Doç . Dr. Hayrunnisa Özdemir

Tebliği Buradan İzleyebilirsiniz.

  • [1]Doç . Dr. Hayrunnisa Özdemir

 

  YOKSULLUK NAFAKASINDA SÜRESİZLİK SORUNU      

 

Türk Medeni Hukukunda nafaka, genel olarak bakım nafakası ve yardım nafakası olarak ikiye ayrılır. Bakım nafakası kendi içinde; tedbir nafakası, yoksulluk nafakası ve iştirak nafakası olmak üzere üçe ayrılır. Tedbir nafakası evlilik devam ederken talep edilebilen bir nafaka türüdür. Eşlerden her biri evlilik birliğinin huzuru ve mutluluğunu sağlamak amacı ile elinden geleni yapmak, bu mutluluğu ve huzuru bozacak davranışlardan kaçınmak zorundadırlar. Dolayısıyla evlilik müessesesinde, tarafların birbirlerine karşı kanundan doğan hak ve yükümlülükleri vardır. Bu çerçevede eşler, gerektiğinde birbirleri hakkında hâkimin müdahalesini isteyebilirler.

Bu düzenleme ile kanun koyucu; toplumun temel taşı olan ailenin korunması amacı ile eşlerden herhangi birinin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini ihlâl ettiği durumlarda, bundan etkilenen taraf için, gerekli önlemlerin alınmasını sağlamak üzere, hâkime başvurma imkânı tanımıştır.

Anahtar Kelimeler: Yoksulluk nafakasıYoksulluk nafakasının süresiYoksulluk Nafakasında Süresizlik, Nafaka Türleri, Yoksulluk Nafakasının Süresi

 

PROBLEM OF POSSIBILITY IN NAFAKA

               In Turkish Civil Law, alimony is divided into two as maintenance alimony and alimony. Care maintenance in itself; measure alimony, poverty alimony and the child support is divided into three. Measure child support is a type of child support that can be requested during marriage. Each of the spouses must do their utmost to ensure the peace and happiness of the marriage union, and to avoid any behavior that would disturb this happiness and peace. Therefore, in the marriage institution, the parties have rights and obligations arising from the law against each other. In this context, the spouses may ask for the intervention of the judge when necessary.

By this regulation the legislator; in cases where one of the spouses violates the obligations of the marriage union for the protection of the family, which is the cornerstone of society, it has given the opportunity to apply to the judge for the affected party to take the necessary measures.

 

Keywords: Poverty alimony, Duration of alimony alimony, Permanency in alimony alimony, Alimony types, Poverty Alimony Duration

                                                                                                                                                           

  1. GENEL OLARAK

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası md. 41’e göre, “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.” Anayasamızın bu maddesi ışığında, toplumun özünü oluşturan aile birliğinin korunması ve devamlılığının sağlanması amacıyla Türk Medeni Kanununun ikinci kitabını oluşturan Aile Hukuku kısmı ile eşlerin kazançları ölçüsünde evlilik birliğini yürütmeleri ve birbirlerine karşı yükümlülüklerini yerine getirmeleri, çocukların eğitim, sağlık ve ahlaki gelişimlerine ilişkin giderleri karşılamaları konusunda kurallar getirilmiştir.

TMK md. 185 uyarınca da, “evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur. Eşler, birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler”. Yine, TMK md. 186/f.3 uyarınca da, eşlerin evlilik birliğine güçleri oranında emek ve malvarlıklarıyla, hem maddi hem de manevi anlamda katkıda bulunması gerekmektedir. Dolayısıyla eşler evlilik birliğine hem maddi katkıda bulunmalı hem de hasta iken ilgilenme, mutlu günlerde yanında bulunma, kötü durumlarda teselli etme gibi davranışlarla birbirlerine manevi olarak da yardım etmelidir. Kanun koyucu, eşler arasındaki bakım ve yardım yükümlüğünün yalnızca evlilik birliği sırasında değil, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da devam etmesini öngörmüş ve bu nafaka türünü “yoksulluk nafakası” olarak adlandırmıştır.

  1. YOKSULLUK NAFAKASI

Türk Medeni Hukukunda nafaka, genel olarak bakım nafakası ve yardım nafakası olarak ikiye ayrılır. Bakım nafakası kendi içinde; tedbir nafakası, yoksulluk nafakası ve iştirak nafakası olmak üzere üçe ayrılır. Tedbir nafakası evlilik devam ederken talep edilebilen bir nafaka türüdür. Eşlerden her biri evlilik birliğinin huzuru ve mutluluğunu sağlamak amacı ile elinden geleni yapmak, bu mutluluğu ve huzuru bozacak davranışlardan kaçınmak zorundadırlar. Dolayısıyla evlilik müessesesinde, tarafların birbirlerine karşı kanundan doğan hak ve yükümlülükleri vardır. Bu çerçevede eşler, gerektiğinde birbirleri hakkında hâkimin müdahalesini isteyebilirler.

Bu düzenleme ile kanun koyucu; toplumun temel taşı olan ailenin korunması amacı ile eşlerden herhangi birinin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini ihlâl ettiği durumlarda, bundan etkilenen taraf için, gerekli önlemlerin alınmasını sağlamak üzere, hâkime başvurma imkânı tanımıştır.

Evliliğin boşanma ile sona ermesinin mali sonuçlarından birisi de yoksulluk nafakasıdır. Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir (TMK 175/I). Mahkeme tarafından yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilebilmesi için; evliliğin butlan veya boşanma ile sona ermiş olması, yoksulluğa düşen tarafın nafaka ödenmesini talep etmiş olması[2], nafaka talep eden tarafın boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olması, nafaka talep eden tarafın kusurunun nafaka talep edilen tarafın kusurundan daha ağır olmaması ve nafaka talep edilen tarafın nafaka ödeyebilecek mali güce sahip olması gerekir. TMK 175/I gereğince nafaka miktarı, nafaka alacaklısının geçimi için gerekli olan miktardır. Yargıtay’a göre, “yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek gerekir[3]. Öte yandan öğretideki baskın görüşe ve Yargıtay uygulamasına göre, yoksulluk nafakası kurumu ile kural olarak, evlilik öncesindeki yaşama standardının aynen sürdürülmesi değil; eşin boşanma sebebiyle yoksulluğa düşmemesini sağlamak hedeflenmektedir[4].

Nafaka, toptan veya irat olarak ödenebilirse de (TMK 176/I), uygulamada genellikle irat biçiminde aylık periyotlar halinde ödenmesine karar verilmektedir4. Mahkemece yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilebilmesi için nafaka yükümlüsünün boşanmada kusurlu olması gerekli değildir (TMK 175/II). Bununla birlikte nafaka alacaklısının kusurunun daha ağır olmaması şartı arandığına göre, eğer nafaka yükümlüsü boşanmada kusurlu değilse, bu durumda nafaka alacaklısının da boşanmada kusursuz olması gerekecektir. Kusurun eşitliği halinde yine nafakaya hükmedilebilecektir. Yoksulluk nafakası, boşanma davası ile birlikte

talep edilebileceği gibi, boşanma davasından sonra ayrı bir dava açmak suretiyle de talep edilebilir. Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları içerisinde yer alan nafakayı talep hakkı da, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar (TMK 178).

 

  1. YOKSULLUK NAFAKASININ ŞARTLARI

TMK md. 175’e göre, “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir (f.1.) Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz (f.2.)” Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi talep şartına bağlıdır. Hâkim, talep olmaması halinde yoksulluk nafakasına kendiliğinden hükmedemeyecektir. Dava kesinleşinceye kadar davanın her aşamasında ileri sürülebilecek talebin yazılı olması ya da sözlü isteğin duruşma tutanağına geçirilmesi gerekir6.

            Yoksulluk nafakası talebinin diğer bir şartı ise, talep edenin kusursuz ya da daha az kusurlu olmasıdır. Dolayısıyla eşit kusur halinde de, yoksulluğa düşecek eş lehine yoksulluk nafakasına hükmedilebilecektir. Üçüncü şartı ise kesinleşmiş bir boşanma kararının varlığıdır. Şu halde yoksulluk nafakasının boşanma davası ile birlikte istenilmesi halinde, nafaka talebi boşanma davasının eki niteliğinde olduğundan, boşanma davası reddedilirse, yoksulluk nafakasına da hükmedilmeyecektir. Yoksulluk nafakasının amacının kusuru daha ağır olmayan eşin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşmesini engellemek olması nedeniyle, bu nafakaya hükmedilmesinde önem arz eden diğer bir şart ise ‘yoksulluk’ şartıdır. Talepte bulunanın belli bir meslek sahibi olduğunun, yoksulluğunu ortadan kaldıracak şekilde iş bulma olanağı bulunmasına rağmen çalışmayı reddettiğinin anlaşılması halinde, bu durum TMK md. 2 uyarınca dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağından lehine yoksulluk nafakasına hükmedilmemelidir. Nitekim İsviçre Medeni Kanunu md. 125/f.3 uyarınca da, kendi tembelliği sebebiyle yoksulluğa düşen eş, yoksulluk nafakasına hak kazanamaz. Kanımızca Türk medeni Kanununda da benzer bir düzenleme yer almalıdır. Zira yoksulluk nafakası kurumunun, boşanma yüzünden yoksulluğa düşen eşi korumak ve hayatta kalmasını sağlamak adına bakım yükümlülüğünün devamı olarak ahlaki düşüncelerle kabul edildiği göz önüne alındığında, kendi tembelliği nedeniyle yoksulluğa düşen eşin de yoksulluk nafakası alabilmesi, söz konusu ahlaki düşünceye gölge düşürmekte ve hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğurmaktadır. Yine, hâkim, nafaka talep eden eşin mal rejimi tasfiyesi sonunda yoksulluğunu ortadan kaldıracak miktarda gelir elde edip etmeyeceğini yahut kendisine miras kalıp kalmayacağını da dikkate almalıdır. Yoksulluk nafakası isteyen eşin, bu tür mal varlığı ya da geliri varsa, bunların onu yoksulluktan kurtarıp kurtarmadığı araştırılmalı ve bu yapılırken de yalnızca zabıta araştırması ile yetinilmemeli, kişiye ait tüm mal varlığı ve gelirler ayrıntılı araştırma ile tespit edilmelidir. Yoksulluğa düşme ile boşanma arasında nedensellik bağı olması gerektiğinden, boşanan eşin yoksulluğa düşmesinin boşanmadan başka sebeplerle, örneğin eşin malvarlığını kumarda kaybetmesi, iflas etmesi, dolandırılması gibi nedenlerle gerçekleşmesi halinde eş nafaka isteminde haklı görülmeyecektir. Buna karşın Yargıtay kararlarında, asgari ücrete tabi bulunan bir işi olan eşe yoksulluk nafakası bağlanmasına karar verilmiştir. Bunun sadece bedel de indirim teşkil edeceğine dair kararlar da bulunmaktadır[5]

 

III. YOKSULLUK NAFAKASINDA SÜRE PROBLEMİ

Günümüzde, yoksulluk nafakasının süresi konusunda hararetli tartışmalar devam etmektedir. Bu konuda kanun değişikliğine gidilmesi gerektiğini düşüneler ile böyle bir değişikliğe gerek olmadığını belirtenler de bulunmaktadır. Bunların yanı sıra Anayasa Mahkemesinin Yoksulluk Nafakası için vermiş olduğu kararı da bulunmaktadır. Bütün bu tartışmalar çerçevesinde yoksulluk nafakası için Kanunumuzda değişikliğe gerek olup olmadığını tespit edilmesi gerekmektedir. TMK 175/I, “boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, (…) diğer taraftan (…) süresiz olarak nafaka isteyebilir” hükmünü içermektedir[6]. Yoksulluk nafakasının süresiz olarak ödenmesi konusu, irat biçimindeki nafaka ödemesi için geçerlidir; nafakanın toptan ödenmesine karar verilen hallerde bu sorun gündeme gelmez. Öte yandan irat biçiminde süresiz olarak ödenmesine karar verilen yoksulluk nafakasının süresiz olarak ödenmeye devam edebilmesi için, kanunda aranan bazı olumsuz koşulların da gerçekleşmemiş olması gerekir: TMK 176/ III gereğince irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır[7].

 Kanun metninden de anlaşıldığı üzere nafaka alacaklısı nafaka talebini, herhangi bir süreye dayanmadan talep edilebileceğine yer verilmiştir. Anlaşmalı boşanma hallerinde de taraflar anlaşma metinlerinde nafakanın süresiz olabileceğine karar verebilirler. Acaba mahkeme nafakayı süre ile sınırlayabilir mi? Bu durum günümüzün en tartışmalı konuları arasında yer almaktadır.

 

 

  1. YOKSULLUK NAFAKASININ SÜRELİ TALEP EDİLMESİ

Yoksulluk nafakası boşanma sırasında veya boşanma kararı kesinleştikten sonra da talep edilebilir. Nafaka alacaklısı talebinde yoksulluk nafakasını süreyle sınırlı olarak talep edebilir. Bu duruma Türk Medeni Kanunu açısından herhangi bir sakınca bulunmamaktadır[8]. Yoksulluk nafakasının belirli bir süreyle sınırlı olarak talep edildiği hallerde, hâkim, taleple bağlılık ilkesi[9] gereğince talep edilen süreden daha fazla bir süre nafaka ödenmesine karar veremez[10] (Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m.26/I).

 

Boşanmanın mali sonuçlarından birisi olan yoksulluk nafakası konusunda taraflar anlaşma yapabilir (TMK 184, b.5). Bu anlaşma, anlaşmalı boşanma protokolünde yer alabileceği gibi, diğer boşanma sebeplerinin söz konusu olduğu hallerde de gerçekleştirilebilir0. Tarafların, anlaşmalı olarak boşanmayı tercih ettiği hallerde, boşanmanın mali sonuçları konusunda da anlaşma içerisinde olmaları gerekir. Taraflar arasındaki anlaşma çerçevesinde nafakanın süresiz olarak ödenmesi kararlaştırılmış olabileceği gibi; belirli bir süreyle sınırlı olarak ödenmesi de kararlaştırılmış olabilir. Ancak bu anlaşmanın geçerli olabilmesi için hâkim tarafından onanmış olması gerekir (TMK 166/III; 184, b.5).

 

  1. ANAYASA MAHKEMESİNİN YOKSULLUK NAFAKASININ SÜRESİNE İLİŞKİN KARARI

 

Yerel bir mahkemenin somut norm denetimi olarak TMK m. 175/I’de yer alan “süresiz”lik kaydını Anayasa Mahkemesine anayasaya aykırılık iddiasıyla taşımıştır. Anayasa Mahkemesi ise bu talebi reddetmiştir. Söz konusu hükmümde yer alan “süreksizlik” kaydının sosyal bir hukuk devletinin gereği olduğuna hükmederek talebi reddetmiştir.

 

 

 

  1. Yerel Mahkemenin İptal Gerekçesi

Yerel Mahkemenin iptal başvuru sebebi şu şekildedir. Buna göre; “Kanun maddesinde nafakaya hangi hallerde hükmedileceği, davacı ve davalının ekonomik durumlarının ne şekilde dikkate alınacağı, tarafların yaşlarının evli kaldıkları sürenin çocuklarının olup olmamasının dikkate alınıp alınmayacağı, hangi koşullarda kaldırılmasının istenebileceği ayrıntılı olarak açıklanmamıştır. Bu yoksulluk nafakasına hükmedebilmek için tarafların evli kaldığı sürenin, tarafların çocuklarının olup olmamasının, nafaka alacaklısının çalışmaya engel bir özrünün olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.  Yoksulluk nafakasının ömür boyu sürecek şekilde olması pek çok halde katı yargı içtihatlarının da tesiri ile adalet hissi ile bağdaşmayacak sonuçlar doğurmaktadır.  Ayrıca boşanmaya sebep olaylardaki kusur pek çok halde görece ve sübjektiftir. Bu durumda kusurun daha ağır olduğu kabul edilen kişinin kusuru olsa bile daha az kabul edilen diğerine sürekli nafaka yükümlüğü altına sokulmasının çok sağlam ve her halde geçerli gerekçeleri olmayacaktır.

Bu nafakanın sürekli olması yükümlü kişi için ömür boyu sürecek bir mali yükümlülük altına sokmakta, boşanmakla ortak hayatları biten kişileri birbirlerine sürekli olarak bağımlı kılmaktadır. Evlilik iki insan arasında sözleşme ile bir birliktelik kurmakta ve kan gibi doğal olamayan bir akrabalık tesis etmektedir. Boşanma ile bu birliktelik sona ermesine rağmen ömür boyu sürecek bir yükümlülük ile kişiler birbirlerine bağımlı kılınmaktadır. /Pek çok halde yoksulluk nafakası borçluları boşanmasa idi evlilik içinde olduğundan daha fazla ağır bir yük altına girmektedirler. Yoksulluk nafakasının sürekli olmasının dürüstçe olamayan evlilik taleplerini teşvik edici, yine boşanan kişilerin yeniden evlenmesini engelleyici mahiyette olduğu çok açıktır. Esasında taraflar toplumsal açıdan boşanmanın daha uygun olduğu pek çok halde bu yükümlülük yani ömür boyu sürecek nafaka yükümlülüğü korkusu ile boşanmak yerine sorunlu olan evliliği sürdürmeye buna katlanmaya zorla(n)maktadır.

Sürekli mahiyetteki yoksulluk nafakasının pek çok sosyal yardımın da etkisi ile kişileri çalışmamaya teşvik edici bir etkisi de bulunmaktadır. Nafakanın yükümlüleri üzerindeki olumsuz etkisi sadece sosyal ve ekonomik değildir, özgürlüğü kısıtlayıcı sonucu da bulunmaktadır. İcra ve İflas Kanunu’nun ‘Nafakaya İlişkin Kararlara Uymayanların Cezası’ başlıklı 344. maddesinin 1.fıkrasın(a) göre nafaka ödemeyen yükümlüler hapis cezası ile cezalandırılmakta, kişilerin nafaka borçlarını pek çok durumda yakınları ödemektedir.

Nafakanın hâkimce kusuru daha az olmayan tarafa aleyhine ve kişinin mali gücüne göre kararlaştırıldığı, bunun daha sonra kaldırılabileceği veya değiştirilebileceği, mahsurların kanundan çok uygulayıcılardan kaynaklandığı düşüncesi açıkladığımız sakıncaları bertaraf etmemektedir.

Bir kişinin sürekli olarak kan bağı ile akraba olmadığı boşandığı eşine sürekli yani ömür boyu nafaka bağlanmasının insan haklarına aykırı olduğunu bunu hüküm altına alan Türk Medeni Kanununun 175. maddesinin 2. fıkrasının Anayasamızın 2. maddesine aykırı olduğunu düşünmekteyiz. Yine bağlanacak nafakanın açıkça hangi hallerde hükmedileceğini hangi koşullarda kaldırılmasının istenebileceğini açıklamaması sebebi(yle), davacı ve davalının ekonomik durumlarının ne şekilde dikkate alınacağı gibi hususları açıklama(ma)sı sebebi ile (TMK 175/I hükmünün) Anayasamızın 2. maddesine aykırı olduğunu düşünmekteyiz ”[11].

 

  1. Anayasa Mahkemesinin Kararı ve Gerekçesi

Anayasa mahkemesi, hükmün tamamının iptalini ele almayıp bilakis “süresiz” kavramı üzerinde yoğunlaşmıştır. Aslında bir kanun maddesinin yetersiz olması eksik olması ayrıntılı bir düzenleme içermemesi salt o düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğu anlamına gelmez[12]. Ancak Anayasa Mahkemesi, verdiği kararının gerekçesinde “süresizlik” kaydı üzerinden olayı ele almıştır. Nihayet,  Anayasa Mahkemesi[13]  , oy çokluğuyla, TMK 175/I’de yer alan “süresiz olarak” teriminin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermiştir. Yüksek Mahkemenin red gerekçeleri şöyledir. Buna göre; “ “İtiraz konusu “süresiz olarak” ibaresi, nafaka alacaklısının her zaman ölünceye kadar yoksulluk nafakası alacağı anlamına gelmemektedir. Kanun koyucunun 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinde “süresiz olarak” ibaresine yer vermesinin amacı, boşanmadan dolayı yoksulluğa düşecek olan eşin diğer eş tarafından, şartları bulunduğu sürece ekonomik yönden desteklenmesi ve asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanmasıdır.

 

Evlilik birliğinde eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmen devamı niteliğinde olan yoksulluk nafakasının özünde, ahlaki değerler ve sosyal dayanışma düşüncesi yer almaktadır.  İtiraz konusu kuralda, boşanma sebebiyle yoksulluğa düşen eşi korumak için diğer eşin, koşulları bulunduğu sürece, herhangi bir süre sınırı olmaksızın yoksulluk nafakası vermesi düzenlenmiş olup bu yükümlülüğün sosyal hukuk devleti ilkesinin gereği olarak getirildiği kuşkusuzdur” şeklindedir.

 

  1. Anayasa Mahkemesi Üyesinin Red Gerekçesi

Anayasa Mahkemesinin kararına karşın üyelerden biri de karşı oy da bulunmuştur. Red sebebini de şu şekilde gerekçelendirmiştir. Buna göre; “ (…) Türk Medenî Kanunu’nda yardım nafakası için herhangi bir süre şartı öngörülmemişken, bakım nafakasının bir türü olan yoksulluk nafakasının kanunda belirlenen şartlar dâhilinde süresiz talep edilebileceğinin öngörülmesi Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan “sosyal hukuk devleti” ilkesine aykırıdır.  Yoksulluk nafakasını düzenleyen 4721 sayılı Kanun’un 175. maddesi evliliğin süresi, nafaka alacak eşin yaşı, çalışma gücünün niteliği gibi özel şartlar aramamıştır. İnsanların boşanarak aralarındaki hukuki ilişkiyi bitirmiş olmalarına rağmen evlilik birliğinde var olan sorumluluklarının ömür boyu devam etmesi, hem insaflı değil, hem de hakkaniyete aykırıdır. Boşanmadan kaynaklanan bir nafaka alacağının varlığının belli koşullar altında, nafaka borçlusunun veya nafaka alacaklısının yaşamı boyunca, sanki mülkiyet hakkıymış gibi sürekli olması, hak düşürücü süre ve zaman aşımı kavramlarının kabul edildiği bir hukuk sisteminde adalet duygusunu zedelemektedir. Yoksulluk nafakasının süresiz olması, ileride nafakanın artırılması, nafakanın azaltılması veya nafakanın kaldırılması davalarının açılmasına neden olacaktır. Bu durumda nafaka yükümlüsü eski eşin nafaka alan tarafın kanunda yazılı şartları taşıyıp taşımadığını kontrol amacıyla, onun özel hayatına müdahale anlamına gelebilecek davranışlara ve onun üzerinde psikolojik baskı kurmasına neden olabilecektir. Yoksulluk nafakasının süresiz olması bu nafakayı alan tarafın, karşı tarafı ömür boyu cezalandırmak amacıyla gelir getirici bir işte çalışmama ve evlilik ekti yapmadan birlikte yaşama gibi davranışlara itebilecektir. Bu haller yoksulluk nafakasının süresiz de olsa bir ceza olmadığını savunan görüşleri haksız çıkarmaktadır. Tarihin hiçbir döneminde, hiçbir hukuk sistemi boşanan eşlerden biri yoksulluğa düşecek diye diğeri için ömür boyu sürebilecek yoksulluk nafakası yükümlülüğü öngörmemiştir. Dolayısı ile yoksulluk nafakasının süresiz uygulanmasının nedeni ahlaki ve sosyal gerekçelerle açıklanamaz. Ancak, aynı zamanda toplumsal bir olgu olan ve Devletin aktif olarak mücadele etmesi gereken yoksulluğun sorumluluğunun, boşanan taraflardan birisinin üzerine ömür boyu yüklenmesi, kanımca, sosyal devlet ilkesine, hakkaniyete ve mantığa da uygun bir çözüm değildir”.

 

  1. Anayasa Mahkemesi Kararının Değerlendirilmesi

Anayasa Mahkemesi, bu kararında, TMK 175/I gereğince “süresiz olarak” nafakaya hükmedilmesinin, Kanun metninin bir zorunluluğu olup olmadığını hâkimin nafakanın süresi için takdir hakkının var olup olmadığı konularında herhangi bir değerlendirmesi bulunmamaktadır.  Yüksek Mahkeme kararında odak noktası olarak “Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinde “süresiz olarak” ibaresini boşanmadan dolayı yoksulluğa düşecek olan eşin diğer eş tarafından, şartları bulunduğu sürece ekonomik yönden desteklenmesi ve asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanması” kısmına yoğunlaşmıştır.  Çünkü Anayasa Mahkemesi, yoksulluk nafakasında “süresizlik” konusunun yegâne sınırlarının TMK 176/ III’de düzenlendiğini ayrıca ele alınmasının gerekli olmadığı düşüncesine sahiptir.  Buna göre, TMK m. 175/I’in sınırları, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkacağına ve diğer taraftan alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâllerinde ise mahkeme kararıyla kaldırılacağına dair TMK 176/III hükmünde yer alan hallerdir. Bu haller somut olayda mevcut değilse, yoksulluk nafakasının süresiz olarak ödenmesine devam edilmesi gerekir. Şartlardan biri gerçekleşirse, nafaka kesilecektir. Aksi halde yoksulluk nafakası “süresiz” olarak devam edecektir. Mahkeme kararında, nafakayı ödeyecek kişinin mağduriyetini hiç göz önüne almamıştır. Çünkü nafaka genelde bizim toplumumuzda erkek tarafından ödenmektedir. Erkeğin daha sonra evlenmesi yeni bir ailesi olması durumunda hem ekonomik hem de ailede yaratacağı sosyal dalgalanmalar göz önüne alınmamıştır. Ayrıca Türk Medeni Kanununda kadın erkek eşitliği ilkesi temel alınmıştır. Bu kuralın bir uzantısı olarak eşler boşandıklarında ekonomik olarak kendi hayatlarını idame ettirme görevi altına girerler. Boşanan eşlerden biri diğerinin ekonomik durumunu neden hayat boyu üstlensin ki? Boşanma sonrası nafaka talep eden eş, söz konusu nafakayı sanki bir tür hayat sigortası olarak görmektedir. Anayasa Mahkemesi de söz konusu kararıyla bu durumu destekler niteliktedir.

. Öte yandan Anayasa Mahkemesi TMK 175/I hükmünün, mevcut haliyle, sosyal hukuk devletinin bir gereği olduğu sonucuna varmıştır. Ancak, yoksulluk nafakasının amacı, boşanma sonrasında ekonomik olarak ayakta kalamayan ve sosyal ve ekonomik yaşama uyum sağlamayan eşin, ayakta kalması ve ekonomik yaşama uyum göstermesi gerçekleşene kadar ekonomik olarak desteklenmesidir. Ancak bu durum belli bir süre devam etmelidir. Bu durum ülkemiz uygulamasında olduğu gibi bir ömür sürmemelidir. Aksi hal TMK m. 23 ve devamında düzenlenen kişilik haklarının ihlali olur. Aynı şekilde nafakanın sürekliliği, kişileri toplumun temeli olan evlilik müessesesinden soğutur. Bu haliyle de toplumda sosyal dengeler değişir. 

Yüksek Mahkeme, eşin desteklenmesinin sosyal bir devlet ilkesinin sonucu olduğuna işaret etmektedir. Bu tespit doğru olmakla birlikte, desteğin verilmesi belli bir süre devam etmeli kişi kendi yolunu kendi çizmelidir. Sosyal devlet bu durumlardaki kişilere yardımcı olmak üzere sosyal politikalar üretmelidir. Bu tür sorunların çözümünü nafaka yükümlüsü diğer eşe yüklenmesi sosyal adalet ilkesini de yaralamaktadır.

 

  1. Yargıtay Uygulamasında Yoksulluk Nafakası Uygulamaları

Yargıtay, yerleşik hale gelen kararlarında, TMK 175/I gereğince “boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf,  diğer taraftan süresiz olarak nafaka isteyebilir” hükmünde geçen “süresiz” ifadesini, hâkimi bağlayıcı bir zorunluluk olarak yorumlamakta ve mahkemece nafakanın süre ile sınırlandırılmayacağı, ancak durum ve koşullara göre nafaka miktarının azaltılabileceği yönünde kararlar vermektedir.

Medeni Kanun’un 144.maddesinde 3444 sayılı kanunla yapılan değişiklikle bir yıllık sürenin kaldırılarak süresiz nafaka talep edilebileceği hükmünün getirildiği döneme ait Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02.05.1990 tarih ve 2-111/261 sayılı kararına konu olayda davacı nafaka alacaklısı süresiz olarak nafaka ödenmesini talep etmiş, ancak mahkemece 6 ay süreyle sınırlı olarak nafakaya hükmedilmiştir. Karar şöyledir: “Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Beypazarı Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 31.3.1989 gün ve 1989/1245-3109 sayılı ilamiyle; (..3444 sayılı Kanunla değişik Medeni Kanunun 144. maddesi uyarınca, istek halinde ve özellikle talep hakkının doğumuna ilişkin şartlar varsa, süresiz olarak yoksulluk nafakası takdir olunur. Davalı yoksulluk nafakası istemeye hak kazanmış ve süresiz nafaka istemiştir. Öyle ise süresiz nafaka takdiri gerekirken, altı ay süre ile yoksulluk nafakası verilmesi usul ve kanuna aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. (…) Özellikle 3444 sayılı Kanun ile değişik MK.’un 144. maddesinde (…) önceki metne göre yapılan değişiklik, (…) eski metindeki “bir sene müddetle nafaka itasına mahkûm edilebilir” sözcükleri yerine “süresiz olarak nafaka isteyebilir” tümcesine yer verilmiş olmasıdır. (…) Hal böyle olunca, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen özel Dairenin yoksulluk nafakasına ilişkin bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan bozulmalıdır[14].

 

Kadıköy 2. Aile Mahkemesinin 15.02.2012 tarih ve 1080/164 sayılı kararıyla, yoksulluk nafakası 4 yılla sınırlandırılmıştır. Yerel Mahkemenin gerekçesi, “yoksulluk nafakasının süresiz olarak tayin edilmesinin hakkaniyete uygun düşmeyeceği, tarafların yaşları da dikkate alınarak iradın dört yılla sınırlandırılmasının hak ve nesafete uygun olacağı” şeklindedir. Ancak yerel mahkemenin bu kararı, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 11.07.2012 tarih ve 14283/19487 sayılı kararı ile şu şekilde bozulmuştur: Kanun yoksulluk nafakasının süresiyle ilgili hâkime herhangi bir takdir yetkisi tanımamış, süresini durumun gerekleri ya da haklı sebepleri göz önünde tutarak belirlemeyi de emretmemiştir. Kanun, bu nafakanın “süresiz” olmasını açıkça öngördüğüne göre, takdir hakkına sığınarak nafakayı belirli bir süreyle sınırlamak kanuna açık aykırılık oluşturur”.

 

Yine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 12.12.2017 tarih ve 8859/14407 sayılı benzer bir karara göre; “Davacı-karşı davalı kadın yararına aylık irat şeklinde yoksulluk nafakası takdir edilmiş, bu şekilde hükmedilen yoksulluk nafakası iki yılla sınırlandırılmıştır. Mahkeme, sınırlandırmanın gerekçesi olarak da, tarafların evlilik süresi(ni), çocuklarının olmayışı(nı), bir daha birbirlerini görecek pozisyonlarının bulunmaması(nı), kısa süren bu ikinci evlilik sebebiyle süresiz yoksulluk nafakasına karar vermenin Türk Medeni Kanunun 4. maddesine aykırı olacağı(nı), 175. maddesinde süresiz yoksulluk nafakası istenebileceğinin belirtildiği ancak istenir hükmü bulunmadığı(nı), arada çocukları olan uzun süreli evliliklerde bu hükmün uygulanması ve nafakanın süresiz olması mümkün görünmekte ise de boşandıktan sonra birbirlerini görmeyecek iki kişi arasında süresiz nafakaya karar verilmesinin adil olmayacağını göstermiştir. Yasa, yoksulluk nafakasını belirli bir süreyle sınırlandırmamış, bu nafakanın süresiz olarak istenebileceğini öngörmüştür. Amaç, boşanmadan dolayı yoksulluğa düşecek eşin, diğer eş tarafından koşulları bulunduğu sürece ekonomik yönden desteklenmesi ve asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanmasıdır. Bu bakımdan nafaka alacaklısı açıkça talep etmedikçe, yoksulluk nafakasının belirli bir süreyle sınırlandırılması yasada bulunmayan bir unsuru yasaya dâhil etmek anlamına gelir. Kanunun, hâkime takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hâkim, hakkaniyete göre karar verir ( m.4). Kanun, yoksulluk nafakasının süresiyle ilgili hâkime herhangi bir takdir hakkı tanımamış, süresini durumun gerekleri ya da haklı sebepleri göz önünde tutarak belirlemeyi de emretmemiştir. Kanun, bu nafakanın süresiz olmasını açıkça öngördüğüne göre, takdir hakkına sığınarak nafakayı belirli bir süreyle sınırlamak kanuna açık aykırılık oluşturur. Öyleyse, aylık irat şeklinde takdir edilen yoksulluk nafakasının belirli bir süreyle sınırlandırılması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir”[15].

 

Kanaatimizce, Yargıtay kararlarında benimsenen düşünce doğru değildir.  Çünkü Yargıtay, dayanak noktasını Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 144.maddesinde 04.05.1988 tarihli ve 3444 sayılı Kanunla yaptığı değişiklik ile maddedeki bir yıllık süreyi kaldırarak yerine “süresiz” olarak nafaka istenebileceğine dair hükmü getirmesinin “bilinçli” bir tercih olduğunu kabul etmektedir. Burada Kanun koyucunun mahkemeye takdir hakkı tanımadığı görüşündedir. Ancak, Kanun koyucunun söz konusu düzenlemesinden hâkime belirli bir süreyle sınırlı olarak nafakaya hükmedebilme konusunda takdir yetkisi verilmediği sonucuna varılması için madde metninde bir dayanak bulunmamaktadır. TMK 175/I hükmünde “boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, diğer taraftan süresiz olarak nafaka isteyebilir” ifadesi yer almaktadır. Madde metninde, nafaka talep eden için nafakanın süresiz talep edilebileceğine yer verilmiştir. Buna karşın hâkime bu şekildeki her talebe süresiz nafaka takdir edeceksin diye bir düzenleme yer almamaktadır.  Hâkim nafakanın süresini takdir ederken talep edenin şartlarını değerlendirdikten sonra süreli süresiz somut olaya göre nafakanın süresini ve miktarını belirlemelidir.

Yargıtay, yoksulluk nafakası takdir edilirken nafaka talep eden eşin sosyo ekonomik durumunun ayrıntılı bir şekilde araştırılıp ona göre karar verilmesi gereğine vurgu da yapmaktadır. Aynı şekilde Yargıtay, nafaka talep eden eş asgari ücretle çalıştığı bir işi olsa dahi yine de diğer eşi yoksulluk nafakası ödemeye mahkûm etmektedir[16].

Sonuç olarak denilebilir ki, yoksulluk nafakasının süresizlik unsuru, TMK’na dayanmamaktadır. Zira kanun koyucunun iradesi bu yönde değildir. Kanaatimizce, sorun Yargıtay’ın vermiş olduğu kararlarında takınmış olduğu tavırdır. Kanun maddesini sanki “süresizlik” emredici hükümmüş gibi yorumlamaktadır. Oysaki bu yönde madde metninde herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır.

Yoksulluk nafakası boşanma sırasında olabileceği gibi boşanma sonrasında da talep edilebilir[17]

KAYNAKÇA

Bilge Öztan, Aile Hukuku, 5.Bası, Ankara, Turhan, 2004.

Bilal Köseoğlu/Köksal Kocaağa, Aile Hukuku ve Uygulaması, Ankara, Türkiye Barolar Birliği Yayınları, 2009.

Çıtak, Burçak; “Yoksulluk Nafakası”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, C.

74, S. 1, 2016, İstanbul, s.241-257.

Ruhi, Ahmet C. ;Yargıtay İçtihatlarıyla Nafaka Hukuku, 3.Bası, Ankara, Seçkin, 2010.

Şahin, Mustafa ;“Türk – İsviçre Medeni Kanunlarına Göre Evlilik sonrası Katkının (Yoksulluk Nafakasının) Şartları”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.21/3, 2017.

Yağcı, Kürşad; Yoksulluk Nafakasında Süresizlik Sorunu, İÜHFM, C. 76 (1).

Yıldırım, Abdülkerim; “Yoksulluk Nafakası ve Yoksulluk Nafakasında Süre Sorunu”, Legal Hukuk Dergisi, C. 14, S. 157, Ocak 2016.

 

 

 

           

 

 

 

 

 

 

 

  • Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Medeni Hukuk Kürsüsünde Öğretim Görevlisi, hayrunnisazdemir@gmail.com

[2] “ Davacı vekili dilekçesinde; davalı ile müvekkilinin anlaşmalı olarak boşandıklarını, müşterek çocuklar için aylık 100’er TL iştirak nafakasına hükmedildiğini, yoksulluk nafakasına hükmedilmediğini, müvekkil esinin hiçbir gelirinin olmadığını belirterek; çocuklar için hükmedilen 100,00 TL iştirak nafakasının 250,00 TL artırımı ile 350,00 TL’ye çıkartılmasını; müvekkili için ise, aylık 500,00 TL yoksulluk nafakasına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.  Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile dava tarihinden itibaren davacı için aylık 200,00 TL yoksulluk nafakasının, müşterek çocuklar için takdiren 100,00’er TL artırım ile aylık 200,00’er TL iştirak nafakasının davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Kararı, davalı taraf, davacı kadın lehine hükmedilen yoksulluk nafakası yönünden temyiz etmiştir. Somut olayda; taraflar anlaşmalı olarak boşanmışlar, bu dava sırasında davacı, davalıdan yoksulluk nafakası talep etmeyeceğini belirtmiş, mahkeme tarafından da bu beyana dayanılarak, yoksulluk nafakası konusunda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Davacı kadın, boşanma davası sırasında, hür ve serbest iradesi ile, yoksulluk nafakasından feragat etmiş bulunduğundan, artık bir daha, yoksulluk nafakası talep edemez. Davacı kadın yönünden, yoksulluk nafakası talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ:  Yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA26.02.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi (Yargıtay 3. H.D.,26.02.2015, E. 2015/1220, K. 2015/3087).

[3] YHGK 07.10.1988,2-656/688; YHGK 28.02.2007, 3-84/95;YHGK 16.05.2007, 2-275/275; YHGK 10.11.2010, 2-614/597 (Kazancı İBB, E.T. 10.03.2019). Yargıtay’ın da söz konusu kararlarda belirttiği üzere, “asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunması yoksulluk nafakasının bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu olarak kabul edilmemektedir”.

[4] Yağcı, Kürşad; Yoksulluk Nafakasında Süresizlik Sorunu, İÜHFM, C. 76 (1), 324.

[5] Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı için Fatsa 1. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi’nin 2011/85 Esas- 2013/57 Karar sayılı ilamı ile hükmedilen 150 TL yoksulluk nafakasının, davacının sigortalı olarak çalışmaya başlaması sebebiyle kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı cevap dilekçesi sunmamış, ancak duruşmadaki beyanında;  kendisinin devlet hastanesinde aylık 950 TL ücret ile çalıştığını, annesi ve çocukları ile yaşadığını, ayrıca davalının yaklaşık 6 senedir hükmedilen nafakayı ödemediğini belirtmiştir. Mahkemece, tarafların sosyal ekonomik durumlarına göre davacının davalıdan çok daha muhtaç durumda olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne ve Fatsa 1. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi’nin 2011/85 Esas- 2013/57 Karar sayılı ilamı ile davalı yararına takdir edilen yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilmiş, hüküm davalı tarafça temyiz edilmiştir. Türk Medeni Kanununun 176/4.maddesine göre; "Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir".

Hukuk Genel Kurulunun yerleşik kararlarında; "asgari ücretle çalışılmakta bulunulması" yoksulluk nafakası bağlanmasını veya yoksulluk nafakasının ortadan kaldırılmasını gerektiren bir durum olarak kabul edilmemiştir. Ancak, yoksulluk nafakasının kaldırılması talebi, azaltılması talebini de içermekte olup, bu durum nafakanın miktarını tayinde ve indirilmesinde etken olarak dikkate alınmalıdır. Dosya kapsamına göre; davacının serbest olarak mobilya ve boya işinde çalıştığı, aylık gelirinin 1000 TL civarında olduğu, annesine ait evde annesi ile yaşadığı ve boşanma davasında müşterek iki çocuğu için hükmedilen aylık toplam 300 TL nafakayı ödemekle yükümlü olduğu, davacının ise hastanede temizlik işçisi olarak çalıştığı, aylık 950 TL ücret aldığı, annesi ve iki çocuğu ile birlikte yaşadığı ve aylık 270 TL kira giderlerinin bulunduğu anlaşılmıştır halde, çoğun için de az da vardır kuralı gereğince; nafakanın kaldırılması isteminin, azaltılması istemini de kapsadığı gözetilerek, davalının yaptığı iş gereği yoksulluğu ortadan kalkmasa bile mali durumunun olumlu yönde değiştiği dikkate alınarak, nafakada hakkaniyete uygun bir oranda indirim yapılması gerekirken, davanın tümden kabulü ile nafakanın kaldırılmasına karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.    SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 29.09.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.   (Y. 3. H.D, T.,29.09.2015, E.2015/10917, K.2015/14648)

[6] Eski Medeni kanunun yoksulluk nafakasını düzenleyen 144. maddenin 3444 sayılı Kanunla değiştirilmesinden önce, kanun koyucu, boşanan eşler arasındaki mali ilişkinin daha fazla uzamasını sakıncalı gördüğünden, yoksulluk nafakasının bir yıldan fazla bir süre devam edemeyeceğini öngörmüştü. Ancak 3444 sayılı Kanun, bir senelik süre kaydını kaldırmış ve süresiz olarak yoksulluk nafakası istenmesini mümkün kılmıştır.

[7] Yağcı, 325.

[8] Ruhi, Ahmet C. ;Yargıtay İçtihatlarıyla Nafaka Hukuku, 3.Bası, Ankara, Seçkin, 2010, s.46; Öztan, Bilge; Aile Hukuku, 5.Bası, Ankara, Turhan, 2004, s.509; Bilal Köseoğlu/Köksal Kocaağa, Aile Hukuku ve Uygulaması, Ankara, Türkiye Barolar Birliği Yayınları, 2009, s.233; Abdülkerim Yıldırım, “Yoksulluk Nafakası ve Yoksulluk Nafakasında Süre Sorunu”, Legal Hukuk Dergisi, C. 14, S. 157, Ocak 2016, s., s.77;Yağcı, 326.

[9] HMK 26/I gereğince, “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir”.

[10] Ruhi, s.46; Öztan, s.504; Köseoğlu/Kocaağa, s.233; Yıldırım, s.77-78; Mustafa Şahin, “Türk – İsviçre

Medeni Kanunlarına Göre Evlilik sonrası Katkının (Yoksulluk Nafakasının) Şartları”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.21/3, 2017, s.88.

[11] Başvuru gerekçesi hakkında bkz. Anayasa Mahkemesi Kararı, 17.05.2012, 136/72 (RG 26.06.2012, N.28335).

[12] Yıldırım, Abdülkerim;  “Yoksulluk Nafakası ve Yoksulluk Nafakasında Süre Sorunu”, Legal Hukuk Dergisi, C. 14, S. 157, Ocak 2016, 81.

[13] An. Mah. T. 17.05.2012 tarih ve 136/72 sayılı kararında

[14] Yağcı, 336; YHGK 02.05.1990, 2-111/261 (Kazancı Otomasyon, ET. 19.03.2019)

[15] Yağcı, 337.

[16] “Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı için Fatsa 1. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi’nin 2011/85 Esas- 2013/57 Karar sayılı ilamı ile hükmedilen 150 TL yoksulluk nafakasının, davacının sigortalı olarak çalışmaya başlaması sebebiyle kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı cevap dilekçesi sunmamış, ancak duruşmadaki beyanında;  kendisinin devlet hastanesinde aylık 950 TL ücret ile çalıştığını, annesi ve çocukları ile yaşadığını, ayrıca davalının yaklaşık 6 senedir hükmedilen nafakayı ödemediğini belirtmiştir. Mahkemece, tarafların sosyal ekonomik durumlarına göre davacının davalıdan çok daha muhtaç durumda olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne ve Fatsa 1. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi’nin 2011/85 Esas- 2013/57 Karar sayılı ilamı ile davalı yararına takdir edilen yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilmiş, hüküm davalı tarafça temyiz edilmiştir. Türk Medeni Kanununun 176/4.maddesine göre; "Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir".

Hukuk Genel Kurulunun yerleşik kararlarında; "asgari ücretle çalışılmakta bulunulması" yoksulluk nafakası bağlanmasını veya yoksulluk nafakasının ortadan kaldırılmasını gerektiren bir durum olarak kabul edilmemiştir. Ancak, yoksulluk nafakasının kaldırılması talebi, azaltılması talebini de içermekte olup, bu durum nafakanın miktarını tayinde ve indirilmesinde etken olarak dikkate alınmalıdır. Dosya kapsamına göre; davacının serbest olarak mobilya ve boya işinde çalıştığı, aylık gelirinin 1000 TL civarında olduğu, annesine ait evde annesi ile yaşadığı ve boşanma davasında müşterek iki çocuğu için hükmedilen aylık toplam 300 TL nafakayı ödemekle yükümlü olduğu, davacının ise hastanede temizlik işçisi olarak çalıştığı, aylık 950 TL ücret aldığı, annesi ve iki çocuğu ile birlikte yaşadığı ve aylık 270 TL kira giderlerinin bulunduğu anlaşılmıştır halde, çoğun için de az da vardır kuralı gereğince; nafakanın kaldırılması isteminin, azaltılması istemini de kapsadığı gözetilerek, davalının yaptığı iş gereği yoksulluğu ortadan kalkmasa bile mali durumunun olumlu yönde değiştiği dikkate alınarak, nafakada hakkaniyete uygun bir oranda indirim yapılması gerekirken, davanın tümden kabulü ile nafakanın kaldırılmasına karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.   

SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 29.09.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi  (Yargıtay 3. H.D,29.09.2015, E.2015/10917, K.2015/14648); “…Aynı yasanın 197.  maddesine göre de; eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir.  Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır. Bunun yanında Yargıtay HGK.nun 7.10.1998 tarih ve 2-656-688 sayılı kararında da kabul edildiği gibi yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür (eğitim) gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek gerekir.  HGK.nun yerleşik kararlarında "asgari ücret seviyesinde gelire sahip  olunması," yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu kabul edilmemiştir. (HGK. 7.10.1998 gün 1998/2-656 E.1998/688 K. 26.12.2001 gün 2001/2-1158-1185 sayılı ve 1.5.2002 gün 2002/2-397-339 sayılı kararları). Somut olayda;  davacı kadının dava açıldığı tarihte asgari ücretle çalışmakta olduğu, yargılama sırasında ise işten ayrıldığı anlaşılmaktadır. Dava tarihi itibarı ile asgari ücret düzeyinde olan davacının geliri, onu yoksulluktan kurtarmaktan uzaktır. Zira yoksulluk durumu, günün ekonomik koşulları ile tarafların sosyal ve ekonomik durumları ve yaşam tarzları değerlendirilerek takdir edilmelidir. Yoksulluk nafakası ahlaki ve sosyal düşüncelere dayanır.  O halde mahkemece; davacının geçimi için gerekli, davalının geliri ile orantılı olacak şekilde, TMK.nun 4.  maddesindeki hakkaniyet ilkesi de gözetilmek sureti ile uygun bir nafakaya hükmedilmesi gerekir iken, davacının asgari ücretle çalışması olgusunun nafaka miktarının belirlenmesinde etken olacağı düşünülmeksizin, geliri olduğundan bahisle eş için tedbir nafakası talebinin tümden reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA 01.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi (Yargıtay 3. H.D.,01.06.2015, E.2015/1811,  K. 2015/9897)

 

 

[17] Davacı vekili dava dilekçesinde; Şanlıurfa Aile Mahkemesi 2013/144 Esas ve 2013/611 Karar sayılı ilamı ile anlaşmalı olarak boşandıklarını, müşterek çocuklar R., B. ve A. için ayrı ayrı 100,00’er TL iştirak nafakasına hükmedildiğini, çocukların okul masraflarının arttığını, günün ekonomik koşulları ve davalının ekonomik durumundaki düzelme nazara alınarak iştirak nafakasının her bir çocuk için ayrı ayrı 200’şer TL’ye çıkarılmasına ve davacının üzüntü nedeniyle boşanma davasında yoksulluk nafakası talep etmeyi düşünemediğini belirterek 400,00 TL yoksulluk nafakasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı cevap dilekçesinde; çalışmadığını, herhangi bir geliri olmadığı, babasının evinde kaldığı, davacının belediyede çalıştığı, davacının maddi durumunun iyi olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda iştirak nafakasının her bir çocuk için ayrı ayrı aylık 150,00’şer TL’ye çıkarılmasına karar verilmiş ve yoksulluk nafakası talebine ilişkin herhangi bir karar verilmemiş, hüküm davacı vekili tarafından süresinde temyiz olunmuştur.

Dava; yoksulluk ve iştirak nafakası artırım istemine ilişkindir.

1- Somut olayda; çocukların yaşı, eğitim durumu, günün ekonomik koşulları dikkate alındığında takdir edilen iştirak nafakası artırım miktarı Medeni Kanunu’nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesine uygun olup, mahkemece iştirak nafakasının her bir çocuk için ayrı ayrı aylık 150,00 TL’ye çıkarılmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu nedenle davacı vekilinin iştirak nafakasının artırım oranına ilişkin sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.             

2- Yoksulluk nafakasına yönelik temyiz itirazlarına gelince;

Davacı ile davalı, Şanlıurfa Aile Mahkemesi 2013/144 Esas ve 2013/611 Karar sayılı ilamı ile anlaşmalı olarak boşanmışlar ve karar 03/10/2013 tarihinde kesinleşmiştir. Mahkemece; davacının 400,00 TL yoksulluk nafakasına hükmedilmesi yönündeki talebi hakkında bir karar vermesi gerektiği halde herhangi bir karar verilmediği görülmüş bu husus bozmayı gerekmiştir.   SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,  28.09.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi (Yargıtay 3. H.D,28.09.2015, E.2015/6840, K.2015/14566).

 

 

 

 


Paylaş
İşlem Sonucu