eden kolluk faaliyetleridir.[13] Birçok olayda adli kolluk ve idari kolluk faaliyetleri birbiri içine geçmiş durumdadır. Bu yüzden bazı durumlarda bu iki kolluk faaliyetinin ayrımını yapmak oldukça zordur.

6284 sayılı kanunun uygulamasından kaynaklanan kolluk faaliyetleri ise yerine göre idari kolluk yerine göre de adli kolluk faaliyetleri içerisinde değerlendirilebilir. Zira bu kanunun uygulamasında kolluk, bazen özellikle alacağı tedbir kararlarıyla, bir tehlikeden yola çıkarak olası bir suçun önüne geçmeye çalışırken, bazen de şiddet vb. yollarla işlenmiş bir suçun tekrarının önlenmesi veya bu suçun aydınlatılması ve suç faillerinin adli makamlara teslimi için gayret göstermektedir.

Doktrinde yer alan bir görüşe göre toplumsal hayatın en önemli sorunu şiddettir. Zira şiddet içerikli haberler artık toplum tarafından kanıksanmış, eğer çok vahşi ya da değişik değilse medyada kendine yer bile bulamaz hale gelmiştir.[14] 6284 sayılı kanun, şiddet eylemlerine maruz kalan veya maruz kalma tehlikesi altında bulunan kişilere koruma vaat etmesi ve şiddet mağdurunun ikinci bir mağduriyet yaşamasına engel olma ve en önemlisi de kişinin yaşam hakkını korumayı amaç edinmesi ve toplumsal bir sorun haline gelen şiddeti önleme çabasıyla esasen temel bir insan hakları metnidir. Anılan bu amaçların hayata geçirilebilmesi adına kolluk da bazı durumlarda doğrudan bazı durumlarda ise dolaylı şekilde yetkiler kullanarak oldukça önemli bir rol oynamaktadır. Fakat bu kanunun uygulamasında kolluk da bazen birtakım aksaklıklar ile karşılaşabilmektedir. Bu sorun alanlarını kısaca ifade etmek gerekirse;

6284 sayılı kanun, gerek koruyucu gerekse de önleyici tedbirlerin kolluk tarafından uygulanmasında “gecikmesinde sakınca bulunan hal” kavramına vurgu yapmıştır. Yani kolluk amiri, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yetkisi dâhilindeki tedbirlere başvurabilecektir. Gecikmesinde sakınca bulunan hal kavramı, yönetmeliğin 3 üncü maddesinde “Kolluk tarafından yapılacak tahkikat ve risk değerlendirilmesi sonucunda, derhal işlem yapılmadığı takdirde, şiddet eyleminin önlenememesi, kişinin can güvenliği, hak ve hürriyetlerinin korunmasının tehlikeye girmesi, korunan kişinin zarar görmesi, şiddet eyleminin iz, eser, emare ve delillerinin kaybolması, şiddet uygulayanın kaçması veya kimliğinin tespit edilememesi gibi ihtimallerin ortaya çıkması ve resen veya ilgilinin talebi üzerine mülki amirden ya da hâkimden karar almak için yeterince vakit bulunamaması halini ifade eder” şeklinde açıklanmıştır. Açıklama bu şekilde olsa da uygulamada bazı tereddütlerin yaşandığı ve kolluğun risk almamak adına örneğin şiddet gören ya da ailenin diğer mensupları istemese bile şiddet uygulayan ile ilgili müşterek konuttan uzaklaştırma tedbirine başvurduğu gözlenmektedir. Gecikmesinde sakınca bulunan hal kavramı son derece dikkatli değerlendirilmesi gereken bir kavramdır. Zira bu kavram doğru değerlendirilip icra edilmezse çeşitli hak ihlallerine yol açabilir. Anayasa Mahkemesi’nin de bir kararında belirttiği üzere verilen tedbir kararları ne kadar aciliyet içerirse içersin gerekçeli olmasına ve gerekçede zarar riskine ve bu riskin temel unsurlarının ortaya konulmasına dikkat edilmesi gerekir.[15]

6284 sayılı kanunun uygulamasında dikkat çeken bir diğer ifade “şiddete uğrama tehlikesi”dir. 1 inci maddede kanunun amacı açıklanırken, kanunun amaçlarından birinin şiddete uğrama tehlikesi bulunan kişilerin korunması olduğu belirtilmiştir. Fakat “şiddete uğrama tehlikesi” çok açık olmayan bir ifadedir. Bu ifadenin daha somut hale getirilmesi ve bir açıklamasının yapılması gerektiğini düşünmekteyiz. Zira kolluk kendisine yapılan ihbar ve şikâyetlerde şiddete uğrama tehlikesinin varlığını tespit ederken zorlanacaktır.[16] Ayrıca bu belirsizlik, anayasayla teminat altına alınmış olan birtakım temel hak ve özgürlüklerin ihlaline de yol açabilir.

Kolluğun zaman zaman sorun yaşayabildiği bir başka konu, kişisel eşya ya da belgelerin teslim edilmesi noktasındadır. Yönetmeliğin 19 uncu maddesine göre “Mülki amir ya da hâkim, talep edilmesi hâlinde korunan kişiye, şiddet uygulayana ya da bu kişilerin yakınlarına ait kişisel eşya ve belgelerin kolluk marifetiyle kendilerine teslim edilmesine karar verebilir. Teslim edilecek kişisel eşya ve belgeler, tedbir kararında gösterilir.” Yönetmeliğin bu hükmüne rağmen kolluğun böyle bir görevde sadece güvenliği sağlamakla mı görevli olduğu ya da eşyaların teslim edilmesi işlemine bizzat iştirak mi edeceği belirsizdir. Bu konudaki bir diğer husus da eşya ya da belge teslimine karar veren mülki amir ya da hâkimin teslim edilecek eşyaları tek tek yazmasının son derece yerinde olacağıdır. Zira kolluğun da nezaret ettiği eşya teslimi işlemi, eğer taraflar arasında daha sonraki süreçte boşanma ya da ayrılık gibi durumlar söz konusu olursa o eşyalar üzerinde tarafların mülkiyet iddiaları nedeniyle yargılama faaliyetine konu olabilmekte ve bu noktada kolluğun sorumluluğuna da gidilmesi ihtimali doğabilmektedir. Biz, eşya teslimi işleminde kolluğun sadece güvenliği sağlamak noktasında görevli olduğu ve eşya teslimi işleminin bir tanığı ya da tarafı olmadığı düşüncesini taşımaktayız.

Uygulamada yaşanan bazı sorunlar da vatandaşların 6284 sayılı kanun hakkında fazla bilgi sahibi olmamalarından kaynaklıdır. Bu konuda aydınlatılmış rıza[17] alınırken kolluğun vatandaşın anlayabileceği tarz ve üslupla açıklamada bulunması da önem arz etmektedir.

Kolluğun genel görev tanımında vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlaması hususu zaten bulunmakla birlikte 6284 sayılı kanun ve uygulama yönetmeliği özelinde, özellikle verilen tedbir kararlarının uygulanması ve bu tedbirlere uyulması konusunda, düzenli kontrol yapması gerekmektedir. Gerçekten de yönetmeliğin 35 inci maddesine göre “önleyici tedbir kararlarının yerine getirilip getirilmediği karar süresince kolluk tarafından kontrol edilir. Bu kontrol, korunan kişinin; bulunduğu konutun haftada en az bir kez ziyaret edilmesi, ikinci derece dâhil olmak üzere yakınları ile iletişim kurulması, komşularının bilgisine başvurulması, oturulan yerin muhtarından bilgi alınması, bulunduğu konutun çevresinde araştırma yapılması, şeklinde yerine getirilir.” Fakat uygulamada personel ve araç yetersizliği gibi sebeplerle zaman zaman bu konuda aksaklıklar yaşanabilmektedir. Örneğin en yakın Jandarma karakoluna 20-30 km. uzakta olan bir köyde gelişen şiddet vakasında, ülkemizin coğrafi durumu ve iklim koşulları da göz önünde bulundurulursa, bu kontrolü sağlamak hayatın olağan akışında oldukça zor olabilmektedir.

Kolluk, şiddete uğramış kadının bilgisine başvurmak istediğinde bu işlemin mümkün olduğu ölçüde bir kadın personel tarafından yapılması da oldukça hassas bir konudur. Zira şiddete uğramış kadın, karşısında kadın bir personeli gördüğünde nispeten daha fazla güven duygusuna sahip olabilir ve kendini daha iyi ifade edebilir. Çünkü şiddet olgusu daha çok özel alan olarak ifade edilebilecek aile ortamında gerçekleşmekte ve çoğunlukla gizli tutulabilmektedir. Ayrıca mağdur ile görüşmede sosyal görüşmecinin olması da faydalı olacaktır. Bu konuda Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın taşra teşkilatını tamamlaması da önemlidir. Ayrıca şiddete uğramış veya uğrama tehlikesi bulunan çocuk veya çocukların korunması maksadıyla verilen tedbir kararların icrasında kolluk tarafından mağdur çocukların adresinden alınması gerektiğinde kolluğa yardımcı olacak bir pedagog veya eğitimli personelin Bakanlık tarafından görevlendirilmesi önem arz etmektedir. Zira uygulamada mağdur çocukların naklinde bu çocukların ikna edilmesi sürecinde kolluk personeli çeşitli zorluklar yaşayabilmektedir.

Aile içi şiddet vakaları genelde mesai sonrası saatler içerisinde meydana gelmektedir. Mesai saati dışında olsa da kolluk adli görev üstlenmekten kaçınmamalı ve mesai saatleri dışında gelen başvurularda nelere dikkat edeceği ile ilgili eğitimler almalıdır. Bunun yanında kolluk, kendisine başvuran bir mağduru kesinlikle barıştırmaya ya da uzlaştırmaya çalışmamalı, kişinin uğradığı mağduriyete “hak etmiş” gözüyle bakmamalı, karşı tarafta güven hissi uyandırmalı ve kişisel verilerin hassasiyeti ile gizlilik ilkesine riayet edilerek başvurular mutlaka kayda alınmalıdır.[18]

Tedbir kararlarının uygulanma şekli ve sınırı da oldukça hassasiyet barındıran bir konudur. Öyle ki uygulamada özellikle şiddet uygulayan ya da uygulama ihtimali bulunan kişinin müşterek konuttan uzaklaştırılması, çocuklarla ilgili daha önce verilmiş bir kişisel ilişki kurma kararı varsa, bu kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde yapılması, kişisel ilişkinin sınırlanması ya da tümüyle kaldırılmasının bazen bir çözüm olmak yerine onu daha saldırgan kıldığı ve daha vahim sonuçlara yol açabildiği görülmektedir. 6284 sayılı kanunun 8 inci maddesi gereği “Tedbir kararı ilk defasında en çok altı ay için verilebilir.” Fakat bu sürenin tayini her somut olayın barındırdığı özel koşullar değerlendirilerek belirlenmeli ve altı aylık sürenin bir üst limit olduğu, tedbir kararını veren makam tarafından göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca bir mevzuat değişikliği ile olayın niteliğine göre şiddet uygulayana öfke kontrolü eğitimi alma zorunluluğu[19] veya kamuya yararlı bir işte çalışma zorunluluğu getirilmesi ve bunun kolluk eliyle kontrolünün sağlanması da bir alternatif olarak düşünülebilecektir.[20]

6284 sayılı kanunun 12, yönetmeliğin 37 nci maddesi “teknik yöntemlerle takip” konusunu düzenlemiştir. Buna göre; “Hâkim, tedbir kararlarının uygulanmasında teknik araç ve yöntemler kullanılmasına karar verebilir.” Şiddet uygulayan ya da uygulama ihtimali bulunan kişilerin şiddet mağdurlarına yaklaştırılmadan kolluk tarafından önlem alınabilmesine yönelik olarak Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı arasında imzalanan “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Kapsamında Teknik Yöntemlerle Takip Sistemlerinin Kullanılmasına Yönelik Pilot Uygulama İşbirliği Protokolü” ile elektronik kelepçe uygulaması başlatılmış ve bugün bu uygulama Emniyet ve Jandarma sorumluluk bölgelerinde Bursa, Ankara, İzmir, İstanbul, Antalya ve Gaziantep illerinde icra edilmektedir. Bu uygulamanın zamanla yaygınlaşması kolluğun ailenin korunması ve şiddetin önlenmesi yönündeki iş yükünü bir miktar hafifletebilecektir.

6284 sayılı kanun kapsamında tüm aile bireylerinin korumadan yararlanabilmesi ve tedbir kararı alınması sürecinde delil gösterme bakımından kolaylık sağlanarak duruşmasız karar verebilme özelliği sayesinde bazı durumlarda şiddet uygulayanların da tedbir kararı alabilmeleri şeklinde suiistimallere rastlanabilmektedir.[21] Bu bağlamda kolluğun ve ailenin korunması ve şiddetin önlenmesinde rol alan diğer resmi birimlerin özellikle en küçük şiddet olayını dahi kayda almalarında ve bu konuda olaylar bilgi havuzu oluşturmalarında yarar bulunmaktadır. Böylece söz konusu suiistimallerin önüne geçilebilecektir.

Mağdur vatandaşın 6284 sayılı kanundaki süreç hakkında yeterli düzeyde bilgilendirilmesi çoğu zaman kolluğun kendi işini kolaylaştıracaktır. Zira uygulamada koruma amaçlı lehine tedbir kararı verilen mağdur kadınların eşleriyle barışarak aynı evde yaşamaya başlamaları ya da habersiz yer değişikliği yapmaları, kendisine sağlanan barınma yerinden ayrılan mağdurun durumunun kolluğa bildirilmemesi gibi hususlar kolluğun üzerine düşen görevi layıkıyla yapmasını zorlaştırabilmektedir. Bunun önüne geçebilmek hem mağdurun yeterli düzeyde bilgilendirilmesine hem de kurumlar arasında iyi bir iletişim ve koordinasyon bulunmasına bağlıdır.

Koruyucu ve önleyici tedbir kararlarının uygulanmasında mağdurların özel durumlarının dikkate alınmaksızın standart olarak birçok tedbir kararının bir arada alınması da ayrı bir sorun teşkil etmektedir.[22] Oysaki yaşanan her olay, yapılan her başvuru, yaşanılan yer ve zamana ve o bölgenin örf, adet ve göreneklerine göre farklılık arz edecektir. Özellikle adli kolluk, bazı suçlara müdahale ederken bu suçların bünyesinde esasen şiddetin barındığını ve ortada aynı zamanda şiddete uğramış bir mağdur olduğunu da unutmamalıdır.[23] Örneğin Türk Ceza Kanunu’nda yer alan insan ticareti suçunun mağduru bir kadın veya çocuk ya da fuhşa, dilencilik yapmaya zorlanmış ve bunun için şiddet görmüş bir kişi aynı zamanda şiddet mağdurudur. Kolluk bu kimselere de hassasiyetle yaklaşmalıdır.

                       

SONUÇ

 

Yukarıda bahsi geçen sorun alanları göz önünde bulundurulduğunda ve 6284 sayılı kanunun lafzından da anlaşıldığı üzere, ailenin korunması konusunda kolluğun önemli bir takım ödev ve sorumlulukları bulunmaktadır. Her şeyden önce kanun, ilgili kolluk personelinin ailenin korunması ve insan hakları konusunda eğitim almış olmasını aramaktadır. Dolayısıyla kanun, kolluk mensuplarının eğitiminin niteliğiyle ilgili doğrudan bir düzenleme yapmış bulunmaktadır. Kolluğun “gecikmesine sakınca bulunan hal” kavramını iyi özümsemesi ve kendisine verilecek eğitimlerde bu kavramın uygulamada karşılaşılan somut olaylarla da desteklenerek tereddüte yer bırakmayacak şekilde öğretilmesi gerekir. Kolluk yetiştiren eğitim kurumlarında 6284 sayılı kanunun uygulaması ile ilgili eğitim sadece öğrencilik esnasında olmamalı; aday öğrenci, eğitimi müteakip meslek mensubu olduktan sonra da süreç içerisinde zaman zaman meslek içi eğitime alınmalıdır.

 Bunun yanında kanun “yeteri kadar” personelden bahsetmektedir. Oysaki uygulamada kolluk personelinin iş yükü, personel sayısının yetersizliği ve uzmanlaşması konusu sık sık bir sorun olarak gündeme getirilmektedir. Fakat son yıllarda kolluk personeli istihdamında ciddi bir artış gözlemlenmektedir. Özellikle kadın kolluk personeli istihdamındaki artış kanunun etkili uygulanmasında oldukça büyük yarar sağlayacaktır. Ayrıca kolluk teşkilatı içerisinde 6284 sayılı kanunun uygulamasında görevli personelin mümkünse ikiz görevler almaması ya da bir sonraki görev yerinde farklı bir konuda değil de yine aynı görev tanımı ile görevlendirilmesi uzmanlaşma ve verimlilik açısından daha yerinde olabilecektir.

6284 sayılı kanunun etkin uygulanabilmesi için kolluğun aile mahkemesi hâkimleri, savcılık, mülki makamlar ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile ilişkileri ve koordinasyonu da önemlidir. Bu makamların birbirlerini tanımaları ve uygulamada karşılaşılan sorunları paylaşmaları ve ortak bir çözüm yoluna gitmeleri de son derece önemlidir. Bunun için özellikle bu kurum paydaşlarını bir araya getirecek ortak çalışma ortamlarının (çalıştay, seminer vb.) oluşturulması ve illerde icra edilen koordinasyon toplantılarına hâkim ve savcıların da iştirak etmesi yerinde olacaktır.

Şiddetle mücadele ve ailenin korunması olgusu aynı zamanda içselleştirme, eğitim ve bilinçlendirmeyle de yakın ilişkilidir. Zira şiddete uğrayan birçok kişi mevzuatta yer alan haklarından ya da başvurabileceği makamlardan haberdar değildir. Vatandaşın bilinçlendirilmesi yolunda kolluğun üzerine düşen yük kadar Milli Eğitim Bakanlığı, üniversiteler, barolar ve medyaya da rol düşmektedir. Şiddetle mücadele ve ailenin korunması konusu eğitim-öğretim müfredatına dâhil edilebilir. Öte yandan 6284 sayılı kanunun 16 ncı maddesi ve genel gerekçesinde de medyanın bu yönde önemli bir rolü olduğu vurgulanmıştır.

Şiddet, tek bir nedene dayandırılamayan ve karmaşıklık arz eden bir kavramdır. Bu yüzden farklı bilim alanlarının şiddeti farklı yönleriyle incelemesi gerekir. Şiddetin önlenmesinde içselleştirme ve eğitim kadar sosyal devlet ilkesinin daha çok hayata geçebilmesi de son derece önemlidir. Şiddet mağduru birçok insan gidecek bir yeri ya da hayatını idame ettirecek bir geliri olmadığı için buna katlanmakta ve sessiz kalmaktadır. Devletimizin bu yönde atacağı olumlu adımlar, her geçen gün şiddete uğrayanların yetkili makamlara daha çok başvurmalarına ve şiddetin devlet eliyle önlenebilmesine ve böylelikle ailenin korunmasına vesile olacaktır.

Şüphesiz ki kolluk, ailenin korunması ve şiddetin önlenmesi noktasında devletin sahadaki elidir ve önemli görev ve sorumluluklar taşımaktadır. Fakat ailenin korunması salt kolluk faaliyetleriyle sağlanamayacak kadar geniş ve kurumlar arası yardımlaşma gerektiren bir konudur.

                  

KAYNAKÇA

 

AKKAŞ, İbrahim/UYANIK, Zeki, “Kadına Yönelik Şiddet”, Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 6 (1), 2016

ATAY, Ender Ethem, İdare Hukuku, Turhan Kitabevi, Ankara, 2016

BAYRAKTAR, Tuğba, “İstanbul Sözleşmesi ve 2017 Türkiye Gölge Raporuna İlişkin Bir Değerlendirme”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 26, S. 3, 2018,

BÖLÜKBAŞI, Özge, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Kapsamında Kadının ve Aile Bireylerinin Korunması, Yetkin Yayınları, Ankara, 2015 (Kadının ve Aile Bireylerinin Korunması)

CEYLAN, Ebru, “Türk Hukukunda Aile İçi Şiddet ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesiyle İlgili Yeni Düzenlemeler”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S.109, 2013

CEYLAN, Ebru, “6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanuna Göre Kanun Kapsamına Girenlerin Korunmasıyla İlgili Değerlendirmeler”, İstanbul Barosu Dergisi, C.91, S.1, 2017

ÇETİNER, Tarıkhan, “Aile İçi ve Kadına Karşı Şiddetle Mücadelede Polisin Rolü ve Sorumlulukları”, Kadına Karşı Şiddetle Mücadele (Editörler: Coşkun TAŞTAN, Aslıhan KÜÇÜKER YILDIZ), Polis Akademisi Yayınları, Ankara, 2018

KARAMAN, Ebru, “Türkiye’de Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesinde Devletin Sorumluluğu”, Uluslararası Avrasya Ekonomileri Konferansı, Bildiri Kitabı, 2015

MOROĞLU, Nazan, “Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi (6284 Sayılı Yasa ve İstanbul Sözleşmesi)”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 2012

ÖZTÜRK, Necla, “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunun Getirdiği Bazı Yenilikler ve Öneriler”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.8, S.1. 2017

ŞEN, Ersan, Bireyin Şiddete Karşı Korunması, https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?f=21&t=389229#p432479 (Edinme Tarihi: 08.03.2019)

TAŞTAN, Coşkun/YILDIZ, Aslıhan KÜÇÜKER, Türkiye’de Kadın Cinayetleri, Polis Akademisi Yayınları, Ankara, 2019

YENİSEY, Feridun/NUHOĞLU, Ayşe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayınları, Ankara, 2017

YAĞCIOĞLU, Ali Haydar, “6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ve Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi,  Prof. Dr. Şeref  ERTAŞ’a Armağan, C.19, Özel Sayı, 2017

YILDIRIM, Turan/YASİN, Melikşah/KAMAN, Nur/ÖZDEMİR, H.Eyüp/ÜSTÜN, Gül/TEKİNSOY, Özge Okay, İdare Hukuku, Oniki Levha Yayınları, İstanbul, 2015

 

Diğer Kaynaklar:

 

İnsan Haklarını Anlamak (İnsan Hakları Eğitimi El Kitabı), (Yay. Haz: Wolfgang Benedek, Çev: Mehveş Bingöllü Kılcı),    Türkiye Adalet Akademisi Yayınları, 2014

Kolluk Kuvvetleri Kılavuzu (Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Kolluk Kuvvetleri Kapasite Geliştirme Eğitimleri Materyali), Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Yayını, Ankara, 2017

Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması (Özet Rapor), Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü ve Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü Materyali, Ankara, 2014

http://www.kararlaryeni.anayasa.gov.tr/BireyselKarar/Content/150a65d5-ac09-4356-bc10-9879ae543a5a?wordsOnly=False (Edinme Tarihi: 13.04.2019)

 

 

* Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi

[1] Doktrinde 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’dan önce kamu otoritesinde “suç işlenmeden müdahale edemeyiz” görüşünün hâkim olduğu ve 6284 sayılı kanun ile bu anlayışın önüne geçildiği ileri sürülmüştür. Bkz. ŞEN, Ersan, Bireyin Şiddete Karşı Korunması, https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?f=21&t=389229#p432479 (Edinme Tarihi: 08.03.2019)

[2] Bundan sonra “6284 sayılı kanun” olarak anılacaktır.

[3] Gerçekten İstanbul Sözleşmesi’nin , 9 uncu bölümünde “İzleme Yöntemi” başlığı altında “Kadınlara Yönelik Şiddetle ve Aile İçi Şiddetle Mücadele Konusunda Uzmanlar Grubu” yani kısa adıyla GREVIO  düzenlenmiştir. GREVIO, sözleşmenin uygulanmasının izlenmesinden sorumlu bağımsız, uzman bir kuruluştur. Bkz. BAYRAKTAR, Tuğba, “İstanbul Sözleşmesi ve 2017 Türkiye Gölge Raporuna İlişkin Bir Değerlendirme”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 26, S. 3, 2018, s. 95.

[4] MOROĞLU, Nazan, “Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi (6284 Sayılı Yasa ve İstanbul Sözleşmesi)”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 2012, S.99, s.366.

[5] Bundan sonra “yönetmelik” olarak anılacaktır.

[6] Mevzuatımızın bu yöndeki gelişim süreci için bkz. BÖLÜKBAŞI, Özge, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Kapsamında Kadının ve Aile Bireylerinin Korunması, Yetkin Yayınları, Ankara, 2015, s.17-21.

[7] Bkz. Kolluk Kuvvetleri Kılavuzu (Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Kolluk Kuvvetleri Kapasite Geliştirme Eğitimleri Materyali), Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Yayını, Ankara, 2017, s.26.

[8] KARAMAN, Ebru, “Türkiye’de Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesinde Devletin Sorumluluğu”, Uluslararası Avrasya Ekonomileri Konferansı, 9-11 Eylül 2015, Kazan/RUSYA, Bildiri Kitabı, s. 587.

[9]  Kolluk Kuvvetleri Kılavuzu, s.28-29.

[10] Çalışma kapsamında “Bakanlık” ifadesi ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kastedilmektedir.

[11] ÖZTÜRK, Necla, “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunun Getirdiği Bazı Yenilikler ve Öneriler”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.8, S.1., 2017, s.14.

[12]   ATAY, Ender Ethem, İdare Hukuku, Turhan Kitabevi, Ankara, 2016, s.643.

[13] YILDIRIM, Turan/YASİN, Melikşah/KAMAN, Nur/ÖZDEMİR, H.Eyüp/ÜSTÜN, Gül/TEKİNSOY, Özge Okay, İdare Hukuku, Oniki Levha Yayınları, İstanbul, 2015, s.549. Yenisey ve Nuhoğlu, adli kolluk kavramının organik anlamına yönelik bir nitelendirmeyle adli kolluğu “Bir suç işlendikten sonra bu suçun izlerini araştıran uzman personele adli kolluk denir” şeklinde ifade etmiştir. Bkz. YENİSEY, Feridun/NUHOĞLU, Ayşe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayınları, Ankara, 2017, s.159.

[14] AKKAŞ, İbrahim/ UYANIK, Zeki, “Kadına Yönelik Şiddet”, Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2016, 6 (1), s.40.

[15]AYM Başvuru No: 2013/3758, Karar Tarihi: 6.1.2016: Buna göre “6284 sayılı Kanun’da düzenlenen tedbir kararlarının, verildiği anda infaz kabiliyetini haiz olması nedeniyle bu kanun ile amaçlanan ‘acil müdahale’ olgusunun bu aşamada sağlanmış olacağı, bu amacın gerçekleşmesi adına tedbir kararında, şiddetin var olduğuna yönelik kanaate nasıl ulaşıldığının açıklanması yani gerekçe açısından daha esnek bir yaklaşım usulünün benimsenebileceği ancak bu yaklaşıma ait sınırın olayların özelliğine göre gerekçeli karar hakkının temel esaslarına zarar vermeyecek düzeyde belirlenmesinin de gerekli olduğu açıktır. Bu kapsamda söz konusu kararlarda yer verilen gerekçelerde, ileri sürülen zarar riski ve olgulara göre, talebin ilgili mevzuat çerçevesinde kabul görmesi için temel unsurları taşıyıp taşımadığının ortaya konulması yeterli olacaktır.” http://www.kararlaryeni.anayasa.gov.tr/BireyselKarar/Content/150a65d5-ac09-4356-bc10-9879ae543a5a?wordsOnly=False (Edinme Tarihi: 13.04.2019)

[16] Aynı yöndeki görüş için Bkz. BÖLÜKBAŞI, Kadının ve Aile Bireylerinin Korunması, s.32. Ceylan da 6284 sayılı kanundaki bu belirsizliğin ortadan kaldırılabilmesi için “açık, ani, yakın tehlike” gibi ifadelerin bulunması gerektiğini belirtmektedir. Bkz. CEYLAN, Ebru, “Türk Hukukunda Aile İçi Şiddet ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesiyle İlgili Yeni Düzenlemeler”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 2013, S.109, s.21. Bkz. CEYLAN, Ebru, “6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanuna Göre Kanun Kapsamına Girenlerin Korunmasıyla İlgili Değerlendirmeler”, İstanbul Barosu Dergisi, 2017, C.91,S.1, s.28.

[17] Yönetmeliğin 3 üncü maddesinde aydınlatılmış rıza “Korunan kişinin kendisi hakkında verilebilecek tedbir kararının anlayabileceği bir biçimde sebepleri, aşamaları ve sonuçları hakkında açıklama yapılarak bilgilendirilmesi ve özgür iradesi ile bu hususların tamamını anlayıp kabul ettiğine dair yazılı beyanını  ifade eder” şeklinde tanımlanmıştır.

[18] Aynı yöndeki bir görüş ve yaşanmış örnek bir olay için Bkz. İnsan Haklarını Anlamak (İnsan Hakları Eğitimi El Kitabı), (Yay. Haz: Wolfgang Benedek, Çev: Mehveş Bingöllü Kılcı),    Türkiye Adalet Akademisi Yayınları, 2014, s.182.

[19] Çetiner, bu yönteme ek olarak hakkında evden uzaklaştırma tedbiri uygulanan şiddet uygulayanlara barınma imkânı verilmesini de önermiştir. Bkz. ÇETİNER, Tarıkhan, “Aile İçi ve Kadına Karşı Şiddetle Mücadelede Polisin Rolü ve Sorumlulukları”, Kadına Karşı Şiddetle Mücadele (Editörler: Coşkun TAŞTAN, Aslıhan KÜÇÜKER YILDIZ), Polis Akademisi Yayınları, Ankara, 2018, s.143.

[20] Türkiye’de kadın cinayetleri ile ilgili yapılan bir çalışmada bu konunun hassasiyeti orta konulmuş ve konuya ilişkin çeşitli örnekler verilmiştir. Buna göre;  tedbir kararına aykırı davrandığı için eşini şikâyete giden kadının hastane muayenesi sonrasında kolluk ekip aracından iner inmez öldürüldüğü bir vakaya rastlandığı gibi tedbir kararı uygulandığı için birkaç gün sokakta kalıp insanların kendisine dilenci gibi bakmasından rahatsız olarak evine pencereden girip, evdeki eşini öldüren bir kimsenin fiili de kayıtlara geçmiştir. Bkz. TAŞTAN, Coşkun/YILDIZ, Aslıhan KÜÇÜKER, Türkiye’de Kadın Cinayetleri, Polis Akademisi Yayınları, Ankara, 2019, s.164.

[21] YAĞCIOĞLU, Ali Haydar, “6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ve Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi,  Prof. Dr. Şeref  ERTAŞ’a Armağan, C.19, Özel Sayı, 2017, s.925.

[22] Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması (Özet Rapor), Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü ve Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü Materyali, Ankara, 2014, s.36.

[23] ŞEN’e göre 6284 sayılı kanunun tanımladığı şiddet kavramını, Türk Ceza Kanunu’nda yer alan cinsel taciz (m. 105), tehdit (m.106), şantaj (m. 107), cebir (m. 108) , inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme (m.115), kişilerin huzur ve sükûnunu bozma (m.123) suçlarında görmek mümkündür. Türk Ceza Kanunu şiddet kavramını fiziki müdahale olarak görürken, 6284 sayılı kanunda yer alan şiddet, daha geniş anlamda tehdidi, şantajı, cebir ve şiddeti, inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engellemeyi ve hatta hürriyeti tahdidi de kapsamaktadır. Bkz. ŞEN, Bireyin Şiddete Karşı Korunması, https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?f=21&t=389229#p432479 (Edinme Tarihi: 08.03.2019)

 

 


Paylaş
İşlem Sonucu