
Sosyal medya ve dijital mecralarda, Eskişehir Mihalgazi Belediye Başkanı olan bir kadın yöneticinin kıyafeti üzerinden aşağılayıcı, küçük düşürücü ve ayrımcı nitelikte ifadelerle hedef alındığına ilişkin paylaşımlar kamuoyuna yansımıştır.
Kişilerin cinsiyeti, inancı, yaşam tarzı veya kıyafeti üzerinden hedef alınması; eşitlik ilkesine ve insan onuruna açık bir saldırı niteliği taşımaktadır. Bu tür ifadeler, demokratik toplumlarda kabul edilebilir eleştiri sınırlarını aşarak nefret söylemi ve ayrımcılığın yaygınlaşmasına yol açmaktadır.
Nefret söylemi kavramına ilişkin ulusal ve uluslararası hukukta yeknesak ve açık bir tanım bulunmamakta olup hangi ifadelerin ifade özgürlüğü kapsamında kalacağı, hangilerinin nefret söylemi niteliği taşıyacağı somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 5’inci maddesinde devletin temel amaç ve görevleri kapsamında insan onurunun korunmasına, 10’uncu maddesinde kanun önünde eşitlik ilkesine ve ayrımcılık yasağına, 14’üncü maddesinde temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmasının yasaklanmasına, 17’nci maddesinde ise kişinin maddi ve manevi varlığının korunmasına ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamelenin yasaklanmasına ilişkin hükümlere yer verilmektedir.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin “Nefret içeren ifadeler” konulu 97(20) sayılı Tavsiye Kararı’nda nefret söylemi; ırkçı nefreti, yabancı düşmanlığını, dinsel hoşgörüsüzlüğü ve azınlıklara ya da belirli gruplara yönelik ayrımcılığı, düşmanlığı yayan, teşvik eden veya meşrulaştıran her türlü ifade biçimi olarak tanımlanmaktadır.
Birleşmiş Milletler’in 2019 tarihli Nefret Söylemi Stratejisi ve Eylem Planı’nda ise nefret söylemi; din, etnik köken, ulusal kimlik, cinsiyet veya benzeri temeller üzerinden kişi ya da gruplara yöneltilen aşağılayıcı ve ayrımcı ifadeler olarak ele alınmaktadır.
Irkçılığa ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu’nun (ECRI) “Nefret Söylemi ile Mücadele” konulu 15 No.lu Genel Politika Tavsiye Kararı’nda da; kamuoyunda tanınan kişilerin ve özellikle siyasetçilerin, nefret söyleminin tehdit ettiği değerleri koruma ve güçlendirme hususunda özel bir sorumluluk taşıdıklarına dikkat çekilmektedir.
Dini ayrımcılığın tipik bir göstergesi olarak İslam karşıtlığı, Müslüman birey ve gruplara karşı ayrımcı tutumları derinleştirmektedir. Nitekim İslam karşıtı söylem ve davranışlar; Müslüman kişi ve toplulukları, camileri, ibadethaneleri ve mezarlıklar gibi kutsal mekânları, Müslüman kişilerin evleri, okulları ve kuruluşları, kılık kıyafetleri gibi unsurları hedeflemektedir. Bu çerçevede dinî aidiyet üzerinden genelleme yapan, hoşgörüsüzlüğü pekiştiren ve toplumsal dışlamayı meşrulaştıran olaya konu paylaşımlar; ayrımcılığı ve nefreti teşvik etmektedir.
Bu ilkeler ışığında, seçilmiş bir kamu görevlisinin ya da herhangi bir kişinin cinsiyeti, inancı veya giyim tercihi üzerinden aşağılanmasının ve hedef gösterilmesinin ifade özgürlüğünün koruma alanı içerisinde değerlendirilemeyeceği açıktır.
Temel misyonu insan onurunu esas alarak kişilerin eşit muamele görme hakkını güvence altına almak ve ayrımcılıkla mücadele etmek olan Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, bu nefret söyleminin toplumun çok geniş kesimleri tarafından mahkûm edilmesinin önemini vurgularken başta kamusal sorumluluk taşıyan kişiler olmak üzere toplumun tüm kesimlerini, ayrımcı ve dışlayıcı söylemlerden kaçınmaya ve insan onuruna saygılı bir dil kullanmaya davet etmektedir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.