Doç. Dr. Zekiye Demir

Tebliği Buradan İzleyebilirsiniz.

 

BOŞANMAYI TETİKLEYEN FAKTÖRLER VE AİLENİN SÜRDÜRÜLMESİ İÇİN ALINABİLECEK TEDBİRLER

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de evlenme yaşının yukarıya kaydığı ve oranının düştüğü buna karşılık boşanma oranlarının ise arttığı görülmektedir. Bu çalışma, şimdiye kadar yapılan alan araştırmaları, ilgili literatür ve kişisel gözlem çerçevesinde, ülkemizde boşanmayı tetikleyen faktörlerin neler olabileceğini analiz etmeyi ve boşanma oranlarının artış göstermesini önleyici bir başka ifade ile ailenin sürdürülebilmesi için alınabilecek tedbirlerin neler olabileceğini ortaya koymayı amaçlanmaktadır.

Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde boşanmayı tetikleyen faktörlerin ortaya konacak, ikinci bölümde evliliklerin sürdürebilirliğinin artırılması yani boşanmayı tetikleyen faktörlerin azaltılması imkânı ele alınacaktır.

  1. Boşanmayı Tetikleyen Faktörler

Evlilik, toplumumuzda hem medeni hukuka hem de İslam hukukuna göre nikâh bağı ile kadın ve erkeği birbirine bağlayan bir tür sözleşmedir. Bu sözleşme her iki tarafa bazı haklar verir ve buna karşılık da sorumluluklar yükler. Nikâh bağının çözülmesi yani anlaşmanın bozulması ile de boşanma gerçekleşir.

Normal şartlar altında evlilik, her hangi bir zorlama olmadan iki tarafın rızası ve isteği ile gerçekleşir. Büyük bir ümitle, isteyerek, heyecanla yapılan evliliğin, boşanma ile sonuçlanması elbette istenmeyen bir durumdur. Bu nedenle tüm dünyada yaygınlık kazanmasına rağmen boşanma hoş karşılanmayan ve istenmeyen bir olgudur ve sadece boşanan çiftler değil diğer aile fertleri üzerinde de olumsuz ve üzücü sonuçlar doğurur.

Her ne kadar istenmeyen bir durum olsa da tüm dünyada ve tabi ki bizim toplumumuzda da boşanma hızı evlenme hızından daha yüksektir. Söz konusu durum, toplumun geleceği için çok yönlü kaygıların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Zira aile kurumu, toplumun düzeninin sağlanmasında ve neslin devamlılığında halen büyük bir işleve sahiptir. Bu nedenle hem kamu sorumluları hem de toplum bilimciler boşanmaları azaltmak ve evliliklerin sürdürebilirliğini artırmak için ne yapılabileceği üzerinde düşünmektedirler.

Boşanmaların azaltılması için önce neden boşanıldığı üzerine yoğunlaşmak gerekmektedir.

İslam hukukunda boşanmanın nedenleri üzerinde ayrıntılı bir bilgi bulunmaz. Ancak Hadislerde haklı bir sebep olmaksızın boşanma talep etmek kınanmıştır.[1]

Ülkemizde Medeni Kanuna göre boşanmanın nedenleri özel ve genel nedenler olmak üzere ikiye ayrılır. Özel nedenler olarak zina; hayata kast, pek kötü ve onur kırıcı davranış; suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme; terk; akıl hastalığı sayılır. Genel nedenler ise evlilik birliğinin temelden sarsılması, eşlerin anlaşarak boşanmak istemeleri, hâkim tarafından boşanma talebinin reddinden sonra üç yıl eşlerin bir araya gelmemeleri sayılır.

 Genel nedenler biri olarak sayılan ‘evlilik birliğinin temelinden sarsılması’ soyut bir ifadedir ve içine pek çok şey girebilir. Bunlardan bazılarını şöyle sayılabilir: eşine iftira atmak, aile sırlarını açıklamak, eşi ailesi ile görüşmemek, eşin ailesine hakaret, başkasını sevdiğini söylemek, eşini sevmediğini söylemek, aşırı kıskançlık, bağımsız konut sağlamamak, cimri olmak, üvey çocuklara kötü davranmak, evi sık sık terk etmek, eşin hastalığı, cinsel ilişki kuramamak yada kaçınmak, zorla ters ilişki, ev eşyasına zarar vermek, sürekli alkol almak, haklı sebep olmaksızın yıkanmaktan kaçınmak, fuhuşa zorlamak, sürekli kavga etmek vs..[2] Bu listeye onlarcası daha eklenebilir.

Boşanacak çift, hukuken yukarıda sayılan ve yelpazesi oldukça geniş olan özel veya genel nedenlerden birini boşanmaya gerekçe göstermek zorundadır. Ama boşanmanın gerçek sebebi ile görünen sebebi aynı mıdır ve boşanmayı hangi durumlar, hangi sorunlar, hangi konular en çok tetiklemektedir?

Hem TUİK, Aileden sorumlu genel müdürlük ya da bakanlık, TBMM gibi kamu kurumlarınca hem de akademisyen ve araştırmacılarca boşanmış kişiler üzerine yapılan alan araştırmaları incelediğinde bir boşanma kayıtlarına geçen sebeplerden bir de gerçek sebeplerden bahsedilir. Yani boşanmayı talep eden kişinin mahkemeye başvururken kanunun saydığı maddelerden birini gösterdiği sebep ile asıl sebep bire bir örtüşmeyebilir.

TÜİK veri tabanından yıllara göre boşanma nedenlerine bakıldığında resmi kayıtlara göre %95 civarında boşanma nedeni ‘geçimsizlik’tir. Ancak geçimsizlik de “genel sebepler” gibi çok soyut bir gerekçedir. Pek çok şey geçimsizliği tetikleyebilir. Bunların başında TÜİK’e göre eşlerin birbirlerine karşı sorumsuz ve ilgisiz davranması ilk sırada gelmektedir. Bunu erkeğin evi geçindirmemesi veya geçimini sağlayamaması ile eşin ailesinin aile içi ilişkilere karışması, eşlerin ailelerine karşı saygısız davranması gelmektedir.[3]

Başka bir çalışmada boşanmayı tetikleyen gerçek sebeplerin başında; eşlerin farklı kişisel özelliklere sahip olmalarından kaynaklanan uyumsuzluklar, modern hayatın getirdiği otorite sorunu, eşlerin birbirine yönelik değil de başkalarına yönelik kusurlu halleri, eşlerin evi- çocuğu ihmal gibi birbirine karşı kusurları, cinsel sadakatsizlik gibi gayr-ı ahlaki davranışlarda bulunmaları gelmektedir.[4]

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca yapılan bir araştırmada ise boşanmaya götüren sebepler olarak en çoktan başlamak üzere; yakın çevrenin evliliğe müdahalesi, duygusal ilişki yetersizliği, aldatma, ekonomik sorunlar, şiddet, ev içi görev ve sorumluluklar, yaşam tarzı veya değerleri/hayat görüşü farklılığı, cinsellik hayat gibi nedenler sıralanmıştır. Aynı araştırmada evliliğin ilk beş yılı içinde gerçekleşen boşanma sebepleri olarak kadın için; şiddet, alışkanlıklar, aldatma, duygusal ilişki ve ekonomik sorunlar gösterilirken erkek için; yakın çevre, duygusal ilişki, ekonomik sorunlar ile aldatma, ev içi görev ve sorumluluklar gösterilmiştir.[5]

Başka bir araştırmada boşanma isteği ile ilgili Din İşleri Yüksek Kuruluna gelen soruların analize göre boşanmayı tetikleyen nedenlerin başında; 1. Hakaret, huysuzluk- sinirlilik, kavga gibi eşin olumsuz davranışı. 2. Erkeğin ya da kadının ailesiyle ilgili yakın akraba krizi. 3.Dini hayat farkı. 4.Cinsel yaşam sayılmıştır.[6]

Sonuç olarak Birbirinden farklı bu araştırmalara ve kişisel gözlemlere dayanarak boşanmayı içerden (ev içi) ve dışardan (ev dışı) tetikleyen faktörleri olarak genellenilebilir.

Ev dışı faktörler. Bu faktörler oldukça etkili ve çoğu evliliğin sona ermesinde baş faktör olabilmesine rağmen çok çeşitli değildir:

  • Evli çiftlerin ebeveyn veya yakın akrabalarının evliliğe fazlaca müdahalesi, beklentisi, kendi doğrularına göre yeni kurulan aileyi yönlendirmelerinden kaynaklanabilmektedir.
  • Çiftlerin birbirinin ailelerinize karşı nezaketsiz, saygısız davranmalarından veya birisinin ailesine aşırı düşkün olup yeni yuvayı ihmal pahasına eski yuvayla ilişkinin sıkılığı ve aşırı ilgiden kaynaklanabilmektedir.

Ev iç faktörler. Oldukça çeşitlidir ve en çok dikkati çekenler şu şekilde gruplanabilir:

  • Eşlerin birbirlerine karşı hakaret, şiddet, saygısızlık, öfke, kavga içeren olumsuz davranışları,
  • Modern hayatın getirdiği bireyselliğin yoğunlaşması, rol paylaşımındaki kargaşa,
  • Evlilik ve boşanmayı yönelik bakışın değişmesi, özellikle dizi ve filmlerde aile kurumunun ciddiyetten uzak ele alınması ve boşanmanın sıradan bir olay olarak sunulması,
  • Farklı kişisel özelliklerin, yetişme ve yaşam tarzının, dini ve dünyevi görüş farkının uyuşamaması,
  • Eşin, evin ve çocukların ihmali,
  • Sadakatsiz ve gayri ahlaki talepler içeren cinsel yaşam.
  1. Ailenin Sürdürülmesi İçin Alınabilecek Tedbirler

Eurostat verilerine göre[7] tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de evlilik oranları azalırken boşanma oranları artmaktadır. Son 5 yılın boşanma istatistiklerine bakıldığında geçtiğimiz yıl (2018) bu oranda dikkati çeken bir artış hızı görülmektedir:

Tablo: 2014-2018 Yılları Boşanma İstatistiği[8]

Tabloya bakıldığında her ne kadar düzenli bir şekilde son 5 yıl için evliliğin ilk 5 yılında boşananların oranlarında kısmi bir azalma görülse de boşanma açısından evliliğin en kritik yılların ilk 5 yılı olduğu görülmektedir. Yine tabloda dikkati çeken bir diğer husus evliliğin 20 yıl üzerindeki dönemlerdeki yavaş bir oranda da olsa boşanma hızının artışıdır.

Bu sonuçlar uzun süreli evliliklerdeki boşanmayı da ihmal etmeden öncelikli projelerin evliliğin ilk yıllarını dikkate alarak yapılmak gerektiğini zorunlu kılmaktadır. Zira boşanmaların yaklaşık %40’ı evliliğin ilk 5 yılında gerçekleşmektedir.

Her şeyden önce ailenin sürdürülebilirliğin sağlanması amacı ile belli periyotlarda boşanan veya boşanmayı düşünenler ile ilgili araştırmalar yapılmalı evliliğin sürdürülebilirliği engelleyen nedenleri tespit edilmeli, program ve projeler bu reel durumla paralellik arz etmelidir.

Boşanmaların azaltmak ve aileyi güçlendirmek için hem kamu kurumları hem de sivil toplum örgütlerince birlikte ve koordineli hareket edilmelidir. Aileye yönelik hazırlanan programların ve hazırlanan kanunların yürürlüğe konulmadan önce hem sivil toplum örgütlerinin görüşü alınmalı hem de konular kamuoyunda tartışılmalı, programların ve kanunların topluma uygunluğu dikkate alınmalı, fayda zarar tahlili yapılmalıdır.

Aileden sorumlu kamu kurumları ile medya organları arasında protokoller yapılmalı, buna göre rol model aile bireyleri içeren yayınlar yapılmalı, bu bağlamda yapılan dizi ve filmlere kamusal destek sağlanmalıdır. Gayri meşru ilişkileri sergileyen, ailenin saygınlığını gölgeleyen, hayalin ötesine geçmesi mümkün olmayan gerçek dışı aile modellerinin sergilendiği ve gençlerde aşırı beklenti yükseltecek yapımlardan kaçınılmasına özen göstermeleri konusunda yayın kuruluşları uyarılmalıdır.

Aileden sorumlu bakanlık yapımcı firmalara senaryo desteği sağlamak amacıyla senaryo yarışmaları düzenlemeli ve ayrıca her yıl en iyi aile dizisi ödülü verilmelidir.

Yapılan araştırma ve gözlemlerden hareketle genel aile eğitimleri, evlilik ve anne baba okullarının yaygınlaştırılmasının önem arz ettiği görülmektedir. Aileye yönelik olarak yapılan her program hem günümüz ailesini sağlamlaştırmaya hem de gelecekte daha sağlıklı aileler kurmaya katkı sağlayacaktır. Bu kapsamda kısa ve uzun vadeli eğitim planlamaları yapılmalıdır.

Eğitimler 3 grup dikkate alınarak yapılabilir: Hali hazırda evli olanlar için aile eğitimler, anne baba adayları için ebeveyn eğitimleri ve evlilik hazırlığında olanlar için evlilik eğitimleri. Bu eğitimlerde dil ve üslup genel kitlenin anlayışa uygun olmalıdır ve kadın erkek toplumun her iki cinsini de kapsamalıdır. Eğitimler ve içerikleri aşağıdaki şekilde planlanabilir.

Aile eğitimleri:

Aile eğitimleri boşanmaların en yoğun olduğu bölgelerden başlamak üzere tüm ülkede bölgenin ihtiyacı da dikkate alınarak programlanmalı, aile ile ilgili birimleri olan kurumlarla işbirliği ve eşgüdüm içinde gerektiğinde ilgili sivil toplum kurumlarından da yardım alarak yürütülmelidir.

Eğitimlerin içeriğinde olması gereken hususlar:

Aile kurumunun değeri anlatılmalı; bir aile çatısı altında yaşamanın biyolojik, psikolojik ve toplumsal olarak önemine örneklerle vurgu yapılmalıdır.

Evlilik ve boşanmaya bakışın değiştiği gözden kaçırılmamalıdır. Hızlı toplumsal değişme ile bireylerin hayata bakışlarında da değişimler ortaya çıkmaktadır. Geleneksel yaşam tarzı içinde evlilik ilişkisini sonlandırma yani boşanma toplumsal olarak pek hoş görülmeyen bir davranıştı. Boşanmış bireye eşini idare edemeyen, geçimsiz ve beceriksiz gözüyle bakılırdı hatta kötü bir şey yaptığı hissi yaşatılırdı. Bu bakış dolaylı veya doğrudan toplumsal gözetim ve baskı sağlardı. Evlilik ilişkisi her iki taraf için de dayanılmaz hale gelmedikçe, bu toplumsal baskı, boşanma önünde önemli bir bariyer görevi görürdü. Sosyal yapının değişmesiyle toplumsal gözetim etkisi de azalmış, bu bağlamda komşuların bile birbirinden pek haberdar ol(a)mayışı ve özellikle de yaygın izlenen filmlerdeki karakterlerin de katkısıyla boşanma, oldukça sıradan bir durum halini almıştır. Bu da kolayca boşanma kararı verilmesini artırmıştır. Oysa her güzel şeyin emek gerektiği, boşanmanın öyle sıradan bir olay olmadığı, bu kararın etraflıca düşünülmeden alınmaması gerektiği vurgulanmalıdır.

Evlilikte tek sorumlu olarak kadın görülmemelidir. Bir psikiyatrist facebook hesabından Mart 2019 da boşanmanın artığını yazmıştı. Takipçileri yorumlarında artış nedenlerini yazdı. Yorumlarda dikkat çeken husus, sebepler sayılırken hiç erkek de sunu yapıyor yazılmamış buna karşın kadının iş hayatında olması, kadına verilen nafakanın ömür boyu olması, kadının önlenemez birey olma iştahı gibi boşanmadan doğrudan kadının sorumlu tutulduğu maddeler sıralanmıştır. Bu suçlayıcı bakış evliliği sadece kadının omuzlarına yüklemekte, bozulmasından da sadece kadını sorumlu tutmaktadır. Oysa evlilik iki kişi ile birlikte kurulan bir kurumdur. Sorunları da tek bir tarafa yüklenemez. Bu zihniyet yapısının değişmesi gerekmektedir. Aynı durum aile ile ilgili eğitimlerinde de görülmektedir. Bu tür eğitimlere katılanların ağırlıklı çoğunluğu kadınlardır. Kurulan yuvanın devamından iki tarafından mesul tutulmalı, tüm sorumluluk kadınların omuzuna bırakmamalıdır.

Aile kurumu bir organ gibidir. Her bir organın görevi, rolü ve işlevi vardır. Zaman zaman özel şartlar altında elin işlevini ayak görebilir. Ama normal şartlar altında elin el, ayağın ayak görevini yerine getirmesi beklenir. Bu işlevler, roller yaratılışımızdan kaynaklanan cinsiyet/biyolojik kaynaklı olabileceği gibi toplumsal kaynaklı da olabilmektedir. Bu rol ve işlevlerin yerine getirilmesinde yaratılıştan kaynaklananı ihmal etmemek / unutmak gerekirken toplumsal cinsiyet rolünde denge ve adaletten ayrılmamak gerektiğinin vurgusu yapılmalıdır. Bu bağlamda kadının cinsiyetten kaynaklanan eşlik annelik görevi olduğu gibi erkeğin de eşlik ve babalık rolü bulunmaktadır. Ailede hak ve sorumluluklar üzerinde bilgilendirmeler yapılmalı, hak talebinde ve sorumlulukta esasın adalet olması vurgusu yapılmalı, bir tarafın diğer tarafı mağdur edeceği hak ve sorumluluktan kaçınılmalıdır.

Bencilik ve bireycilik tehlikesine dikkat çekilmelidir. Modernizmin topluma en zararlı öğretilerinden biri bireyciliği, bencilliği yayınlaştırmasıdır. Bu hak üzerinden hareket etmeyi sağlar. Oysa haktan önce sorumluluk vardır. Yani önce sorumluluk yerine getirilmeli sonra hak iddia edilmelidir. Önce çalışıp sonra çalıştığının ücreti almak gibidir. Şimdilerde sorumluluk yerine getirilmeden hak arayışı yaygınlaşmıştır. Bunun doğru bir yaklaşım olmadığı vurgulanmalıdır.

Toplumun yanlış bilinçlenmesine yol açan söylemlere dikkat çekilmelidir. Bunlardan en barizi evlilikte kadının çalışmasına olumsuz bakış ve boşanmaların artış nedeni olarak görülüşüdür. Yapılan bilimsel çalışmalar[9] ve gözlemler toplumda kadınların çalışmasına karşı olumsuz bir bakışın olmadığını, kadının çalışmasının toplumca içselleştirildiği göstermektedir. Ayrıca kadının çalıştığı ailelerdeki boşanmaların çoğunda gerekçe kadının çalışması gösterilmemiştir. Kadının çalışmasının boşanmayı tetiklemesi mümkündür. Burada da asıl neden kadının çalışması değil erkeğin yeterince sorumluluk yüklenmemesinden kaynaklanan tartışmalar ve geçimsizliklerdir. Erkek kadının çalışmasından şikâyet etmemektedir ancak kadın çalıştığı için ev ve çocuk sorumluluğunda kocasının daha fazla destek istemektedir. Şikayet de bu noktada başlamaktadır. Bu noktanın çözümü kadının iş hayatından çekilmesi değil erkeğin kadının yükünü paylaşmayı kabullenmesiyle sağlanabilir.  Kadının hem erkek gibi evin geçimini sağlamada etkin olması hem de evin tüm sorumluluğunu yüklenmesinin adaletle bağdaşmadığı uyarısı yapılmalıdır.

Yine toplumda bir kısım zihniyet kadının çalışmasını yadsırken evde olmasını kutsamaktadır. Bazen de bunun tam tersi olmaktadır. Oysa ne kadının çalışması kutsanmalı ne de yadsınmalı. Çalışsın veya çalışmasın hayata kattığı katma değerin önemli olduğu vurgulanmalıdır. Ancak çalıştığı durumda erkeğin ev sorumluğuna destek çıkması elzemdir. Kesede birliğin olduğu yerde tasada da birlik olmalıdır.

Toplumsal değişimin kaçınılmaz olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Ezmanın tagayyürü ile ahkâmın tagayyürün kaçınılmazlığı prensibi aileye de uygulanmalıdır. Geçmişin kadın erkek kalıpları ile bugünün yaşanamayacağı, toplumsal değişme tümüyle göz ardı edildiğinde bugünün yaşanamaz hale geleceği bilinmelidir. Dünün üretim teknikleri bugün uygulanmıyor, dünün eğitim yöntemi, kurumları veya sağlık sistemi bugünden farklıdır. Aile yapısında, aile ilişkilerinde bugünün şartları göz ardı edilip tümüyle geçmişteki uygulamalar beklendiğinde huzursuzlukların olması kaçınılmazdır. Mesela çalışan kadından ya da erkekten büyükleriyle ilgilenmesi beklenir, hatta ilgilenmek zorundadırlar ancak tümüyle büyüklerin bakımını bizzat gerçekleştirmesi beklenemez, günün şartları buna müsaade etmez desteğe ihtiyaç duyarlar. Bu gibi değişimlere uyum sağlamak gerekmektedir.

Ailede iletişim, ailede birliğin önemi, ailede diğerkâmlık, ailede empati vs.. gibi konularında içerikte yer alacağı aileye yönelik eğitimler, bilinçlenmeyi artıracaktır.

Anne-baba eğitimleri:

Toplumu oluşturan bireyler anne baba, özellikle de anne elinde şekillenirler. Hayata dair kodlar aileden alınır. Bilinçli ebeveynler hep fiziksel hem de ruhsal açıdan sağlıklı bireylerin yetişmesinde önemlidir. Geleceği oluşturacak nesiller anne-babaya emanettir. Bu nedenle ebeveynlerin sorumluluğunu ve ne yapacağını, çocuk yetiştirirken nelere dikkat edeceğini bilmelerine katkıda bulunmak gerekmektedir.

Malum olduğu üzere çocuk eğitimi için çocuğun gelişim evreleri, her evreye göre nasıl davranacağını bilmek önemlidir. Anne baba adaylarına özellikle ilk çocuklarının doğumunda önce, çocuğun doğduğu ilk günden itibaren bakımını nasıl yapacakları, nasıl yetiştirecekleri, değerleri nasıl aşılayacakları konusunda eğitim verilmelidir. Ayrıca çocuğun kişiliğinin oluşumunda dikkat edilmesi gereken hususlar bulunmaktadır:

Çocukların bencil değil paylaşımcı ve diğerkâm yetişmesi üzerinde özellikle durulmalıdır. Ailede uyumlu bir kardeş, toplum içinde uyumlu bir arkadaş, yuva kurduğunda da uyumlu bir eş olmak için paylaşımcı ve diğerkâm olma gerekli bir niteliktir. Anne-baba çocuklarının mutlu birey olması için bu nitelikleri kazandırmaya çaba sarf etmelidir. Unutmamalı benliği çok kuvvetli olan bireylerin birlik, beraberlik duygusu zayıf olur. Birlik duygusu zayıf olduğunda da iş-arkadaş-eş ilişkisi olumsuz etkilenir.

Anne-babalar elbette çocuklarının mutlu olmasını isterler, zaman zaman da onları şımartırlar ama bu şımarıklığın daimi hale gelmesine müsaade etmemelidir aksi takdirde dünyanın kendisi etrafında döndüğünü zanneden, her istediği olsun isteyen, olmadığında etrafını da kırıp döken bireyler yetiştirirler. Bu nedenle gerektiğinde çocuklara hayır diyebilme konusunda ebeveynler uyarılmakladır.

Kültürünü, tarihini bilen, büyüklere saygılı, ailesine bağlı ve değer veren, küçükleri koruyan, çevreye duyarlı, tüketim çılgını olmayan, insanlara nazik ve saygılı bireyler yetiştirebilmek için nelere dikkat etmeleri gerektiği konusunda pedagoglar tarafından ebeveynlere eğitimler verilmelidir.

Yine ebeveynler çocuklarının yetişme döneminde aile olma kodlarını da yükleyebilecek, güzel aile örnekleri ile onları buluşturmaları gerekir. Uzmanlarca yukarıda sayılan ve ihtiyaç duyulan başka konularda eğitim programları hazırlanmalı, anne-baba okuluna yeni ebeveyn olacakların talebini artırmaya yönelik de stratejiler yapılabilir. Doğum öncesi anne ve baba adayının eğitimlere devam sağlanmalı, hatta teşvik için yeni doğan çocuğun ihtiyacını karşılamak, gram altın gibi hediyeler verilmelidir. Bu konuda anne babaya rehber olacak yazılı ve görsel yayınlarla desteklenmelidir.

Yeni evlenecek genç eğitimleri:

Boşanmada en yüksek olduğu grup yeni evlilerdir. Evliliğin ilk beş yılı hatta ilk iki yılı sürdürülebilir evlilik içen çok önemlidir. Evlenecek gençlere nikâh öncesi belediyeler, Aile bakanlığının il koordinatörleri ve sivil toplum örgütlerince “Mutlu etmek-mutlu olmak İstiyorum“, “Mutlu Evlilik İstiyoruz” gibi başlıklarla eğitimler verilmelidir. Bu eğitimlerde vurgu yapılması gereken konulardan bazıları şöyledir:

Gençler birbirini yeterince anlama ve alışmaları için çaba sarf etmeye yönlendirilmelidir. Zira zaman zaman aynı anne-babadan olan iki kardeşin bile ilgisi, zevkleri, karakteri, huyu farklı farklı olabilmektedir. Farklı aile ve ortamlardan gelmiş, farklı değerlerle büyütülmüş, farklı cinsiyet özelliğinin getirdiği ruh haline sahip iki insanın birbiri ile harmoni oluşturması belli bir zamana ihtiyaç duyabilir.

Beyin-zihin yönetim becerilerini geliştirmeleri konusunda uyarılmalıdır. Gençlerin en önemli problemlerinden birisi duygu ve düşüncelerini yönetme zorluğu çekmeleridir, duygularını, zihinlerini yönetemeyen, kontrol edemeyen hayatı ve evliliği de yönetmede zorluk çekiyor. Öfkeyle, sonunu düşünmeden hareket edebiliyorlar. Sabır ve hoşgörü evliliğin sürmesinde anahtar kelimelerdendir. Gençlerin zihinleri bu yönde uyarılmalıdır.

Aile ve yakın çevre ilişkilerine dikkat çekilmelidir. Anne babaya bağımlılık sürebilir. Evli olmak anne-babadan kopmayı gerektirmiyor. Sevgi-saygı içinde ilişkiler devam etmelidir. Fakat yeni kurulan yuvanın önemi, ihtiyacı göz ardı edilmemelidir. Akraba ve yakın çevre ile ilişkilerin dengede tutulamaması boşanmaların başlıca sebeplerdendir.  Bu konun ciddiyetine vurgu yapılmalıdır. Bir de “Senin ailene davranılmasını istediğin gibi eşinin ailesine davran” tarzında empati yapmaları önerilmelidir.

Bencillikten uzaklaşmak olma, biz olabilmede çaba sarfetme konusunda uyarılmalıdır. Aile kurmak birlikte yaşamak istemektir. Birlikteliğin olduğu yerde bencillik en aza indirilme ve diğerkâmlığı artırma gayretinde olunmalıdır. Gelirde, hizmette, ailelerin karşılaştırılmasında vb. durum ve tutumlarda sen-ben, senin-benim gibi ayrımlardan mümkün olduğunca uzak kalınmalıdır. Bir de, birlikte yaşamak birbirinden haberdar olunmayı gerektirir. Haber verme hesap verme olarak görülmemelidir.

Tam teşekküllü bir evin ve şatafatlı evlilik seremonilerin mutluluk için gereken şart olmadığı vurgulanmalıdır. İnsanı mutlu eden ilişkinin niteliğidir. Maddi şartlar önemlidir ancak mutluluk için ilk şart değildir. Zaman içinde birçok güçlüğü birlikte yenmek, ihtiyaçları birlikte gidermek evliliği daha güçlendirir. Gençler gösterişli eşya ve düğünlere, çağdaşlarına yapılan jest ve hediyelere özenmek yerine mutlu evliliklere özenmeli ve onlardaki kodlara yönelmelidir. İhtiyaç sınırsız olduğu unutulmamalıdır. İsteklerin sonu yoktur. Kanaatkâr olmak ve eldeki ile mutlu olmayı bilmek iyi bir kişilik özelliğidir.

Evliliğin sürdürülebilirliğinde nezaketli olmak, sevgi ve saygıyı canlı tutmak bunun içinde şiddet ve kaba davranışlardan, hakaretlerden, küçümseme ve aşağılamadan uzak durmak önemlidir. Bilinmelidir ki en kuvvetli aşklar bile saygı ve ilgi ile yeşertilmediği müddetçe kurumaya mahkûmdur. Bu konulara dikkat çekilmelidir. Yine eşine değer vermek, onun için temiz ve bakımlı olma, sevdiği ve önemsediği şeyleri değersiz görmemek sevgiyi kökleştirecektir.

Ev içi görev ve sorumlulukların adil paylaşımı sonu kötüye gidebilecek tartışmaları azaltacağı bilinmelidir. İçinde bulunduğumuz toplumun genel yapısı çocukların eğitimi esnasında onları ev sorumluklarından uzak, çoğu kızlar babalarının prensesi, çoğu erkekler annelerinin prensi olarak yetiştirmektedir. Bu prens ve prenses evlendiğinde evin zorunlu hizmetlerini kim yapacaktır? Hele hele iki eş de çalışıyorsa bu soru daha önemli hale gelecektir. Her aile biriciktir, onun şartları, ihtiyaçları, imkânları kendine özeldir bu vurgu yapıldıktan sonra birlikteliğin sürdürülmesi için eşlerin kendi imkân ve niteliklerine göre, karşı tarafı ezmeden, adaletsizliğe uğratmadan ev içi sorumlulukları paylaşmalarının önemi anlatılmalıdır.

Cinsellik bir ihtiyaçtır ve bu ihtiyacın giderildiği en meşru ilişki karı-koca ilişkisidir. Boşanma ile ilgili yapılan tüm çalışmalarda, istatistiklerde cinsellik boşanmayı tetikleyen bir faktör olarak çıkmaktadır. Evlilik öncesi genç kızlara ve erkeklere ayrı gruplar olarak halinde cinsel hastalıklar, meşru ilişki şekilleri, dinin yasak olan ilişkiler vb. konularda bilgilendirme yapılmalıdır.

Yukarıda sayılan maddelerin örneklerle zenginleştirildiği, daha etraflıca ele alındığı ve gerekli yeni bölümlerin ekleneceği bir eğitim programı yapılmalıdır. Ayrıca bu bilgileri içeren kitapçıklar, broşürler, yayınlar hazırlanmalı ve yeni evlenecek çifte hediye edilmelidir.

Bu eğitimlerin duyuruları etkin bir şekilde hem yerel hem de ulusal basında yapılmalı, billboardlara ilanlar asılmalıdır. Yine bu eğitime katılan gençler ev gereçleri, gram altınlar vs. gibi mini hediyelerle ödüllendirilmelidir.

Çalışmanın sınırlılıkları içinde ele alınacak konular bunlardan ibarettir, ama yeterli değildir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[1] Hadislerle İslam, 2013: 163. Ebu Davud, Talak, 17-18. Hadislerle İslam, 171

[2] http://www.hukukihaber.net/pratik-bilgiler/medeni-kanunda-yer-alan-bosanma-sebepleri-h53595.html (erişim:25.01.2018)

[3] TÜİK, Haber Bülteni. 18 Ocak 2017. Sayı:21869

[4] Ahmet Battal, Boşanma Sebepleri. Bilimsel Araştırma Projesi Uygulama Sonuçları (Nihai Rapor). Akademik Dayanışma Araştırma ve Geliştirme Vakfı (İstanbul: Eflatun Matbaacılık. 2008), 43-45.

[5] TC. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Türkiye Boşanma Nedenleri Araştırması TBNA (Ankara:2014), 2014: 75-76.

[6] Demir, Zekiye (2018). Boşanma Ve Nedenleri İle İlgili Din İşleri Yüksek Kuruluna Yöneltilen Sorular, Toplum Bilimleri, 12 (24) : 55-75

[7] https://ec.europa.eu/eurostat/statistics-explained/index.php?title=Marriage_and_divorce_statistics (erişim: 20.03.2019)

[8] Bu veriler aşağıdaki kaynaklardan derilmiştir:

TUİK, 2016, Evlenme Boşanma İstatistikleri, 2015, Türkiye İstatistik Kurumu Haber Bülteni, Sayı: 21515

TUİK, 2018, Evlenme Boşanma İstatistikleri, 2017, Türkiye İstatistik Kurumu Haber Bülteni, Sayı: 27593

TUİK, 2019, Evlenme Boşanma İstatistikleri, 2018, Türkiye İstatistik Kurumu Haber Bülteni, Sayı: 30698

 

[9] Battal, Ahmet (2008). Boşanma Sebepleri. Bilimsel Araştırma Projesi Uygulama Sonuçları (Nihai Rapor), İstanbul: Eflatun Matbaacılık.

  1. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Türkiye Boşanma Nedenleri Araştırması TBNA (2014), Ankara: ASPB.

Demir, Zekiye (2018). Kadının Ücret Karşılığı Çalışması Konusunda Din İşleri Yüksek Kurulu’na Gelen Sorular, Dini Araştırmalar, 21 (54), ss. 81-106.


Paylaş
İşlem Sonucu