Prof. Dr.M. Refik KORKUSUZ

 Tebliği Buradan İzleyebilirsiniz.

 

 

AİLENİN KORUNMASINA İLİŞKİN UA SÖZLEŞMELERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GETİRDİĞİ PRATİK PROBLEMLER

 

ABSTRACT;

Convention texts adopted by the United Nations; it contains high and detailed standards on violence for the family. It includes provisions to regulate the comities, duties and functioning of the organs composed of members specialized in the field of violence against women. The main goal of this comities to follow the requirements of the Convention.

 

Within the framework of some international convantions; domestic violence is understood to include any acts of violence between existing or former spouses or partners, whether or not they live in the same household. The obligations of the contract remain valid even as much as they are in extraordinary times. Even in cases of armed conflict, it remains valid and must be guaranteed by States Parties.

 

Instead of the basic and nuclear family concept, this has led to imbalances in the system of family values of very new individual freedom and individual freedom approaches in the respective countries. In particular, the traditional role of the man in the family in the conservative family concept has changed with some concepts such as equality without offering an alternative, causing both men and women to have problems in the family home. In this case, differentiation caused the disclosure of privacy and caused a period of coldness in relations. In spite of everything, unlike the advanced family structures that stand for individual freedom; In addition to the traditional family discipline, the established culture of humility and commitment of spouses continues to replace formal relations.

 

KEY WORDS; Convention, violence for the family, family concept, family values, new individual liberty.

 

ÖZET;

Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen Sözleşme metinleri; aile için şiddet konusunda yüksek ve ayrıntılı standartlar içermektedir. Kadına yönelik şiddet alanında uzmanlaşmış üyelerden oluşan organların kuruluşunu, görevlerini ve işleyişini düzenleyen hükümleri içermektedir. Amaç, uluslar arası sözleşmelerin öngördüğü hususların ifasının gözetilmesi ve şartlarını yerine getirmesidir.

Diğer bir kısım  sözleşmelerde ise;  aile içi şiddetin, aynı evde yaşasın ya da yaşamasın, mevcut veya eski eşler veya eşler arasındaki şiddet eylemlerini içerdiği anlaşılmaktadır. Sözleşmenin yükümlülükleri, olağanüstü zamanlarda olduğu gibi bile geçerlidir. Silahlı çatışma durumlarında bile, geçerli kalır ve Taraf Devletler tarafından güvence altına alınmalıdır.

Temel ve çekirdek aile kavramı yerine, bu, ilgili ülkelerde çok yeni bireysel özgürlük ve bireysel özgürlük yaklaşımlarının aile değerleri sistemindeki dengesizliklere yol açmıştır. Geleneksel anlayıştaki ailede; erkeğin geleneksel rolü, alternatif sunmadan eşitlik gibi bazı kavramlarla değişti, hem erkek hem de kadınların aile yuvası içinde sıkıntıların ortaya çıkmasına neden oldu. Bu durumda,farklılaşma, mahremiyetin ifşasına neden olduğu gibi, ilişkilerde genel olarak soğukluk dönemine girilmesine neden oldu. Her şeye rağmen, bireysel özgürlüğü ön plana alan gelişmiş aile yapılarının aksine; gelenekselAile içi disipline ek olarak, alçakgönüllülük ve eşlerin taahhüdü konusundaki yerleşik kültür, resmi ilişkilerin yerini almaya devam etmektedir.

 

ANAHTAR KELİMELER; Sözleşme, aile için şiddet, aile kavramı, aile değerleri, yeni bireysel özgürlük.

 

I-                GİRİŞ

İnsanların özel  dünyalarına vurulabilen en kutsal olan  bir mühür olan aile, insan için olduğu kadar toplum için de vazgeçilmez bir kurumdur. Aile var olmasına aracılık ettiği insanı korur, besler, büyütür, eğitir ve destekler. Ancak aile kelimesinin “sürekli bir ihtiyaca” işaret ettiği düşünüldüğünde, maddiyatın ötesinde bir duygu ve maneviyat ihtiyacının ailede karşılandığı anlaşılır. Aile, bedenlerin yanı sıra kalpleri buluşturan muhteşem bir birlikteliktir. Aile bireylerini birbirine bağlayan muhabbet ve merhamet bağları ne kadar güçlüyse, aile de toplum da o kadar güçlü ve sağlıklı olur

Aile hukukunun korunması denilince, hiç kuşkusuz, dikkatten uzak tutmamamız gereken hususlardan birisi de kadının korunmasıdır. Özellikle "aile içi şiddet" in yüksek olduğu toplumlarda, bu problem, her gün biraz daha fazla ortaya çıkıyor. Bu nedenle, bu uluslararası toplantıda, aile içi şiddetin en büyük mağduru olan kadınların korunması hususundaki uluslararası sözleşmeleri gündeme getireceğim. Bu uluslararası sözleşmelerin belli başlı olanlarını sizinle paylaşacağım.  

Geleneklerine bağlı toplumlarda, Ailenin toplumun temel taşı olduğu, her türlü münakaşadan varestedir. Ancak, gelişen şartlar ve olumsuzluklar, ailenin korunmasına yönelik gerek uluslararası düzeyde ve gerekse de ulusal düzeyde bir takım düzenlemelerin yapılmasını zorunlu kılmıştır. Bu sözleşmelerin belli başlı olanlarını ve kısa muhtevalarını aşağıdaki şekilde tespit etmek mümkündür.

 

  

II-             AİLENİN KORUNMASINA İLİŞKİN ULUSLAR ARASI SÖZLEŞMELER

 

A-   BM İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ  (1948)

İnsanın temel  haklarına, insan şahsının haysiyet ve değerine, erkek ve kadınların eşitliğine olan imanlarını bir kere daha ilan etmiş olmalarına ve sosyal ilerlemeyi kolaylaştırmaya, daha geniş bir hürriyet içerisinde daha iyi hayat şartları kurmaya karar verdiklerini beyan etmiş ve ilgili maddede, ailenin korunması hususunu özel olarak düzenlemiştir.

Madde 16

1. Evlilik çağına varan her erkek ve kadın, ırk, vatandaşlık veya din bakımından hiçbir kısıtlamaya tabi olmaksızın evlenmek ve aile kurmak hakkına haizdir. Her erkek ve kadın evlenme konusunda, evlilik süresince ve evliliğin sona ermesinde eşit hakları haizdir.

 2. Evlenme akdi ancak müstakbel eşlerin serbest ve tam rızasıyla yapılır.

3. Aile, cemiyetin tabii ve temel unsurudur, cemiyet ve devlet tarafından korunmak hakkını haizdir.

 

B-    BM MEDENİ VE SİYASAL HAKLARI SÖZEŞMESİ (1966)

Bu sözleşme, BM genel kurulu’ nda, 1966 yılında kabul edilmiş olmakla birlikte 1976 yılında yürürlüğe girmiştir. Genel olarak kişilerin medeni ve siyasi haklarını düzenlemekle birlikte aile kurmaya ve onu korumaya yönelik olarak ta bazı hükümleri ihtiva etmektedir.

Madde 23

Ailenin korunması

1. Aile toplumun doğal ve esaslı bir birimidir, ve aile toplum ve Devlet tarafından korunma hakkına sahiptir.

2. Evlilik çağındaki her erkek ve Kadının evlenme ve aile kurma hakkı hukuk tarafından tanınır.

3. Evlenecek eşlerin tam ve serbest iradeleri ile kurulmayan bir evlilik geçerli sayılmaz.

 4. Bu Sözleşmeye taraf Devletler, eşlerin evlilik konusunda, evliliğin devam ettiği sürece ve boşanmada eşit hak ve yükümlülüklere sahip olmaları için gerekli önlemleri alır. Boşanma halinde çocukların korunması için gerekli hükümler konur.

 

C-   BM TÜM GÖÇMEN İŞÇİLERİN VE AİLE FERTLERİNİN HAKLARININ KORUNMASINA DAİR ULUSLARARASI SÖZLEŞME

Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 18 Aralık 1990 tarih ve 45/158 sayılı kararıyla kabul edilmiş ve imzaya açılmıştır. 1 Temmuz 2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Madde 14

Hiçbir göçmen işçinin veya aile ferdinin özel hayatına, ailesine, konutuna, mektuplaşmasına veya diğer şekilde haberleşmesine keyfî ve gayrî kanunî müdahalelerde bulunulamaz; şeref ve haysiyetlerine gayrî kanunî saldırılar yapılamaz. Herbir göçmen işçi ve aile ferdî bu tür saldırılara ve müdahalelere karşı kanunun öngördüğü korumadan yararlanma hakkına sahip olacaktır.

Sözleşme, öz olarak, göçmen işçileri ve aile bireylerini, hakim unsura karşı koruyan temel bir uluslararası sözleşme mahiyetini taşımaktadır.

D-   BM KADINA KARŞI HER TÜRLÜ AYRIMCILĞIN ORTADAN KALDIRILMASI SÖZLEŞMESİ (CEDAW)

 BM düzeyindeki 9 temel insan hakları sözleşmesinden biri olan  bu sözleşme (CEDAW), Uluslararası kadın hakları yasası olarak da kabul edilmektedir. Bu sözleşmeye taraf olan ülkelerde kadın haklarının güvence altına alınmasını ve geliştirilmesini hedefleyen en yararlı araçlardan biridir. Gerçek eşitlik iddiasını  hedefleyen CEDAW, sözleşmeyi imzalayan devletlerin kadınlara yönelik ayrımcılığın tüm biçimlerini önlemek, kadınların toplumsal durumlarını iyileştirmek, toplumsal cinsiyet ilişkilerini ve toplumsal cinsiyete dayalı ön yargıları değiştirmek üzere taahhütlerde bulunmasını amaçlamaktadır.

CEDAW, BM Genel Kurulu tarafından 1979′da kabul edilip 1981′de yürürlüğe girdi ve Türkiye tarafından 1985 yılında imzalandı. Sözleşmenin imzalanması, taraf devletleri kadınlara karşı ayrımcılığın ortadan kaldırılması için somut adımlar atmakla ve CEDAW Komitesi’ne düzenli olarak kadının insan haklarının geliştirilmesi konusunda ülkedeki devlet uygulamalarını raporlamak ve sunmakla yükümlü kılmaktadır. Sözleşme uyarınca, taraf devletlerin, ilki Sözleşme’nin kabulünden bir sene sonra, diğerleri de her dört senede bir olmak koşulu ile ülke raporu / resmi rapor sunması gerekmektedir.

 

E-    AK KADINA YÖNELİK ŞİDDET VE EV İÇİ ŞİDDETİN ÖNLENMESİ VE BUNLARLA MÜCADELEYE DAİR AVRUPA KONSEYİ SÖZLEŞMESİ

İstanbul’da imzalandığı için  “İstanbul Sözleşmesi” olarak bilinen bu düzenlemede, aile içi şiddeti yasaklayan ve tıpkı CEDAW gibi, bir takip ve denetleme kurulu sistemi getiren bir oluşum var.  Sözleşme 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açıldı, 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girdi. Son olarak Şubat 2018 tarihinde Strazburg’ ta yapılan 13. Genel kurul toplantısı ile sözleşmede yeni unsurlar kabul edildi. 

Sözleşme metni özellikle aile için şiddet konularında getirdiği yüksek ve detaylı standartları içeren hükümlerin yanı sıra bir de Sözleşmenin gereklerini takip için oluşturulacak ve kadına yönelik şiddet alanında uzman üyelerden oluşan GREVIO (Kadınlara Karşı Şiddet ve Ev İçi Şiddete Karşı Uzman Eylem Grubu) adlı organın kuruluşunu, görevlerini ve işleyişini düzenleyen hükümler içermektedir.

Sözleşme çerçevesinde eviçi şiddet, aynı evde yaşıyor olsun ya da olmasın mevcut ya da eski eş ya da partnerler arasında yaşanan her türlü şiddet edimini içerecek şekilde anlaşmaktadır. Sözleşmenin getirdiği yükümlülükler o denli kapsamlı olduğu kadar olağan üstü zamanlarda bile geçerliliğini korur. Hatta silahlı çatışma durumlarında bile geçerliliğini korur ve Taraf Devletlerin bunu garanti altına alması gereken bir niteliktedir.

III-          SÖZLEŞMELERİN ORTAK ÖZELLİKLERİ

Aile toplumun doğal ve esaslı bir birimidir, ve aile toplum ve Devlet tarafından korunma hakkına sahiptir. Evlilik çağındaki her erkek ve Kadının evlenme ve aile kurma hakkı hukuk tarafından tanınır. Evlenecek eşlerin tam ve serbest iradeleri ile kurulmayan bir evlilik geçerli sayılmaz.

Evlilik çağına varan her erkek ve kadın, ırk, vatandaşlık veya din bakımından hiçbir kısıtlamaya tabi olmaksızın evlenmek ve aile kurmak hakkına haizdir. Her erkek ve kadın evlenme konusunda, evlilik süresince ve evliliğin sona ermesinde eşit hakları haizdir. Evlenme akdi ancak müstakbel eşlerin serbest ve tam rızasıyla yapılır.

 Aile, cemiyetin tabii ve temel unsurudur, cemiyet ve devlet tarafından korunmak hakkını haizdir.

Sözleşmeye taraf  Devletler, eşlerin evlilik konusunda, evliliğin devam ettiği sürece ve boşanmada eşit hak ve yükümlülüklere sahip olmaları için gerekli önlemleri alır. Boşanma halinde çocukların korunması için gerekli hükümler kabul edilmek durumundadır.

Uyuşmazlığın ortaya çıktığı anda, kadının beyanı esas alınmak üzere ve kadının mağduriyetini önlemek için her türlü önlem derhal alınmak zorundadır. Bir başka anlatımla, bu husus, devletin temel görevleri arasında olduğu belirtilmiştir.

IV-           GELENEKSEL AİLE YAPISINI SAVUNANLARIN YAKLAŞIMLARI

İslam’ın ve diğer semavi dinlerin kadın konulu öğretileri ile tarihte ve günümüz toplumlarında egemen olan düşünce, telakki ve uygulamalar arasında derin farklar bulunmaktadır.

Kadın ile ilgili sorunlar, kadın hakkında oluşan yanlış algı ve yargılar sadece doğu toplumlarının ya da İslam toplumlarının sorunu olmayıp bütün bir insanlığın problemidir. Zira kadın-erkek arasındaki biyolojik farklılığın toplumsal ve kültürel bir farklılığa dönüştürülmesi bin yılların ötesinden günümüze intikal eden, zamana ve değişime karşı son derece dayanıklı bir ideoloji olarak karşımızda durmaktadır.

Ailenin temel niteliğini külliyen değiştirmeye çalışmanın, topluma çok büyük katkı vereceğini söylemek zor. Ancak, tam aksine, geleneksel yapıya vurulan her darbe, aile kurumunu yıpratıcı nitelikte olabilir. Özellikle Uluslar arası sözleşmede, rollerin adalet idesi ile imtizacını sağlamadan üye devletlerde yürürlüğe girmesi, yerleşik rollerin sorgulanmasını ve kurumun işlerliğini minimize edilmesi sonucunu çıkaracaktır.

SONUÇ;

Söz konusu uluslararası sözleşmeleri genel anlamda incelediğimizde;

1-     UA sözleşmeler, özde iyiniyetli ve mutlak bir kadın-erkek eşitliği temelinde bir aile yapısı kurmayı ve bu kurulum üzerinde aile sistemini korumayı amaçlayan bir gayret içinde olunduğu görülmektedir.

2-     Ancak mezkur  sözleşmelerde, ülkenin sahip olduğu değerler ve  geleneksel yapılara çok fazla saygı duyulmamaktadır. Bu durum  da devletlerin uygulamalarında önemli bir sorunun ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

3-     UA sözleşmeleri ve toplumların farklı değerlerinin çatışması sonucunda; devletlerde hakim olan yerel anlayış ile devletleri farklı davranışa iten uluslararası hakim anlayış arasında telfik edilemez ve kolay kolay giderilemez problemlere neden olunabilmektedir.

4-     Özellikle  Ortadoğu  ülkeleri başta olmak üzere, Müslümanlık dinine mensup insanların ailelerindeki  yüzlerce ve belki de  yerleşik kuralların  değişimlerinin kanun zoruyla olması çoğu zaman ters tepmektedir.  Hakim kültür ile uyuşmadığı için uygulamada  aile kuralları ile devlet kuralları arasında çatışmaya neden olmaktadır.

5-     Öte yandan her gün artan uydu kanalları, internet ve cep telefonlarının hızlı yayılması üzerindeki etkisi ile temel işlevleriyle bilinen ailesinin yapısının ötesine geçerek, son yıllarda artan sosyal değerler ve yeni davranışsal direktifler üzerinde etkili olmaktadır.

6-      Temel ve çekirdek aile anlayışının yerine, bu kültüre çok yeni ferdi özgürlük ve ilgili ülkelerdeki ferdi hürriyete ilişkin   aile değerleri sistemindeki dengesizliklere yol açmıştır.  Ailie içindeki erkeğin geleneksel rolünün alternatif sunulmadan eşitlik gibi bazı kavramlarla değişmesi, hem kadını hem de erkeği sıkıntıya sokmuştur. Bu durum da, bu da itaatsizlik, mahremiyet ve kendi kendine yarı yakınlık, karşılıklı dayanışma ve yasaklanma gibi kavramlardan sıyrılarak sonuçlanmıştır. Aile içindeki disiplinin yanı sıra, alçak gönüllülük ve eşlerin birbirlerine bağlılığı hakkındaki yerleşik kültürün yerini resmi ilişkiler almaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Paylaş
İşlem Sonucu