Doç. Dr. Turan AKKOYUN

Tebliği Buradan İzleyebilirsiniz.

 

İnsan Haklarının Muhafazası İçin Toplumun İnşasında Aile Realitesi: Tarihî Bir Değerlendirme

Doç. Dr. Turan AKKOYUN*

ÖZ

Bir ülkenin en kıymetli sermayesi insanının; hakları hususunda, dünya kamuoyu hassas görünmesine rağmen mesafe alınamaması da düşündürücüdür. Bahsi geçen hususta problemlerin çözümlenmesi; tarihî çizgisinde akademik tespitlerde bulunulmasına bağlı görünmektedir.

Sanayileşen, sanayileştikçe zenginleşen ve de şehirleşen insan, ilk önce ailesinde küçülmeye maruz kalmış, binalar birbirine yaklaşırken bireyler yakın akrabalarından dahi uzaklaşan bir duruma düşmüşlerdir. Diğerinden uzaklaşan birey, doğal sınırların tespitinde zorlanmakta, ahlakî değerleri geri plana bırakmakta bu da insan haklarını zedeler hale dönüştürebilmektedir. Kati olan; birey, insan olmasından dolayı onuruna saygıyı, farklılıklarına hoşgörüyü hak etmektedir.

Araştırma konusu dahile çevrildiğinde Türk kültürü içinde en üst mekanizma olan devletin, bireyin beşeriyet içinde seçkin yerini muhafazasında görevler üstlenmesi mantıklı gelse de siyasi organizasyonun çekirdeği kabul edilen ailenin toplumu inşa etmesi, insan haklarını geliştiren bir müessese halinde varlığını sürdürmesi gerekmektedir.

Ortak ideallerle teşekkül eden, dayanışmayı zorunlu hale getiren "ana, baba ve çocuklardan mürekkep" iktisadi ve içtimai birlik aile, toplumların müşterek bir parçası iken Türklerde teşkilat anlayışının ve mekanizmasının en küçük ve kaçınılmaz çekirdeğidir. Teşekkülünden itibaren ilaveler ve eksilmelerin tamamı ritüel halinde sonraki nesillere aktarılır. Düğün, doğum, sünnet, tahsil, ölüm merasimleri Türk kültürünün zenginliği içinde yer almaktadır.

Üç medeniyet dairesinde varlığını bin yıllara taşıyan Türklerde; hem kaynak, hem tarik, hem de hedef olarak daima mevcudiyetini muhafaza eden aile, sadece bir birliktelik değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasal teşekküllerin en temel çekirdeğidir. "Murada erme" hep ilk adımdır, birbirine eklenen "insan haklarına bağlılık" zincirleri ile güçlü bir halkaya dönüşür. Türk ailesinin gelişim çizgisini takip etmek, Türk tarihinin akışını yakalamaktır. Böylesine köklü bir geleneğe sahip olan temel müessesenin çok yönlü açılımları ve örneklendirmeleri bulunmaktadır.

Tebliğimizin amacı; "İnsan Hakları Bağlamında Ailenin Korunması" hususuna tarih metodolojisi ile kültürel bir katkı sağlamaktır. Araştırmada mitolojik bilgiler, arşiv belgeleri, süreli yayınlar ve bilimsel araştırmalardan yararlanılarak, bilhassa zorunlu göç ve mültecilikten kaynaklanan üçüncü bin yılın milli, bölgesel ve evrensel meselelerine, binlerce yıllık kültürel birikime dayalı değerlendirmelerde bulunulacaktır.

ANAHTAR KELİMELER: Aile, Tarih, İnsan Hakları, Türk Kültürü, Mülteci

Family Reality in the Building of the Society for the Protection of Human Rights: Historical Evaluation

ABSTRACT

One of the nation’s most valuable capital people; in terms of the rights of the world, even though the world seems sensitive to the distance, it is thought provoking. solving the problems in question; it appears to be due to academic determinations in the historical line.

Industrialized, industrialized, industrialized and urbanized people, first, the family was subjected to shrinkage, while buildings approached each other in a situation that moved away from close relatives. The individual, who moves away from the other, has difficulties in the determination of the natural boundaries, puts the moral values to the background and transforms human rights into harm. What is certain; the individual deserves respect for his / her dignity and tolerance for differences.

When the research subject is included, it is reasonable to assume that the state, which is the highest mechanism in Turkish culture, should carry out its duties in preserving the elite place of the individual, but it must be built as a society which develops human rights.

The mother, father and children, which are formed by common ideals and make solidarity obligatory, are a common part of the family and societies while the economic and internal unity family is a common part of the society; the smallest and inevitable core. Additions and omissions from the establishment; in the form of ritual is transferred to the next generations. Wedding, birth, circumcision, collecting, death ceremonies; It is located in the richness of Turkish culture.

Turks who carried their existence to three thousand years in three civilization circles; The family, which maintains its existence as both a source, a path, and a target, is not only a union but also the core of social and political organizations. "Happiness" is always the first step, with the "human rights" chains that are added to each other and become a strong ring. To follow the development line of the Turkish family, to capture the flow of Turkish history. The fundamental institution that has such a long tradition has its multi-faceted expansions and illustrations.

The purpose of our paper is; Protection of the Family in the Context of Human Rights; to provide a cultural contribution through history methodology. The research will be based on mythological information, archival documents, periodicals and scientific researches and based on the national, regional and universal issues of the third millennium, especially on the basis of the thousands of years of cultural accumulation.

KEYWORDS: Family, History, Human Rights, Turkish Culture, Refugee.

 

 

GİRİŞ

Sosyal bilimler arasında yer alan tarihe göre insan ve toplumların içinde bulunduğu "esaret, kölelik ve hürriyet nevilerinin beşer hayatına tesir şekilleri sabittir." (TOGAN, 1981: 44) Bahsi geçen unsurların tamamı insan haklarının muhafazası ile ilgilidir. Tarih, ele aldığı konular itibariyle geçmişe dair araştırmalar gerçekleştirse de, gelecek kuşakların yetişmesi yönünde kazanım sağlar. Böylelikle ailenin amaçlarıyla örtüşür.[1]

Kültür ve medeniyetlerin gelişimini sağlayan "insan; tarihin, coğrafyanın, ahlâkın, estetiğin, felsefenin, hukukun, siyasetin, ekonominin, din ve inançlar ile bilimin hem konusu, hem de malzemesidir." (DOĞAN, 2007: 46) Hem kendine, hem toplumuna, hem de beşeriyete katkı sağlamaktadır. Giriştiği hak mücadelesi ezelden ebede, beşeriyetin haklarını da kayıt altına almaktadır.

"Kendini gerçekleştirme ve yeteneklerini geliştirme özgürlüğü" (BERKTAY, 2004: 2) anlamında insan hakları daha doğrusu ihlali, çağdaş dünyanın bir türlü engelleyemediği evrensel bir problemidir. Bir ülkenin en kıymetli sermayesi insanının; hakları hususunda, dünya kamuoyu hassas görünmesine rağmen, mesafe alınamaması da düşündürücüdür.

Tarih, insan haklarının muhafazası ve ailenin toplumu inşası hususiyetlerinde; her üçünün temeli durumundaki bireyin kendisinden başlanılması, düşünülmesi, akademik ve toplumsal projelerin üretilmesi gerekmektedir. İnsan yoksa; onun hakkı, ailesi, müşterek yer- zaman- sebep/sonuç ilişkisinde değerlendirilebilecek bir tarihi de bulunamayacaktır. Bilimsel açıdan düşünüldüğünde öncelik her zaman insana aittir. Buradan hareketle insan; haklarını tespit edip muhafaza etmeli, geliştirmeli bunu yaparken de gelecek kuşaklara aktaracak ailesi ile toplumunu inşa etmelidir.

  1. AİLE

Yapısı, iç durumları, münasebetleri, fonksiyonları zaman ve toplumlara göre farklılık gösteren aile telakkisi sürekli değişim ve gelişim göstermektedir. (CANATAN, 2011: 60-62) Toplumlar, ailelerin bir araya gelmesinden meydana gelmektedir. Aile merkezli olmayan bir toplumun sağlıklı işlemesi düşünülememektedir. Evrensel, duygusal, şekillendirme özelliğine sahip, kapsamı sınırlı, üyelerinin sorumlukları bulunan aile "zaman içinde değişmemiş, ailenin üyelerinde ve üyelerin görevlerinde bazı değişmeler olmuştur." (AİLE 2011: 4) Cemiyetlerde toplumsal- kültürel- ekonomik bir takım değişmeler her zaman söz konusudur. Değişimlerle bağlantılı olarak da "aile kurumu değişime uğrar" (GÜLER- ULUTAK, 1992: 75) ancak mevcudiyetini sürdürür.

Kültürümüzde ailenin temel unsuru, gizemli bir şekilde "ana" yani kadındır. Türk kadınının kahramanlığı Türk destanlarında ve Dede Korkut Hikayeleri’nde çeşitli vesilelerle zikredilir. (GÖKYAY, 2006: 31, 59) Türk destan ve efsanelerinde "daima şeref, ahlâk, kahramanlık ve fedakârlık sembolü olarak düşünüle gelmiştir. Hatta Türk muhayyilesinde kadın, çoğu zaman insan değil, karanlıkları aydınlatan bir ışık manzumesi, erişilmesi, dokunulması, koklanması, kısaca beş duyu ile kavranması mümkün olmayan ilâhi bir nur huzmesi, iyiliği, yiğitliği telkin eden bir melektir." (SEVİNÇ, 1987: 11) Kendini kalıcı hale getirmede sürekli geri planda kalmayı tercih eden tarihin seçkin unsuruna dair yabancı seyyahların sınırlı sayıda görebildiği aile ve kadının durumunu genellemelerinden (TUŞ, 1996: 13) ipuçları yakalanmaya çalışılmaktadır. Oysa "Türk Destanlarında kurumlaşmış, kuruluşu ve işleyişi bir takım kurallarla denetlenen sağlam bir aile olgusu vardır." (ŞAHİN, 2012: 136) "Bekleme, yoluna bakma" (TURAL, 1999: 77-84) hususlarında sadakati görmemek imkansızdır.

Medenî terakki ile birlikte beşeriyetin tamamında olduğu gibi Türklerde de" aile, hem etkileyen hem etkilenen konumuyla" (EKİCİ, 2014: 220) pek çok değişim ve dönüşüm yaşamıştır. Hareketlikle bağlantılı göç, ekonomik temelli yoksulluk, sosyal unsurların tetiklediği toplumsal değerler, akıl-almaz teknolojik ilerlemelerin sonucunda kadının çalışma hayatına dahil olma mecburiyeti değişimin de dönüşümün de göstergesi olmuştur. Gelişimin merkezinden bakıldığından Avrupa’da endüstrileşme ve ailedeki değişim arasında tarihsel ilişki kurarak aynı çizgiden yürüyenler, "sanayi devrimiyle geniş aileden çekirdek aileye geçildiğini varsayan bir bakış" (DUBEN, 2002: 80) Türklüğün binlerce yılla ifade edilen birikimini geri planda bırakmaktadır.

Türk millî kültüründe aileye dayanan devlet fikri, siyasi otorite çökse dahi bireylerin ve ailenin geleneklerine işleyen düşünce (ÖGEL, 2010: 269) bağımsızlığı ebedî kılmaktadır. Toplumun çekirdeği konusunda daima itinalı ve sistemli hareket edilmiştir. Zamanın akışında gündemdeki yerini koruyan "göçmen ailelerinin boş devlet arazilerinde iskanı yanında özel ve devlete ait çiftliklere de iskan edildikleri anlaşılmaktadır." (ŞEN, 1992: 268) 28 Aralık 1913 tarihli belgeden de anlaşıldığı üzere aile sahibi olmayan, ailesini memleketinde bırakan yalnız erkeklerin "fakir muhacirlere" dahil edilmeksizin, arazi itası ve hane inşasıyla iskanı caiz görülmemiştir.[2]

En küçük unsur olmasına rağmen çekirdeği ve temeli olan müessesesinin sağlamlığı; toplumun sağlıklı gelişimine, ilerlemesine, huzuruna, refahına, güven ve barışına her zaman katkı yapmaktadır. Aile kurumu, toplumun yansımasıdır. Sağlık ve huzur toplumu olumlu anlamda etkiler. Negatiflik toplumda "şiddet"[3] başta olmak üzere olumsuzlukları tetikler, adeta olumsuz ve çirkin bir yaşam tarzına dönüşür.

Ortak ideallerle teşekkül eden, dayanışmayı zorunlu hale getiren "ana, baba ve çocuklardan mürekkep" iktisadi ve içtimai birlik aile, toplumların müşterek bir parçası iken Türklerde teşkilat anlayışının ve mekanizmasının en küçük ve kaçınılmaz çekirdeğidir. Teşekkülünden itibaren ilaveler ve eksilmelerin tamamı ritüel halinde sonraki nesillere aktarılır. Düğün, doğum, sünnet, tahsil, ölüm merasimleri Türk kültürünün zenginliği ve renkliliği içinde yer almaktadır.

1982 Anayasası’nın 41. maddesinde; “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.” denilerek "ailenin korunması" (ANAYASA, 1982: 30) görevi devlete bırakılmıştır.

Devletin halkıyla bütünleşmesinde kültürü de en ücrada bulunanın temsil ettiği işaretleri bulunmaktadır. "Türk köylüsünde fazilet vardır. İman vardır, inanç vardır, vatanseverlik vardır, nizam vardır,sağlam bir aile mevhumu vardır, kendi kendisine idare vardır, merhamet vardır, insaf vardır, misafirperverlik vardır, komşusuna yardım duygusu vardır, kanunlara, hukuka, hakka, devlete saygı vardır... Türk köylüsü iyinin, güzelin, yeninin aşığıdır. Kadirşinastır, takdirkârdır." (DEMİREL, 1967: 59-60)

Adı, içeriği (ÖZTÜRK, 2003: 25-30) ve uygulamasına (BALO, 2003: 23-32; GÖKTEPE, 2003: 31-42) dair tartışma eksilmeyen 14 Ocak 1998 tarihli 4320 sayılı Ailenin Korunması Kanunu[4] Türk ailesinin en temel unsuru kadının şiddet mağduriyetiyle değerlendirilme noktasında (GÜVEN, 1998: 6-20; HACIOĞLU, 1999: 39-47) kalmıştır. "Kadının insan haklarının ihlali sadece savaşlarda gerçekleşen bir hadise değildir; her şeyden önce evde gerçekleşir. Bu şiddet türünün sahip olduğu ’gizli ve özel (mahrem)’ doğası, müdahaleyi ve önlem almayı hep zorlaştırmıştır ve hâlâ zorlaştırmaktadır." (BRANDER, 2008: 118)

III. Binyılın ve XXI. yüzyılın akıl almaz gelişmişliği, devam eden ilerleme, ne yazık ki bireyin insan olmasından kaynaklanan hakları hususunda aksi istikamette bir seyir izlemektedir. Sanayileşen, sanayileştikçe zenginleşen ve de şehirleşen insan, ilk önce ailesinde küçülmeye maruz kalmış, binalar birbirine yaklaşırken, bireyler yakın akrabalarından dahi uzaklaşan bir duruma düşmüşlerdir.

"Bütünlüğün ve soyun devamının göstergesi" (ALSAÇ, 2018: 28) "aile kadın ve erkeğin, adına evlilik denilen hukuki birleşmeleriyle kurulur. Nikah akdi adı verilen bu hukuki birleşme, aile kurumunun yasal dayanağıdır. ... Çocuklar aileyi tamamlar. Saygı, sevgi, dayanışma, himaye ve ahlakî değerler ve ailenin geleneksel dayanakları meydana gelir." (DOĞAN, 2007: 82) Aile bireyi etkileyen "en etkin referans gruplarından biridir." (COMMURI-GENTRY, 2000: 1) Çocuklar ve gençler, değerlerin pek çoğunu "aile ortamında, sokakta, ilk ve orta okullarda" tanır, öğrenir ve benimserler. (GÖZLER, 2017: 34)

Ailenin toplumların ve kültürlerin oluşmasındaki en küçük ama en etkin köşe taşlarından birisi olduğunu hususunda fikir birliği bulunmaktadır, Kültürel birikimin bireylere aktarılması ve kişiliğin şekillenmesi ancak böylesine güçlü bir kurumda mümkün olur. Kurumda yaşanması muhtemel güç kayıpları, her alana sirayet eder.

  1. İNSAN HAKLARI

Uygulamalarda bir fikir birliği bulunmasa da "köklü bir toplumsal ve kültürel çağrışım olan hususlar" (ROAGNA, 2012: 7) arasında insan hakları da yer almaktadır. Dillendirilen ve mücadele edilen hususlar eksikliği katileşen unsurlar olagelmiştir. "Başından sonuna kadar tanıma ve öğrenmenin imkansız" (AİLEDE, 1998: ııı) olduğu insan hakları, erişilmesi zor bir hasrete dönüşmüştür. "Onuru ve saygınlığı yalnızca kendisinin, milletinin değil, bütün milletlerin, bütün insanlığın parçası" (TUNAYA, 1988: 11) insanın doğal hakları bulunmaktadır.

Türk kültüründe "taş yerinde ağırdır" misali "bir kız gelin gidince ailesi ayrıldıktan sonra müessir olur, fakat duygularını geline açıklamazlardı." Gerçekten "aile bağları sıkı idi." (ESİN, 1978: 73) Haklarını bizzat kendisinin sahiplenmesinin zemini hazırlanmıştır. Kadın elde ettiği statüyü devletin iç ve dış siyasetine kadar uzatmıştır.[5]

Atatürk’ün inkılâp hamlesi fikrî açıdan "batıya rağmen batılılaşma" (ÖKSÜZ, 2006: 85) hareketi tarihî realiteye dönüşerek "Türkiye’de halkın büyük çoğunluğu, farklı yönleriyle de olsa, kendilerini Avrupalı addetmekte ve insan haklarını göz" (GÖRENTAŞ, 2015: 66) önünde bulundurmaktadır. İktidarların siyasi farklılıkları bu hususu değiştirememektedir.

Özü "hukuksal anlaşma esasına" dayanan evlilik (BATES, 2009): 271) "Kadın özgürlüğünü güven altına alan ve aileyi sağlamlaştıran Medenî Kanun ..." (ATATÜRK, 2014: 294) Türkiye Cumhuriyeti’nin seçkin eserlerinden birisi olarak tarihteki yerini almıştır. "Kişi, aile, eşya, miras ilişkilerini düzenleyen" 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe giren 743 sayılı Kanun ile birlikte Türkiye "Roma-Cermen hukuk sistemine dahil" olmuştur. (YAVUZ- TOPUZ, 2013: 647) "Zayıf olanın korunması, eşitliğin sağlanması, özgürlük alanlarının genişletilmesi yönünde düzenlemeler içeren" (YAVUZ- TOPUZ, 2013: 662) 8 Aralık 2001 tarihli 4721 sayılı Yeni Türk Medeni Kanunu’na kadar yürürlükte kalmıştır.

Ekonomik, toplumsal, teknolojik nedenlere dayalı sebeplerin sonucunda yalnızlaşarak, diğerlerinden uzaklaşan birey, doğal sınırların tespitinde zorlanmakta, ahlakî değerleri geri plana bırakmakta bu da insan haklarını zedeler hale dönüştürebilmektedir. Kati olan; birey, insan olmasından dolayı onuruna saygıyı, farklılıklarına hoşgörüyü hak etmektedir. Ancak hak teslimi mümkün olamamaktadır. Bu hususların global mahiyetteki insan haklarıyla bağlantısı açıktır.

Ekonomide kaynak sağlayıcı devletin, sanayileşmeyi başlatması ve yönetmesi, siyasi ve sosyal girişimleri yürütmesi kendisine olan "beklentiyi artırmaktadır." (CANBOLAT vd., 2010: 38) Kültürel zihniyet açısından Türklerde beklenti çok daha yükselmektedir. "Türk toplumunun toplulukçu ve hiyerarşik yapısı; aile içinde ebeveyn ve evlat arasındaki güç, babacanlık ve hamilik gibi ilişkiler zamanla iş hayatına yansımakta bu bağlamda örgüt formlarını yöneten liderlerin sosyal kimliğini de şekillendirmektedir." (CANBOLAT vd., 2010: 44) Gerek aile ocağı, gerek iş hayatı, gerekse devlet tutkusu bireyin doğup, büyüyüp kimlik sahibi olduğu en küçük birimde gördüğü ve temsil gücü kazandığı oranda birey;insan haklarına katkı sağlamaktadır. İnsan olmasından kaynaklanan haklardan yararlanarak görev, sorumluluk, yükümlülüklerini yerine getirecek biçimde şekillenmesi ailesinin, toplumun ve devletin inisiyatifi dışında düşünülememektedir.

Türklüğün her aşamasında ailenin sağlam temeller üzerinde tesisi, sağlıklı işleyişi, bireylerin haklarının tespiti kesin çizgilerle belirlenmiş her hangi bir kimlik probleminin yaşanmasına müsaade edilmemiştir. Dede Korkut’ta "oğlı olan evermiş, kızı olan göçirmiş" kızın payı oğlan evine göçürülmüştür.

"Milletin varlığı, sağlam aile yapısına bağlıdır." (GÖNEN, 2006: 62-72) Türk-İslâm medeniyetinin zirvesi Osmanlı Devleti’nin yükselme dönemi içinde insanların "zürriyetin devamının sağlanması" açısından aile zaruri (KINALIZADE, 2010: 9) kabul edilmiş, kazanım, hak, görev ve sorumluluklar tek taraflı düşünülmemiştir.

Aile hayatını "gelişmenin temeli ve güç kaynağı" kabul eden M. Kemal Atatürk 1924 yılında "Kusurlu bir aile yaşamı, sosyal, ekonomik ve siyasal zayıflıklara yol açar. Aileyi oluşturan erkek ve kadın unsurların doğal haklarından yararlanmaları ve ailede ki ödevlerini yerine getirecek şartlar içinde bulunmaları çok gereklidir" (ATATÜRKÇÜLÜK, 1988: 331) diyerek doğal haklardan yararlanmanın önemine vurgu yapmıştır.

Uğrunda ömür harcanan kavramlar zamanla bayağılaşabilmektedir. "Aşk adı altında sunulan ve hepimizi tedirgin eden olumsuz yaşantılar, giderek çirkinleşen bir istismar kültürü de var. Sorunların çözümünde sevginin gücünden yararlanalım yararlanmasına ama önce aşk adına sökün eden şu istismar kültürünü aşalım, hastalık hallerini gerçek aşktan ayırt edelim". (GÖKA, 2015: 12) İnsanın en doğal hakkının seviyesinin yükseltilmesi, yüksekte tutulması, yaşam kalitesini de yukarılara taşıyacaktır.

III. TOPLUMUN İNŞASI

İki yüz yıl öncesine göre "çok farklı, insanlık tarihinde eş, benzeri olmayan zamanları yaşıyoruz. ... Önce erkekleri, sonra kadınları büyük ölçüde evden kopararak çalışma hayatına katan, son elli yıldır iyice ivmelenen ve hala tüm hızıyla süren devasa bir değişim sürecin içindeyiz." (GÖKA, 2013: 67) Türkiye açısından da benzer bir durum söz konusudur. XIX. yüzyıldan beri meydana gelen bilimsel, kültürel, toplumsal ve teknoloji gelişmelerle doğru orantılı olarak hem kentsel, hem de kırsal alanda değişmeye zorlamıştır. (ORTAYLI, 2003: 249) Bahsedilen değişim hızı artarak devam etmektedir.

İdeal aile düşüncesi, tesisi, muhafazası inişli- çıkışlı bir zamanı işaret etmektedir. İsabetli bir yaklaşımla " ’aile’yi kadın olarak okumak gerekiyor. Ailenin özellikleri, işlevleri üzerinde duran her anlayış aslında kadının aile içindeki rolüne, işlevi" (KERESTECİOĞLU, 2014: 10) kısmında düğümleniyor. Çünkü kadının toplumdaki konumu, insan hakları ve toplumun inşasında etkilidir. Osmanlı Devleti’nin mahkeme kararları Şer’iye Sicili kayıtlarından anlaşıldığı kadarıyla "Aile büyüklerinin istekleri çerçevesinde az da olsa akil baliğ olmamış çocukların nişanlandıkları, hatta nikahlandırılarak evlendirildikleri görülmektedir. Ancak nişanlanan çocukların akil baliğ olmasından sonra kadıya müracaat ederek nişanı bozması mümkün olmaktadır." (KARAZEYBEK, 2018: 147) Kadının fikir akımlarının etkisi (AKKOYUN, 2016: 133-147) ile ele alındığı Meşrutiyet sonrasında "haneleri haricinde cemiyet ve işlerle" fazlaca ilgilenmesi yine bayan kalemler (DÜŞÎZE NERMİN, 1923) tarafından dahi şikayet konusu olmuştur. Kısacası insan haklarının kabulü zorlu aşamalar gerektirmiştir.

Güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar "güneşi bayrak" kabul eden Türklerin, tarihi kaynaklardan (ÖZ, 2011: 19-35) da takip edilebilen cihan hakimiyeti ideallerini gerçekleştirme yolundaki güçlü toplumun inşası yolu aileden (TELLİOĞLU, 2016: 211) başlayan bir süreçtir. Toplumun "küçük müfrezeler"inin başında da aile gelmektedir. (BURKE, 1975: 77)

Türklüğün bin yılı aşan bir zamandan beri mensubu bulunduğu İslamiyet,"çok yönlü kişiliği" ile aile ve sosyal hayatında yer (UÇAR- KAHRAMAN, 2018: 31) verdiği "kadınların erkeklerden fiziksel bağlamdaki farklılıklarını göz önüne alarak "onların korunması temelinde" (ŞAHİN- TOPRAK, 2016: 213) bir perspektif ortaya koymuştur.

"Bireysellikten toplumsallığa geçişin en küçük birimi olan ve karşılıklı rıza ile oluşan ailenin sağlıklı yapılanması ve yürütülmesi toplumun varoluşunu ve yarınlara güçlü bir biçimde uzanmasını doğrudan etkilemektedir."[6]

Her türlü ilerlemenin temelinde bilimin ve özgür düşüncenin yattığından hareketle aileyi meydana getiren bireylerde eğitim ve kültür düzeyi yükseltilerek "karşılıklı sevgi, saygı ve anlayış taşıyan bireyler yetiştirilmesi" (KÖNEZOĞLU, 2006: 140) insan hakları ve ailenin muhafazasında pek çok problemin doğup büyümeden ortadan kalkmasına, zorlukların daha kolay üstesinden gelinmesine vesile olacaktır.

"Evlilik birliğinin, sağlıklı ve mutlu bir şekilde devam etmesinde sadece eşlerin değil, toplumun da yararı vardır. Toplum; aile denilen küçük insan topluluklarından oluşur. Bu nedenle aile birliğinin dirlik ve düzen içinde devamı ile toplumsal huzur ve düzen sağlanmış olacaktır. ... Toplum için yararlı kişilerin yetiştirilmesi ancak sağlıklı ve mutlu bir aile yaşantısı ile söz konusu olacaktır." (KÖNEZOĞLU, 2006: 39)

Toplumun inşasında izlenecek dün- bugün- yarın çizgisi, sıradanlığı ortadan kaldırarak milliliğe ve milliyete değer kazandırarak Türk Millî Kültürü hususiyete ulaşılmasına imkan verecektir. "Sözlü bir kültüre sahip olmaları nedeniyle yazılı kaynakların az bulunması sorulara sağlıklı bir vermeyi güçleştiren" (GÖKA, 2017: 83) tarihin eski dönemlerinde tespit edilen "tek eşle evlilik Türk ailesinin karakteristik özelliği" (TÜRKDOĞAN, 1992: 11) sonraları Osmanlılarda da toplumun "demografik yapısını etkileyebilecek nitelikte olan birden fazla eşle evliliğin revaçta olmadığı tespit edilmiştir." (DEMİREL vd. 1992: 83) "1885 ve 1907 yıllarında İstanbul’da evli olan erkeklerin ancak % 2.5’i çok eşliydi ve evliliklerinin yalnız bir döneminde çok eşli kalmışlardı." (DUBEN, 2002: 146)

Modern Türk hukukunun merhalelerinden birisi; erkeğin mutlak boşanma ve birden fazla kadınla evlenme hakkına sınırlama getiren "Hukuk-ı Aile Kararnamesi mucibince ilam-ı akidler kadı ve nüvvab tarafından icra edilerek akdin .... dair mahkemeyi şeriyeden daireyi ... birer ilam verilmektedir." Ahidnamenin ikinci nüshası üzerinden işlem yapılacağı, 21 Şubat 1918 tarihinde Eskişehir Nüfus Müdüriyeti’ne bildirilmiştir.[7] Millî Mücadele’nin başlarında merkezî hükümet, 7 Mayıs 1919 tarihinde "Müslim ve gayr-ı Müslimlerin mukim şeriyece icra-ı akdleri " üzerinde "tezkereye zeil" ile feshi gündeme getirmiş[8] 19 Haziran 1919 tarihinde bir Kararname[9] daha yayınlayarak Hukuk-ı Aile Kararnamesi’ni kaldırmıştır.

Bahsi geçen yürürlükten kaldırılma fiili, I. İnönü Zaferinin kazanılması, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun kabulü, İstiklal Marşı’nın kabulü, Türkiye-Afganistan Antlaşmasının imzalanması, Moskova Antlaşmasının imzalanması gibi önemli iç ve dış gelişmelerin yaşandığı günlerde 22 Şubat 1921[10] tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti tarafından kaldırılarak Kararname yeniden yürürlüğe konulmuştur. Bu husus, şartların ağırlığına bakılmaksızın iç ve dış politikanın ağırlığına rağmen, millî egemenliğe dayalı yeni Türk devletinin aileye gösterdiği ilgiyi ortaya koymaktadır. Zira bahsi geçen tarihler Türklüğün ölüm-kalım savaşı verdiği zamanlardır. Bağımsızlığın kazanılmasından hemen sonra da 30 Kanun sani 1923 tarihinde icrası "Adliye Vekili"ne bırakılan 157 maddelik Aile Hukuku Hakkında Kanun tasarısı hazırlanmıştır.[11]

"Kendine has zengin birikime sahip" (KAPLAN, 1954: 347) kültürü içinde en üst mekanizma olan devletin, bireyin beşeriyet içinde seçkin yerini muhafazasında görevler üstlenmesi mantıklı gelse de siyasi organizasyonun çekirdeği kabul edilen ailenin toplumu inşa etmesi, insan haklarını geliştiren bir müessese halinde varlığını sürdürür. Bu bir teori değildir. Hun Hükümdarı Mete Han, Göktürk Hükümdarı Bilge Kağan, Türkiye Selçuklu Sultanı Süleyman Şah, Osmanlı Hanedanının kurucusu Osman Gazi gibi devlet başkanlarının mücadelelerinde, Oğuz Kağan Destanı’nda, Dede Korkut Hikayeleri’nde, arşiv vesikalarında ailenin toplumu inşa eden, tehlikelerden koruyan önemli bir "zırh" olduğunu görmek mümkündür. Türklüğün bin yıldan daha fazla bir zaman önce dahil olduğu İslam medeniyeti de aileyi ehemmiyetli bir hale getirmiştir. Farklı hatta zıt gibi görünen bir dergah veya küçük bir müfreze kabul edilerek; "iyi günde, kötü günde", "iniş ve çıkışlarla dolu" yolculuk, bir kaç kişinin değil, bütün Türk milletinin, netice itibariyle beşeriyetin istikameti sayılmıştır. İstikametin belirgin unsuru töre yahut hukukun temeli adalet olduğu müddetçe insan hakları da muhafaza edilmektedir. Birey de isim (kız, gelin, ana, nine vb.) ilaveleriyle yaşam içinde statüsünü, haklarını geliştirmekte ve pekiştirmektedir.

"Oğuz Kağan Destanı’nda kahramanın gördüğü bir kızı sevdiği ve onunla evlendiği anlatılır. Oğuz bu kızla evlenir ve Gün, Ay, Yıldız adlı üç oğul sahibi olur. Diğer eşini ise göl ortasındaki bir ağacın kovuğunda bulur onunla da evlenir. Ondan da Gök, Dağ, Deniz adlı üç oğlu dünyaya gelir. Dede Korkut Kitabı’nda, Manas’ta, Alpamış’ta, Köroğlu’nda ve pek çok güney Sibirya Türk destanında kahramanların evlenmeleri geniş bir şekilde anlatılmıştır. Türk destanlarında evliliğe, dolayısıyla aile kurmaya yönelik hazırlıklar, kahramanların küçük yaşlarından itibaren başlatılır." (ŞAHİN, 2012: 123)

Aileye önem verilen eski Türklerde bilhassa "kadının sosyal statüsünün korunmasına özen gösterilmiştir. Bu yüzden kadınlara yönelik suçlar ise ağır şekilde cezalandırılmaktadır. ... Eski Türklerde ailenin meydana gelmesini sağlayan örf, adet, gelenek, görenekler bütününü oluşturan töre kanunlarını uygulanması ailenin en önemli teminatı idi. ... Ailenin oluşumunu sağlayan gelenek hukuki töreye göre şekillenmiştir." (MANDALOĞLU, 2013: 155)

Yapısı, iç durumları, münasebetleri, fonksiyonları zaman ve toplumlara göre farklılık gösteren aile telakkisi sürekli değişim ve gelişim göstermektedir. (CANATAN, 2011: 60-62) Temellerinden kopmuş olan muhacirlerin, mültecilerin can güvenliği sonrasında ilk hatırlayacağı ailesi ve geçimini sağlamak için "bir an evvel üretici durumuna" (BERBER, 2011: 23) geçip gelir (AKKOYUN, 2018: 88) sahibi olmasıdır.

Toplumun inşasında ailenin etkisi tartışılamaz. Diğer bir su götürmez gerçek de ailenin mevcut problemleri olsa gerektir. Üretilmesi gereken projelerde maddi ve manevi yönden güçlendirilmesi gereken aile içinde aile birliğinin muhafazası , dağılmasına yol açabilecek şartların ortadan kaldırılması için politikaların geliştirilmesi, milli kültür esaslı siyaset ve devlet adamlarının "vazgeçilemez görevleri arasındadır. " (GÖKA, 2014: 71) "Devlet,her şeyden önce kimsesizlerin kimsesi, ailesizlerin ailesi, güçsüzler ile güçsüz bırakılmışların gücü ve kudreti olmakla görevlidir." (GÖKA, 2014: 72)

Merkezi ve yerel yönetimler, tesisi düşüncesinden başlayarak bu en küçük ancak temel unsurun muhafazası, ağırlığınca değer görmesi, hangi sebepten kaynaklanırsa kaynaklansın maddî ve manevî açıdan desteklenmesi hususlarında var güçleriyle projeler üretmeli, küçük ya da büyük tasarıları otomatik bir usulle hayata geçirmelidir. Aynı şekilde eğitimin her kademesinde insan hakları bilinci yüksek ailenin tesisi ve korunmasının üzerine titizlikle vurgulanması, milletine geleceğinin ailenin korunmasına bağlı olduğunun altı çizilmelidir. Kültür, sanat dallarında da benzer eserler vücuda getirilerek kamuoyuna takdim edilmelidir. Toplumun inşasının belirli formatlarla hazırlanan pratiklerle mümkün olmadığı, bireylerin de bu hususta bir takım sorumluklara sahip olduğunun altı çizilmelidir.

SONUÇ

Bireyin var olma nedeni; ufku nispetinde yaşama katkı sağlayarak hem kendisinin, hem toplumun, hem de beşeriyetin yaşam kalitesini yükseltmektir. Kalitenin yükselmesi ile orantılı bir şekilde kültür ve medeniyette tırmanışa geçerek domino etkisiyle sınır tanımadan bütün dünyaya yayılır. Tarih, insan haklarının muhafazası ve ailenin toplumu inşası hususiyetlerinde her üçünün temeli durumundaki insana dair isabetli fikirler için; kendisinden başlanılmalı, akademik ve toplumsal projeler geliştirilmelidir. Biyolojik anlamdan öteye bir insan olmadığında; hakkı, ailesi, müşterek bir tarihi de bulunamayacaktır.

Evrensel, millî, toplumsal, duygusal, şekillendirme özelliğine sahip, kapsamı sınırlı, üyelerinin sorumlukları bulunan aile, destan çağlarından beri sağlam bir olgu olarak Türk millî kültüründe bağımsızlık ve devlet fikrini ebedî kılmaktadır. Sürekli hareketlilik ve canlılık gösteren toplumda ailede meydana gelen en küçük bir sarsıntı hemen etkisini göstererek, karakteristik yapısını ve niteliklerini zedelemektedir.

Sistemi kendince işleyen topluma, kültürel hafızasında esaslı bir yeri bulunmasına rağmen çok çabuk kabul görmeyen bir şekilde dışarıdan katılan göçmen ve mülteciler de aynı hususlar dikkate alarak iskan edilmişlerdir. Temellerinden kopmuş olan muhacirlerin, mültecilerin can güvenliği sonrasında ilk hatırlayacağı ailesi ve geçimini sağlamak için "bir an evvel üretici durumuna" geçip, gelir sahibi olabilmesidir. Onların dahil oldukları topluma dil, meslek, yaşam tarzına iştirakleri sağlanarak; oluşması muhtemel problemlerin önüne geçilebilir.

Güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar "güneşi bayrak" sayan Türklerin, cihan hakimiyeti ideallerini gerçekleştirme yolundaki güçlü toplumun inşası yolu aileden başlayan bir süreçtir. Birey tam anlamıyla bağımsızlığını bu müesseseyi tesis ettiğinde kazanır. Sorumluluk ve görevleri de katlanarak artar, diğerleriyle bütünleşmesi hukuksal zarureti ortaya çıkarır. İnsan ve toplum arasında olumlu-olumsuz anlamda kaçınılmaz bir döngü oluşur. Toplumun muhafazasında ve yükselişinde en çarpıcı ve "küçük müfrezeler"inin başında aile gelir.

Birey ve toplum arasındaki rabıtayı sağlayan aileye ilavelerin ve eksilmelerin tamamı ritüel halinde sonraki nesillere aktarılır. Düğün, doğum, sünnet, tahsil, ölüm merasimleri Türk kültürünün zenginliğidir. Savaşların, izahı zor olsa da genelde kabul gören bir dizi kuralı vardır. İnsan haklarının ihlali sadece savaşlarda çiğnenen insanlık suçlarıyla ilgili değildir ne yazık ki toplumun çekirdeğinin mekanında da kendini gösterebilmektedir. Aile, yasal dayanağı olan nikah ile hukuken tesis edilip, çocuklar sayesinde tamamlanır. Saygı, sevgi, dayanışma gibi ahlaki değerler aile mutluluğunu gerçekleştirir. İnsan hakları ihlalinde eş, çocuk kavramları ailenin gücünü ve sihrini zedeleyecek, sinirleri alt üst eden boyuta uzanmaktadır.

Özü "hukuksal anlaşma esasına" dayanan evlilik "Kadın özgürlüğünü güven altına alan ve aileyi sağlamlaştıran Medenî Kanun" cumhuriyetin değerli eserlerinden birisi olmuştur. Değerin anlam kazanması uygulanabilmesine bağlıdır. Kanun hazırlanması, çıkarılması, uygulanmasının ötesinde kadın başta olmak üzere bireylerin tamamı değeri tanımalı, taşımalı, üstlenmelidir. Kurumlar ve disiplinler arasında işbirliği tesis edilerek sorumluluk katsayısı artırılmalıdır.

Toplumun inşasında ailenin etkisi tartışılamaz. Diğer bir su götürmez gerçek de ailenin mevcut problemleridir. Bunlar geçiştirilmemeli, küçümsenmemeli, asla görmezlikten gelinmemelidir. Üretilmesi gereken projelerde maddi ve manevi yönden güçlendirilmesi gereken aile içinde birliğinin muhafazası , dağılmasına yol açabilecek şartların ortadan kaldırılması için politikaların geliştirilmesi, milli kültür esaslı siyaset ve devlet adamlarının "vazgeçilemez görevleri arasındadır." Farklı alanlarda proje üretimine zemin hazırlanmalı, teşebbüsler desteklenmelidir. Bilhassa yazılı , görsel, sesli ve sosyal medyadan yararlanılmalıdır.

Merkezi ve yerel yönetimler, tesisi düşüncesinden başlayarak bu en küçük ancak temel unsurun muhafazası, ağırlığınca değer görmesi, hangi sebepten kaynaklanırsa kaynaklansın maddî ve manevî açıdan desteklenmesi hususlarında var güçleriyle kısa ve vadeli projeler üretmeli, küçük ya da büyük tasarıları otomatik bir usulle hayata geçirmelidir. Aynı şekilde eğitimin her kademesinde insan hakları bilinci yüksek ailenin; tesisi ve korunmasının üzerine titizlikle vurgulanması, milletine geleceğinin ailenin korunmasına bağlı olduğunun altı çizilmelidir. Müfredatlardaki bilgiler, toplumsal karşılıklarıyla değerlendirilmelidir. Genç kuşaklar öğrencilik yaşlarından itibaren konuya paydaş hale getirilmelidir.

Kültür, sanat dallarında da benzer eserler vücuda getirilerek kamuoyuna takdim edilmelidir. Hacmi değil tesiri dikkate alınarak uzun soluklu bilim, sanat ve kültür insanlarının insan hakları konusunda duyarlılıkları geliştirilmelidir.

Toplumun inşasının belirli formatlarla hazırlanan pratiklerle mümkün olmadığı, bireylerin de bu hususta bir takım sorumluklara sahip olduğu vurgulanmalıdır. Bireysel güç ailede kazandığı ivmenin birkaç kişiyle sınırlı olmayıp şehir, ülke, dünya adına bir gelişimin habercisidir.

 

 

KAYNAKLAR

Arşivler

Cumhuriyet Devlet Arşivi

Osmanlı Devlet Arşivi

 

Süreli Yayınlar

Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi

Aile ve Toplum Eğitim-Kültür ve Araştırma Dergisi

Atatürk Üniversitesi Erzincan Hukuk Fakültesi Dergisi

Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi

Dil ve Edebiyat

Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi

Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi

JASSS

Journal of Turkish Language and Literature

Karadeniz Araştırmaları

Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi

Kurgu

Millî Folklor

Resmi Gazete

Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi

Sobider

Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi

Tarih ve Medeniyet

TBMM Tutanak Dergisi

Türk Sesi (İzmir)

Türk Yurdu

Turkish Studies

Türkiye Günlüğü

Yargıtay Dergisi

Yeni Türkiye

 

Kitaplar, Kitap Bölümleri, Makaleler, Tebliğler ve Tezler

AİLE (2018), Aile Eksenli Şiddetten Sosyal Travmalara, (Ed. Mehmet Gür vd.), HEGEM Yay., Ankara.

AİLE (2011), Aile ve Tüketici Hizmetleri, Milli Eğitim Bakanlığı Aile Yapısı 762SHD003, Ankara.

AİLEDE (1998), Ailede ve Okulda İnsan Hakları Eğitimi, (Haz. Mesut Yılmaz, Nesrin Ünal), Ankara Anadolu Lisesi Koruma Derneği Yay., Ankara.

AKKOYUN, Turan (2016), "II. Meşrutiyet Devri Türkçülük Düşüncesi Nazarında Kadın", Türk Dünyasında Kadın Algısı, (Ed. Şayan Ulusan, Shurubu Kayhan), I, Celal Bayar Üniversitesi Yay., Manisa, ss. 133-147.

AKKOYUN, Turan (2018), "Uluslararası Suriye Mültecileri Meselesinin Tarihî Değerlendirmesi", Sobider, V, nr. 28, Ekim, ss. 81-97.

ALSAÇ, Fevziye (2018), "Dede Korkut Hikayeleri’nde Kültürel Bellek Bağlamında Gelenekler", Journal of Turkish Language and Literature, IV, nr. 1, Winter, ss. 17-35.

ANAYASA (1982), Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara.

ARAYANCAN, Ayşe Atıcı (2011), "Akkoyunlu ve Karakoyunlu’da Kadının Devlet Yönetimi ve Diplomasideki Önemine İki Örnek: Hatun Can Begüm ve Sara Hatun", Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, nr. 29, ss. 285- 301.

ATATÜRK, Mustafa Kemal (2014), Söylev (1919-1927) ve Demeçler (1928-1938), (Ed. Erkan Şenşekerci), (Haz. Erkan Şenşekerci vd.), Uludağ Üniversitesi Yay., Bursa.

ATATÜRKÇÜLÜK (1988), Atatürkçülük: Atatürk’ün Görüş ve Düşünceleri, I, Genelkurmay Başkanlığı Yay., İstanbul.

BALO, Yusuf Solmaz (2003), "Ailenin Korunmasına Dair Kanun ve Uygulaması", Aile ve Toplum Eğitim-Kültür ve Araştırma Dergisi, V-II, nr. 6, Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Yay., Ankara, ss. 23-32.

BATES, Daniel G. (2009), 21. Yüzyılda Kültürel Antropoloji: İnsanın Doğadaki Yeri, (Trc. Suavi Aydın vd.), İstanbul Bilgi Üniversitesi Yay., İstanbul.

BERBER, Ferhat (2011), "XIX. Yüzyılda Kafkasya’dan Anadolu’ya Yapılan Göçler", Karadeniz Araştırmaları, nr. 31, Güz, ss. 17-49.

BERKTAY, Fatmagül (2004), Kadınların İnsan Haklarının Gelişimi ve Türkiye, İstanbul Bilgi Üniversitesi Sivil Toplum Kuruluşları Eğitim ve Araştırma Birimi, Sivil Toplum ve Demokrasi Konferans Yazıları nr. 7, İstanbul.

BRANDER, Patricia vd. (2008), Pusula: Gençlerle İnsan Hakları Eğitimi Kılavuzu- Avrupa Konseyi, (Trc. Burcu Yeşiladalı), İstanbul Bilgi Üniversitesi Yay., İstanbul.

BURKE, Edmund (1975), On Government: Politics and Society, (Ed. W. Hill), Fontana, London.

CANATAN, Kadir (2011), "Aile Kavramının Tanımı", Aile Sosyolojisi, (Ed. Kadir Canatan, Ergun Yıldırım), 2. b., Açılım Kitap Yay., İstanbul, ss. 53-64.

CANBOLAT, Ela Özkan vd., (2010)"Türk Liderlik Profili: Türk Siyasi Liderleri Üzerine Niteliksel Bir Çalışma", Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi, II, nr. 2, ss. 37-45.

COMMURI Suraj, GENTRY, James W. (2000), "Opportunities for Family Research in Marketing", Academy of Marketing Science Review, Universty of Nebraska, Lincoln, pp. 1-34.

DEMİREL, Ömer vd. (1992), "Osmanlılarda Ailenin Demografik Yapısı", Sosyo-Kültürel Değişme Sürecinde Türk Ailesi, I, (Yayın Sorumlusu: Ezel Erverdi), Başbakanlık Aile Kurumu Yay., Ankara, ss. 67-131.

DEMİREL, Süleyman (1967), Konuşmalar, Adalet Partisi Genel Merkezi Yay., Ankara.

DOĞAN, İsmail (2007), Vatandaşlık, Demokrasi ve İnsan Hakları, 6. b., Pegem Yay., Ankara.

DUBEN, Alan (2002), Kent, Aile, Tarih, İletişim Yay., İstanbul.

Düşîze Nermin (1923), "Vazifelerimizi Bilelim", Türk Sesi (İzmir), nr. 31, 29 Haziran 1339.

EKİCİ, Fatma Yaşar (2014), "Türk Aile Yapısının Değişim ve Dönüşümü ve Bu Değişim ve Dönüşüme Etki Eden Unsurların Değerlendirilmesi", JASSS, nr. 30, Winter I, pp. 209-224.

ESİN, Emel (1978), İslamiyet’ten Önceki Türk Kültür Tarihi ve İslâm’a Giriş, Edebiyat Fakültesi Matbaası, İstanbul.

GÖKA, Erol (2015), Aşk Her Şeyi Affederse: Teknomedyatik Dünyada Aşk ve Ahlak, 2. b., Timaş Yay., İstanbul.

GÖKA, Erol (2013), "Modern Hayatta Değişen Anne- Baba- Çocuk Rolleri", Türkiye Günlüğü, nr. 116, ss. 67-71.

GÖKA, Erol (2017), Türklerin Psikolojisi, Kapı Yay., İstanbul.

GÖKA, Erol (2014), "Yeni Türkiye, Adım Adım Şekilleniyor", Yeni Türkiye, nr. 56, Ocak-Şubat, ss. 267-272.

GÖKTEPE, İnci (2003), "4320 Sayılı Kanunun Uygulanmasına Dair Kanun ve Yeni Medeni Kanuna İlişkin Uygulama Sorunları", Ailenin Korunmasına Dair Kanun ve Yeni Medeni Kanuna İlişkin Uygulama Sorunları, İstanbul Barosu Yay., İstanbul, ss. 31-42.

GÖKYAY, Orhan Şaik (2006), Dede Korkut Hikayeleri, Kabalcı Yay., İstanbul.

GÖNEN, Sinan (2006), "Dede Korkut Hikayeleri’nden Günümüze Yansıyan Evlilik Adetleri", Millî Folklor, XVIII, nr. 69, ss. 62-72.

GÖRENTAŞ, Aladağ (2015), "Türkiye’de İnsan Hakları: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Yarım Asırlık İmtihan", Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, nr. 29, ss. 57-67.

GÖZLER, Kemal (2017), İnsan Hakları Hukukuna Giriş, Ekin Yay., Bursa.

GÜLER, Deniz, ULUTAK, Nazmi (1992), "Aile Kavramının Tarihsel Gelişimi ve Türk Toplum Yapısında Aile", Kurgu, nr. 11, ss. 51-76.

GÜVEN, Kudret (1998), "430 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun’un Getirdiği Hukuki Tedbirler", Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, II, nr.1-2, ss. 6-20.

HACIOĞLU, Burhan Caner (1999), "4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun’la İhdas Edilen ’Ailenin Korunmasına Dair Kanun’a Muhalefet Suçu" Üzerine Bir İnceleme", Atatürk Üniversitesi Erzincan Hukuk Fakültesi Dergisi, III, nr. 1, Erzincan, ss. 39-47.

KAPLAN, Mehmet (1954), "Halk Kültürü ve Yüksek Kültür", Türk Yurdu, nr. 238, Kasım, ss. 347-349.

KARAZEYBEK, Mustafa (2018), "XVII. Yüzyılın İkinci Yarısında Afyonkarahisar’da Aile", Sosyal ve Beşeri Bilimler’de Akademik Araştırmalar, (Ed. Mehmet Yavuz Erler, Abdullah Şevki Duymaz), I, Gece Kitaplığı Yay., Ankara, ss. 131-149.

KERESTECİOĞLU, İnci Özkan (2014), "Mahremiyetin Fethi: İdeal Aile Kurgularından İdeal Aile Politikalarına", Başka Bir Aile Anlayışı Mümkün mü? 9-10 Kasım 2013, (Ed. Nihal Boztekin), Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği, İstanbul, ss. 10-21.

KINALIZADE Ali Efendi (2010), Devlet ve Aile Ahlakı, İlgi Kültür Sanat Yay., İstanbul.

KÖNEZOĞLU, Bilge (2006), Aile ve Ailenin Korunması, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara.

MANDALOĞLU, Mehmet (2013), "İslamiyet’ten Önce Türklerde Aile Hukuku", Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, nr. 33, ss. 133-159.

ORTAYLI, İlber (2003), İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İletişim Yay., İstanbul.

ÖGEL, Bahaeddin (2010), Türk Mitolojisi (Kaynakları ve Açıklamaları ile Destanlar), I, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara.

ÖKSÜZ, Hikmet (2006), "Atatürkçülük ve Küreselleşme Sürecinde Türkiye", Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, ss. 81-91.

ÖZ, Şaban (2011), "Kutadgu Bilig’de Türk Cihan Hakimiyeti Düşüncesi", Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, XI, nr. 1, ss. 19-35.

ÖZTÜRK, Fatma Akyüz (2003), "4320 Sayılı Ailenin Korunması Kanunu", Yargıtay Dergisi, XXIX, nr. 3, Ankara, ss. 25-30.

ROAGNA, İvana (2012), Avrupa İnsan Hakları Özel Hayat ve Aile Hayatına Saygı Hakkının Korunması: Avrupa Konseyi’nin İnsan Hakları El Kitabı, (Trc. Ayşe Gül Alkış Scholing), Strazburg.

SEVİNÇ, Necdet (1987), Eski Türkler’de Kadın ve Aile, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul.

ŞAHİN, Halil İbrahim (2012), "Türk Destanlarındaki Aile Algısı", Karadeniz Araştırmaları, nr. 33, Bahar, ss. 117-138.

ŞAHİN, Kamil, TOPRAK, Salih (2016), "Kültürel ve Dinsel Perspektifte Kadın Kimliği", Turkish Studies, XI/8, ss. 203-214.

ŞEN, Ömer (1992), "Göçmen Ailelerine Yönelik İktisadi ve Sosyal Tedbirler", Sosyo-Kültürel Değişme Sürecinde Türk Ailesi, I, (Yayın Sorumlusu: Ezel Erverdi), Başbakanlık Aile Kurumu Yay., Ankara, ss. 286-305.

TELLİOĞLU, İbrahim (2016), "İslam Öncesi Türk Toplumunda Kadının Konumu Üzerine", Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, nr. 55, ss. 209-224.

TOGAN, A. Zeki Velidi (1981), Tarihte Usûl, 3. b., Enderun Kitabevi Yay., İstanbul.

TUNAYA, Tarık Zafer (1988), İnsan Derisiyle Kaplı Anayasa, 2. b., Arba Yay., İstanbul.

TURAL, Sadık Kemal (1999), "Dede Korkut Destanlarında Aile", Tarihten Destana Akan Duyarlılık, Atatürk Kültür Merkezi Yay., Ankara.

TUŞ, Muhittin (1996), "Osmanlı’da Kadın ve Aile", Tarih ve Medeniyet, nr. 26, ss. 12-17.

TÜRKDOĞAN, Orhan (1992), "Türk Ailesinin Genel Yapısı", Sosyo-Kültürel Değişme Sürecinde Türk Ailesi, I, (Yayın Sorumlusu: Ezel Erverdi), Başbakanlık Aile Kurumu Yay., Ankara, ss. 1-38.

UÇAR, Mustafa, KAHRAMAN, Muhsine (2018), "İslâm Dininin Kadına Verdiği Hakları Gelenekler Geri mi Aldı?", Dil ve Edebiyat, nr. 117, Eylül, ss. 26-31.

YAVUZ, Cevdet, TOPUZ, Murat (2013), "Cumhuriyet Döneminde Türk Hukukunun Gelişim Seyri ve Reformlar", Yeni Türkiye, nr. 52, Mayıs-Haziran, ss. 641-671.

 

 

 

 

 

 

* Afyon Kocatepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, takkoyun@aku.edu.tr

[1] "İnsanın aşık olma, sevme yeteneğinde hiçbir körelme, azalma yok ... ama kabul edelim ki, ortalık toz duman, insan ilişkilerindeki rahatsızlıklar aşk alanında da ortaya çıkmış durumda ve hastalıklı aşk yaşantıları gün geçtikçe artıyor." (GÖKA: 2015: 12)

[2] Osmanlı Devlet Arşivi, DH.İ.UM.EK, Kutu: 2, Gömlek: 31, Sıra: 0.

[3] Toplumun aynası aile kurumundaki şiddet temelli negatifliğin toplumun geneline yansıması hususunda bk. (AİLE, 2018)

[4] Resmi Gazete, nr. 232333, 17 Ocak 1998.

[5] "Türk tarihinin çeşitli dönemlerinde olduğu gibi Karakoyunlu ve Akkoyunlularda da kadın toplum, diplomasi ve devlet yönetiminde etkin bir rol oynamıştır. Özellikle hükümdar eşleri ve anneleri olan hatunlar devletin iç ve dış ilişkilerinde çeşitli vesileler ile üstlendikleri önemli misyonlar aracılığıyla devlet siyasetine ve diplomatik ilişkilere yön vermişlerdir." (ARAYANCAN, 2011: 286)

[6] TBMM Tutanak Dergisi, XXXII, Birleşim: 126-134, Ankara 1997, s. 1.

[7] Osmanlı Devlet Arşivi, DH.SN.THR., 78-5-0.

[8] Osmanlı Devlet Arşivi, DH.İ.UM., 19-1-0, s. 1.

[9] Cumhuriyet Devlet Arşivi, 30-18-1-1, 2-36-13.

[10] Cumhuriyet Devlet Arşivi,30-18-1-1, 2-36-13.

[11] Cumhuriyet Devlet Arşivi, 30-18-1-1 / 6-48-1, ss. 1-12.


Paylaş
İşlem Sonucu