Dr. Öğrt. Üyesi Mustafa Aytaç ÖZELÇİ

Tebliği Buradan İzleyebilirsiniz.

 

AİLENİN KORUNMASINDA MEDYA HİZMET SAĞLAYICILARININ

YÜKÜMLÜLÜKLERİ VE İDARENİN DENETİMİ

 

THE OBLIGATIONS OF MEDIA SERVICE PROVIDERS WITH REGARD TO PROTECTION OF FAMILY AND THE SUPERVISION BY THE ADMINISTRATION

Dr. Öğrt. Üyesi Mustafa Aytaç ÖZELÇİ*

Özet

Anayasal düzenimizde aile, Türk toplumunun temeli ve eşler arasında eşitliğe dayanan bir yapı olarak nitelendirilmiştir. Toplumun en küçük birimi olan ailenin korunmasında Devletin, ailenin huzur ve refahını sağlama; insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli koşulları oluşturma; kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olduğu bir sosyal yaşamın dinamiklerini hazırlama; aile ve toplumun bir unsuru olan çocukları ve gençliği her alanda (sağlık, sosyal ve kültürel v.b.) koruyup gözeten bir sistemi kurma gibi konularda yetki, görev ve sorumluluğu bulunmaktadır. Kişi yönünden aile hayatının korunması ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı ulusal ve uluslararası hukuksal metinlerde yer bulan temel haklardandır. Aile hayatının korunması sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda çok yönlü ele alınan bir konu olarak aynı zamanda hukuksal düzenlemeye gereksinim duyulan bir olgudur. Bu çalışmada Radyo ve televizyon yayın hizmetlerinde medya hizmet sağlayıcılarının yükümlülükleri ile bu alanı regüle eden Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun aile hayatının korunması özelinde yayın hizmeti ilkelerine uygun yayıncılığın tesisi yönünden sahip olduğu düzenleme ve denetleme yetkileri konuları ele alınacaktır.

Anahtar Kelimeler: Ailenin korunması, yayın hizmeti ilkeleri, medya hizmet sağlayıcısı, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu

Abstract

In Turkish Constitutional order, family is characterised as the basis of Turkish society and a structure based on equality between the spouses. In protecting the smallest unit of the society, the State has the authority, duty and responsibility to provide tranquility and prosperity of the family; form the necessary conditions for the material and moral improvement of the individual; prepare the dynamics of a social life where woman and man have equal rights; establish a system which protects and supervises an element of the family and the society, namely the children and the youth, in all fields (e.g. health, social and cultural). From the standpoint of an individual, the right to family life is a fundamental human right regulated in national and international legal documents. The protection of family life, as being a subject that is examined multilaterally in social, economic and cultural fields, also requires to be legally regulated.  In this study, the following topics will be analyzed: the obligations of media service providers in their radio and television broadcasting services; and the authority of The Radio and Television Supreme Council to regulate and supervise the conformity of the broadcasting to the Principles for Media Services, with special regard to protection of family life.

 

Key Words: Protection of family, principles for broadcasting service, media service provider, The Radio and Television Supreme Council

 

GİRİŞ

Bu çalışmada genel hatlarıyla aile hayatının korunması hakkının anayasal düzendeki yeri, bu alanda Devletin ne türden görev ve sorumluluklar üstlendiği konusu ele alındıktan sonra radyo ve televizyon yayıncılığında geçerli yayın ilkelerinden ve özel olarak ailenin korunması ilkesinden söz edeceğiz. Ayrıca media hizmet sağlayıcısı kurumların, ailenin korunması bağlamında kamusal sorumluluklarının neler olduğu konusu da incelenecektir. Nihayetinde radyo ve televizyon yayın hizmetleri alanında regülasyon yetkisine sahip bir üst kurul olarak, medya hizmet sağlayıcılarınca yürütülen yayın hizmetlerini yayın ilkelerine uygunluğu yönünden denetlemekle görevli ve yetkili Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK’ün) yayın ilkelerine aykırı hareket edilmesi halinde medya hizmet sağlayıcılarına ne türden idari yaptırım uygulama yetkisine sahip olduğu, idari yaptırımlar rejimi kapsamında ele alınacaktır. Bildiride son olarak 2018 yılında yapılan yeni düzenlemeyle aile hayatının korunmasına yönelik yayınların yapılması amacıyla getirilen teşvik uygulaması üzerinde durulacaktır. Bu teşviklerin hukuki niteliği ve uygulanış biçimleri İdare Hukuku bakış açısıyla değerlendirilecektir.

  1. İNSAN HAKLARI PERSPEKTİFİNDEN HAREKETLE AİLENİN KORUNMASI HAKKI: ANAYASAL DÜZENİMİZE GENEL BAKIŞ

Anayasal düzenimizde Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olarak nitelendirilmiştir (bkz. Anayasa md. 2). Bir diğer yönden Anayasa’nın 2. maddesinde yer verilen “nitelikler” idarenin faaliyetlerine egemen olan ilkeler olarak da sıralanmaktadır. Bu bağlamda Cumhuriyet’in nitelikleri arasında yer alan insan haklarına saygılı sosyal hukuk devleti olmanın etkin biçimde tesisi yönünden Devlet’e kimi görev, yetki ve sorumluluklar verilmiştir.

Sosyal yaşamın bir düzen içinde sürdürülmesine dönük kural koyma ve bunlara uyulmasını denetleme, uyulmaması durumunda yaptırım uygulama yetkisi bulunan Devlet’in, kişilerin huzur, güven, mutluluk ve refahını sağlamak biçiminde (bkz. Anayasa md. 5) özetlenecek hedeflerin gerçekleşmesi yönünden toplumsal yaşamın ilk basamağı sayılan aile hayatına yön veren, bunu koruyan düzenlemeler yapması da kaçınılmazdır, olması gerekendir.

İnsan hakları yönünden ailenin korunması konusunda anayasal düzenimizin temel dinamiği -ya da kaynağı da denilebilir- uluslararası belgeler ve sözleşmelerdir. Bilindiği gibi 1982 Anayasası’nın 90. maddesinin 5. fıkrasında Türkiye’nin taraf olduğu ve yöntemine uygun biçimde yürürlük kazanan milletlerarası andlaşmaların “kanun hükmünde” olduğu belirtilmiştir. Durum böyle iken anılan maddeye 2004 yılında yapılan eklemeyle Türk hukuku yönünden “kanun” ile “milletlerarası andlaşma” arasında deyim yerindeyse bir astlık üstlük ilişkisi getirilmiştir. Bu kapsamda yöntemine göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin bir milletlerarası andlaşma ile kanunun aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda öncelikli uygulanacak yazılı hukuk kuralı milletlerarası andlaşmadır. Bu düzenleme nedeniyle Türkiye’de uluslararası hukuk-iç hukuk ilişkisinde milletlerarası andlaşmalar yönünden “monist” görüşün benimsendiği söylenebilir[1].

Anayasa Mahkemesi bir kararında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesini yorumlarken anılan maddenin bir anayasa kuralı olduğu ve böylece Sözleşme’nin de anayasal değer taşıdığı sonucuna varmıştır[2]. Bir başka kararında ise Yüksek Mahkeme, Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenen temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini esas alarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni iç hukuk düzenimiz yönünden anayasa düzeyine getirmiştir[3]. Anayasa Mahkemesi atfı yapılan kararlarında getirdiği benzer yorumla İnsan Hakları Evrensel Bildirisi ile Avrupa Sosyal Şartı’nı da uygulama yönünden anayasal düzeyde kabul etmiştir. Yüksek Mahkeme temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası belgelerle veya sözleşmelerle tanınan hak ve özgürlükler (temel insan haklarına ilişkin kavramlar da denilebilir) ile iç hukuk düzeninde (anayasal sistemde) bir paralellik olduğu görüşündedir[4]. Bu bağlamda düşünüldüğünde, Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası hukuki metinler, iç hukuk yönünden de kaynaklık teşkil edeceğinden ailenin korunması hakkı konusunun ulusüstü bir perspektifle ele alınmasının gerekliliğinde kanımızca duraksama bulunmamaktadır.

İnsan hakları, literatürde çeşitli açılardan sınıflandırılmaktadır. Bu sınıflandırmanın temelinde “her bir hakkın, farklı bir içeriğe, işleve ve hatta sınıflandırma rejimine tabi olması” nedeni bulunmaktadır[5]. Ailenin korunması hakkı bir sınıflandırmaya göre “isteme hakları” arasında yer almaktadır. İsteme hakları, kişilere devletten olumlu bir davranış, hizmet ve yardım isteme hakkı vermekle, devleti insanlara müdahale eden aktif bir konuma getirmektedir[6]. Bir diğer sınıflandırmada -birinci, ikinci ve üçüncü kuşak haklar ayrımı- ailenin korunması hakkı, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde düzenlenen (bkz. md.2 – 21) kişisel haklar yönünden “devletin çekinme yükümlülüğü” öngörülen birinci kuşak haklardadır. Ailenin korunması hakkı ekonomik, sosyal ve kültürel haklar olarak ifade edilen (pozitif statü hakları) ve dayanağını yasa ya da uluslararası hukuktan alan ikinci kuşak ve son olarak, yeni uluslararası ekonomik düzenin ortaya çıkardığı haklar olarak (haberleşme hakkı, çevre hakkı, beslenme hakkı gibi) özetlenecek üçüncü kuşak haklar arasında da yer bulmaktadır[7].

1982 Anayasası’nda ailenin korunması hakkı, sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler faslında düzenlenmiştir. Anayasa’nın “Ailenin korunması ve çocuk hakları” başlıklı 41. maddesinde Devlete, “ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için” gerekli önlemleri almak ve bu kapsamda gereken idari organizmayı kurmak sorumluluğu yükletilmiştir. Bu sorumluluk idari yapılanmada merkezi ve mahalli idarelerin (yerel yönetimlerin) üzerinde bulunmaktadır. Merkezi yönetim bünyesinde bir bakanlık kurularak (Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı); yerel yönetimler düzeyinde de “mahalli ve müşterek” gereksinimlerin giderilmesi kapsamında aile hayatının korunmasına yönelik kamu hizmeti faaliyetleri yürütülmektedir.

            Anayasa’nın 41. maddesinin gerekçesine bakıldığında[8] sosyal yaşamın sağlıklı bir şekilde kurulması ve korunmasının önemine vurgu yapılarak, ailenin korunmasının anayasal düzenlemeye konu olması buna ek olarak evlilik birliğinin kurulmasının yaygınlaştırması ve kolaylaştırılması gerektiğinden söz edilmiştir. Gerekçede yer verilen “Aile, ahlâki bir çevredir. Aile, toplu yaşamanın ilk modeli olarak eğitim, yardımlaşma ve şefkat kaynağıdır” ifadeleri yasa yapıcıların perspektifinin ortaya konulması yönünden kayda değer önemdedir[9]. Bu perspektifin kaynağı anlaşıldığı kadarıyla İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 16. maddesinde yer verilen;

  1. Evlilik çağına varan her erkek ve kadın, ırk, uyrukluk veya din bakımından hiçbir kısıtlamaya tabi olmaksızın evlenmek ve aile kurmak hakkına haizdir. Her erkek ve kadın evlenme konusunda, evlilik süresince ve evliliğin sona ermesinde eşit hakları haizdir.
  2. Evlenme akdi ancak müstakbel eşlerin serbest ve tam rızasıyla yapılır.
  3. Aile, cemiyetin tabii ve temel unsurudur, cemiyet ve devlet tarafından korunmak hakkını haizdir.

şeklindeki düzenlemedir[10].

Ailenin korunması hakkının hukuksal, sosyal ve iktisadi yönleri bulunmaktadır. Her yönüyle sağlıklı nesillerin yetiştirilmesi, bireylerin ilkin ailelerine ardından toplumun geneline karşı üstlendikleri sorumlulukları yerine getirmeleri için herşeyden önce “aile kurumunun kurulması ve bu kurumun sürdürülmesinin gerekliliği” ortadadır. Bu yönüyle sosyal bir olgu olarak karşımıza çıkan aile/aile hayatının kurulması ve sürdürülmesi, başka deyişle “ailenin refahı” için sosyal devlet anlayışının da her yönüyle tesis edilmesi gerektiği düşüncesindeyiz. Sosyal devlet en anlaşılır ifadeyle; insan haklarına dayanan, kişilerin huzur, refah ve mutluluk içinde yaşamalarını güvence altına alan, kişi hak ve özgürlükleriyle kamu yararı arasında adil bir denge kurabilen, çalışma hayatını geliştirmek ve ekonomik önlemler alarak çalışanları koruyan, onların insan onuruna uygun hayat sürdürmelerini sağlayan, milli gelirin adalete uygun biçimde dağıtılması için gerekli önlemleri alan, sosyal güvenlik hakkını yaşama geçirebilen, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak sosyal adaleti ve toplumsal dengeleri gözeten devlettir[11].

Aile hayatının korunması yönünden Anayasa’nın 41. maddesine 2010 yılında eklenen, “Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir” ve “Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır” biçimindeki düzenlemeler de önem taşımaktadır. Bu aşamada anayasal düzenlemeyle paralel yönde iradeyle hazırlanarak yürürlüğe giren 6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun”la “şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi”nin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Yukarıda belirtildiği gibi anayasal ve yasal düzenlemelerimizin kaynağı olarak Türkiye’nin taraf olduğu “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”nin, iç hukukumuzda doğrudan uygulanabilme özelliği nedeniyle ve son tahlilde, ailenin korunması özelinde politikaların belirlenmesi ve bunların somutlaşmasında dikkate alınmasının yararlı olacağı düşünülmektedir.

            Son olarak ailenin korunması hakkıyla ilgisi yönünden Anayasa’nın “Özel hayatın gizliliği” kenar başlıklı 20. maddesinde yer verilen “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz”; “Gençliğin korunması” başlıklı 58. maddesinin 2. fıkrasındaki “Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır” ile “Yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşları” başlık 62. maddesindeki “Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, …için gereken tedbirleri alır” düzenlemelerinin göz önünde bulundurularak bir hukuksal düzen oluşturulabilir.

 

  1. KİTLE İLETİŞİM ARACI OLARAK RADYO VE TELEVİZYON YAYINLARINDA AİLENİN KORUNMASI VE MEDYA HİZMET SAĞLAYICILARININ YÜKÜMLÜLÜKLERİ

 

Türkiye’de radyo ve televizyon yayınlarında 1990’lı yılların ortalarına kadar Devlet tekeli bulunmaktaydı ve bu dönemde özel/tecimsel yayıncı kuruluşların kurulması, yayın yapması hukuken olanaklı değildi. Her ne kadar bu  döneminde kimi özel televizyon kuruluşları olsa da Devlet tekeli, Anayasa’nın 133. maddesinde yapılan düzenlemeyle artık özel yayıncı kuruluşların da belli usul ve esaslar altında olmak kaydıyla yayın yapabilmelerinin önünün açılmasıyla kaldırılmış oldu[12].

Ülkemizde bugünkü düzende radyo ve televizyon yayın hizmetlerinde karma bir model uygulanmaktadır. Bu karma modelde bir yandan kamu hizmeti yayıncılığı[13] yapan Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT) ile diğer yandan tecimsel yayıncılık hizmeti sunan yayıncı kuruluşlar bulunmaktadır[14]. Görsel kitle iletişim araçlarının yayın türlerinin tanımlanması, iletişimin karmaşık yapısı içinde güç [15] olsa da yayın hizmetlerinde uygulanacak ilkeler esasen bir bütünlük oluşturmaktadır. Şöyle ki; 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu ile 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’da (RTÜK Kanunu) radyo ve televizyon yayın hizmetlerinde geçerli olacak ilkeler arasında bir paralellik bulunmaktadır. Her iki yasal düzenlemede kamu düzenin, genel ahlakın ve ailenin korunması bağlamında yayıncılık yapılmasının ilkesel olarak belirlendiği görülmektedir. Bu başlık altında 6112 sayılı Kanunun öngördüğü yayın ilkelerinden konumuzla ilgili olanları üzerinde durulmaya çalışılacaktır.

RTÜK Kanun’un 8. maddesinde yer verilen “Medya hizmet sağlayıcılar, yayın hizmetlerini kamusal sorumluluk anlayışıyla bu fıkrada yer alan ilkelere uygun olarak sunarlar” biçimindeki düzenlemeyle, yayıncı kuruluşlar yönünden bir sorumluluk getirilmiştir. Bu “kamusal sorumluluk” nedeniyle medya hizmet sağlayıcılarının, başta anılan maddede sayılan yayın ilkeleri olmak üzere 6112 sayılı Kanun’un öteki maddelerinde yer verilen yayın hizmetlerinin içeriğine ilişkin düzenlemelere riayet etme yükümlülüğü bulunmaktadır. Başka bir anlatımla kamusal sorumluluk medya hizmet sağlayıcısının “özgün içerik yayınlama” konusunda sahip olduğu hakkın bir sınırıdır. Yasal yükümlülüğün yanında yayıncı kuruluşlar tarafından imzalanan “Yayıncılık Etik İlkeleri[16]” ile de aile hayatının korunması yönünden kimi taahhütlerde bulunulmuştur.

Aile hayatının korunması bağlamında temel ilke, 6111 sayılı Kanun’un 8. maddesinin (f) bendindeki “Toplumun millî ve manevî değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı olamaz” düzenlemesinden doğmaktadır. Bu düzenleme doğrudan aile hayatının korunması sorumluluğunu getirmiş ise de 8. maddede yer verilen öteki yayın ilkelerinden kimileri de mahiyeti itibariyle aile hayatının korunmasına yöneliktir. 6112 sayılı Kanunun 8. maddesindeki yayın ilkeleri arasında yer alan: İnsan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı olamaz, kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez (bkz. md. 8/ç); Çocuklara, güçsüzlere ve engellilere karşı istismar içeremez ve şiddeti teşvik edemez (bkz. md. 8/ğ); Alkol, tütün ürünleri ve uyuşturucu gibi bağımlılık yapıcı madde kullanımı ile kumar oynamayı özendirici nitelikte olamaz (bkz. md. 8/h); Müstehcen olamaz (bkz. md. 8/n); Toplumsal cinsiyet eşitliğine ters düşen, kadınlara yönelik baskıları teşvik eden ve kadını istismar eden programlar içeremez (bkz. md. 8/s) ilkelerin de son tahlilde toplumsal yaşama etkileri düşünüldüğünde ailenin korunmasıyla doğrudan ilgili oldukları görülmektedir.

6112 sayılı Kanun’da 2018 yılında yapılan ek düzenlemeye göre (bkz. md.29/A) radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerini sadece internet ortamından sunmak isteyen medya hizmet sağlayıcılarının, Radyo ve Televizyon Üst Kurul’da (RTÜK/Üst Kurul) yayın lisansı; bu yayınları internet ortamından iletmek isteyen platform işletmecilerinin de yine Üst Kurul’dan yayın iletim yetkisi alma zorunluluğu getirilmiştir. Bu kapsamda yayın lisansı alan medya hizmet sağlayıcıları RTÜK Kanunun 8. maddesindeki yayın ilkelerine uygun yayın yapma yükümlülüğü altındadırlar[17].

Son olarak 2017 yılında 690 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 62. maddesiyle RTÜK Kanunu’nun 37. maddesinin (y) bendiyle getirilen düzenlemeye bakıldığında, yayın hizmetlerinde ailenin ve çocukların korunması ilkesini gözeterek, ailenin bütünlüğü ve sürekliliği ile çocuk ve gençlerin fiziksel, zihinsel ve ahlaki gelişimlerini destekleyecek nitelikteki aile ve çocuk dostu yapım ve dizilerin yapılmasının özendirildiği görülmektedir. Üst Kurulca bir önceki yılda uygulanan idari para cezalarının yüzde yirmisini aşmamak kaydıyla, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile birlikte belirlenecek usul ve esaslara göre bu türden yayınların yapılmasına yönelik uygulamalar İdare Hukuku yönünden sosyal ve kültürel hizmetlerin özel girişimcilerin üstlenilmesi noktasında “özendirme ve destekleme” yöntemine başvurulması olarak kabul edilmelidir[18].  Ailenin korunmasına dönük faaliyetlerin Devletin ve yerel yönetim organlarının yanında özel hukuk kişilerince de üstlenilmesi bağlamında mali destek verilmesinin önemli olduğunu düşünüyoruz.

III. YAYIN İLKELERİ YÖNÜNDEN MEDYA HİZMET SAĞLAYICILARININ DENETİMİ

Türkiye’de radyo ve televizyon yayınları alanında düzenleyici ve denetleyici kurum (bağımsız idari otorite) idari ve mali özerkliği haiz RTÜK’tür. Anayasanın 133. maddesinde, radyo ve televizyon faaliyetleri için özel düzenleme yapılmış, “radyo ve televizyon faaliyetlerini düzenlemek ve denetlemek” anayasal güvence altına alınmış, sektörün düzenleme ve denetleme görev ve yetkisi, yürütme organından ve idarenin klasik yapısından koparılarak, demokratik bir oluşumla “Radyo ve Televizyon Üst Kurulu”na verilmiştir[19]. RTÜK, üyeleri TBMM Genel Kurulu tarafından seçilen, demokratik ve anayasal bir kuruldur. RTÜK’ün söz konusu sektöre dönük regülasyon yetkisi, toplumsal etkinlikler üzerinde sürekli odaklanmış biçimde, bir kamu idaresi/kurumu tarafından icra edilen kontrol mekanizması olarak açıklanabilir[20]. Bir başka anlatımla RTÜK radyo ve televizyon yayınları alanında, etkileme ve yönlendirmeyi de içeren, sektördeki aktörlerin de katılımı sonucu, piyasa ekonomisinin kendi dinamiklerinin işleyişine de engel olmayacak, düzenleme, denetleme ve yaptırım uygulama yetkisine sahiptir.[21]

            RTÜK, düzenleyici ve denetleyici kurum olarak sahip olduğu gözetim ve denetim yetkisi, kural ihlali olduğunda uyguladığı idari yaptırımlar, İdare Hukuku anlamında birer “kolluk” etkinliği olarak kabul edilmelidir[22]. Düzenleyici ve denetleyici kurumlar gözetim, denetim ve sonucunda uyguladığı idari yaptırım kararlarıyla kişilerin temel hak ve özgürlüklerine sınırı yasayla çizilmiş bir müdahalede bulunmaktadır. Bu yönden, kamu düzeninin bozulmasını önlemeye dönük kolluk olarak tanımlanan[23] idari kolluk olarak kabul edilebilecek gözetim ve denetim yetkisi kapsamında, kamu düzenini tehdit eden, tehlikeye düşüren durumların ortaya çıkması durumlarında harekete geçerek gerekli önlemleri alma yetkisi, bulunmaktadır[24].

            6112 sayılı Kanunda 37. maddesinde Üst Kurul’un Türkiye’de mukim olan medya hizmet sağlayıcılarının yayın hizmetlerinin 6112 sayılı Kanun ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası andlaşmalara uygunluğu açısından izlemek ve denetlemekle yetkili olduğu belirtilmiştir. Üst Kurul, yasadan aldığı bu yetki kapsamında ihlallerin gerçekleşmesi halinde kimi idari yaptırımlar uygulayabilir. Medya hizmet sağlayıcı yurtdışında mukim bir yayıncı kuruluş ise bu durumda Üst Kurul gerekli işlemlerin yapılması amacıyla diğer devletlerin yetkili düzenleyici ve denetleyici kurumlarıyla işbirliği yaparak süreci yönetmektedir.

            Bu aşamada belirtilmesi gereken, yayın ilkelerine aykırılığın tespiti halinde Üst Kurul’un ne tür yaptırım kararları alabileceği konusudur. Bu kapsamda 6112 sayılı Kanunun 32.maddesiyle getirilen yaptırım düzenine bakıldığında yaptırımların: İdari para cezası; idari tedbir olarak yayın durdurma veya isteğe bağlı yayın hizmetlerinde ihlale konu programın katalogdan çıkarma; lisans iptali olarak gerçekleşebileceği görülmektedir.

            6112 sayılı Kanunun 8.maddesinin (f) bendindeki “Toplumun millî ve manevî değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesi” de dahil aynı maddenin (a), (b), (d), (g), (ğ), (h), (n), (ö), (s), (ş) ve (t) bentlerindeki sayılan yayın ilkelerinden ihlal edilmesinin tespiti üzerine ilgili medya hizmet sağlayıcısı kuruluşlara ihlalin ağırlığı ve yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde ikisinden beşine kadar idari para cezası verilmektedir. İdari para cezasının alt miktarı yasa gereği, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz. Bununla birlikte yasa gereği (bkz. md.32/1.fık.) idari tedbir olarak, ihlale konu programın yayınının beş defaya kadar durdurulmasına, isteğe bağlı yayın hizmetlerinde ihlale konu programın katalogdan çıkarılmasına karar da verilebilir. Belirtmek gerekirse, sayılan ilkelere aykırı hareket edilmesi halinde Üst Kurul, idari para cezası ile birlikte idari tedbire karar verilebileceği gibi, sadece idari para cezasına veya tedbire de karar verilebilir. Bu düzenleme esasen idareye bir takdir yetkisi vermektedir. Üst Kurul idari yaptırım uygulama konusunda sahip olduğu bu takdir yetkisini Danıştay kararlarında[25] yerleşik hale geldiği biçimiyle “kamu yararına ve kamu hizmetinin gereklerine” uygun biçimde kullanmalıdır. Takdir yetkisi, denetlenemez, ya da sorgulanamaz değildir ve keyfi yönetime neden olacak şekilde de yorumlanmamalıdır.

Öte yandan idari yaptırım kararlarının temel hak ve özgürlük alanına doğrudan müdahale etmesi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesinde yer verilen ilkelerin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Bilindiği gibi anılan anayasal düzenleme temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasının dayanağının ancak bir yasa olması gerektiği; sınırlamanın “Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine[26] aykırı” olmamasını hüküm altına almıştır. Bu bağlamda RTÜK tarafından yukarıda yer verilen idari yaptırım kararlarının yargısal denetiminde yargı yerleri bu ilkeler yönünden hukuka uygunluk denetimi yapacaklardır.

            Üst Kurul, yayınların aile hayatının korunması ilkesine aykırılık oluşturduğu yönünden yaptığı değerlendirmede “bir yayının toplumun en önemli birimi olan ailenin korunması ilkesine zarar vermesi durumunda, aileye ait değerleri hafife alan ve doğal olarak genel ahlaka aykırı nitelikte bir yayından söz edilmesi gerektiği” kabulünden hareketle denetlenen yayının “toplumun manevî değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine dair algıyı olumsuz yönde etkileyebilecek nitelikte olduğu kanaatine” varıldığında idari yaptırım yoluna başvurduğu görülmektedir[27].

SONUÇ

Taşıdığı önem nedeniyle Devlete anayasal seviyeye yükseltilmiş bir yükümlülük olarak verilen, toplumsal yaşamın ilk basamağı olan aile hayatının kurulması ve bu yapının sürdürülmesi salt hukuk kurallarıyla gerçekleşecek koruma tedbirlerinin alınmasıyla olanaklı görülmemektedir. Öncelikle bireylerin bu konudaki eğitimlerinin, içinde bulunduğumuz kültürle yoğrulmuş bir anlayışla gerçekleştirilmesinin önemi ortadadır. Türk toplumunun aile kurumuna ve aile hayatının kutsallığına olan inancı nedeniyle kişilerin, sosyal, kültürel ve ekonomik alanda sivil toplum kuruluşların ve son tahlilde idarenin bu perspektiften hareket etmesi, ailenin ortak değerlerden kabul edilmesinin temel yaklaşım olarak görülmesi gerektiği düşülmektedir.

Temel insan hakları bağlamında ise aile hayatının korunması hakkının salt iç hukuk düzenlemeleriyle sınırlı kalan bir anlayışla ele alınmaması, bu hakkın Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin sözleşme ve hukuksal belgelerde de düzenlenmesi nedeniyle tüm Devlet organlarının, iç hukukun bir parçası olan bu türden ulusütü belgelerin doğrudan uygulanabilirliği konusunu içselleştirmesi gerektiğini de belirtelim. Bu konuda en önemli ve etkin rol doğal olarak kamusal faalliyetlerin yürütücüsü olan Yürütme ve idarededir.

Günümüz telekomünikasyon çağında kitle iletişim araçlarında yaşanan hızlı teknolojik değişikliklerin hayatımızı kolaylaştırdığı kadar, başta kişisel ardından toplumsal yaşama olumsuz sayılabilecek etkilerinin de olası olduğu unutulmamalıdır. Güvenlik ve özgürlük dengesinin kurulmasında temel hak ve özgürlüklerin korunması yaklaşımı ağır basacak olmasına karşın radyo ve televizyon gibi kitle haberleşme araçlarının toplumsal yaşama etkisi düşünüldüğünde, yasal temelde olmak üzere yayın ilkeleri getirilmesi kaçınılmazdır. Bu ilkelere uygun yayınların yapılması gerekliliği yayıncı kuruluşlarının sahip olduğu özgün yayın yapma hakkının bir sınırını da belirlemektedir.

6112 sayılı Kanunda aile hayatının korunması bağlamında getirilen düzenlemelerin çift yönlü bir etkiye sahip oldukları söylenebilir. Yayın hizmetlerinde temel ilkelerin belirlenmesi bir yandan medya hizmet sağlayıcılarının yükümlülüklerini, diğer yandan bu ilkelere uygunluğun denetiminde idarenin sorumluluğunun ortaya konulması açısından önem taşımaktadır.

Nihayetinde RTÜK’ün yayın ilkelerine uygunluk yönünden yapacağı denetimin sahip olduğu çoğulcu demokratik yapısına uygunluk araz etmesi gerekmektedir. Bu bağlamda RTÜK’ün, denetim ve ardından uygulayacağı yaptırım yetkisini hukuksal sınırlar içinde kalarak, kamu yararına dönük kullanması radyo ve televizyon yayıncılığı sektöründeki tüm paydaşların haklı beklentisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle denetim ve yaptırım alanında sahip olunan takdir yetkisinin kamu yararının gerçekleşmesi, kamu düzenin korunması, eşitlik ve ölçülülük ilkelerine riayet edilmesi şeklinde ifade edebileceğimiz bir anlayışla  kullanılmasının önemli olduğunun kanısındayız.

 

KAYNAKLAR

AKGÜNER T., BERK K., İdare Hukuku, 8. Baskı, İstanbul, 2017

AKGÜNER T., Özel Girişim Özgürlüğü ve Yatırımları Teşvik Tedbirleri, İstanbul, 1979

AKYILMAZ B./ SEZGİNER M./KAYA C., İdare Hukuku, 3. Baskı, Ankara, 2012

ATAY E.E., İdare Hukuku, Ankara, 2018

BADUR E., Ailenin Korunması Alanında Son Gelişmeler, http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2009-84-543

BALDWIN R./ CAVE M./ LODGE M., Understanding Regulation, Theory, Strategy, and Practice, Second Edition, Oxford University Press, New York, 2012

ÇAPLI B., Televizyon ve Siyasal Sistem, 2. Baskı, 2001

ÇELİK E., Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Türk Hukukundaki Yeri ve Uygulaması, İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi, Sayı 1-3, 1988.

GÜNDAY M., İdare Hukuku, Ankara, 2011

KALABALIK H., İdare Hukuku Dersleri, Cilt I, 4. Baskı, Ankara, 2018

TAN T., Ekonomi, Regülasyon ve Bağımsız İdari Otoriteler, Danıştay Sempozyumu, 2005, Danıştay Yayınları, No.72

TEZCAN D., ERDEM M.R., SANCAKDAR O., ÖNOK R.M., İnsan Hakları El Kitabı, 6. Baskı, Ankara, 2016

ULUSOY A., Bağımsız İdari Otoriteler, Ankara, 2003

YAYLA Y., İdare Hukuku, İstanbul, 2009

YILDIRIM Turan / YASİN Melikşah/ KAMAN Nur/ ÖZDEMİR H.Eyüp / ÜSTÜN Gül/ TEKİNSOY Okay, İdare Hukuku, 6. Baskı, İstanbul, 2015

 

 

 

* İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İdare Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, (m.aytac@iku.edu.tr)

[1] En yalın anlatımla monist görüşe göre, uluslararası hukuk ile ulusal hukuk esasen aynı düzenin parçalarıdır. Bilim insanı Kelsen, monist görüşü iki farklı teoriye göre açıklamıştır. Bunlardan ilki, ulusal hukuk düzeninin önceliği veya tanıma teorisi; diğeri ise uluslararası hukukun önceliğine ilişkindir. Geniş bilgi için bkz. ÇELİK E., Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Türk Hukukundaki Yeri ve Uygulaması, İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi, Sayı 1-3, 1988.

[2] Bkz. 26-27.9.1967 tarih ve E.1963/336, K.1967/29

[3] Bkz. 22.05.1997 tarih ve E. 1996/3, K. 1997/3; Bkz. Bireysel Başvuru Kararı, Başvuru Numarası: 2013/2187,

Karar Tarihi: 19.12.2013

[4] Bkz. 29.11.1990 tarih ve E. 1990/30, K. 1990/31

[5] TEZCAN D., ERDEM M.R., SANCAKDAR O., ÖNOK R.M., İnsan Hakları El Kitabı, 6. Baskı, Ankara, 2016, s.60

[6] Tezcan ve diğerleri, s.61.

[7] Tezcan ve diğerleri, s.62.

[8]https://acikerisim.tbmm.gov.tr/xmlui/bitstream/handle/11543/1169/200901027.pdf?sequence=1&isAllowed=y (erişim tarihi: 18.3.2019)

[9] Bu konuda geniş değerlendirme için bkz. BADUR E., Ailenin Korunması Alanında Son Gelişmeler, http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2009-84-543 (erişim tarihi: 18.3.2019)

[10] https://www.unicef.org/turkey/udhr/_gi17.html (erişim tarihi: 18.3.2019). Benzer yönde düzenleme için bkz. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Evlenme hakkı” başlıklı 12. maddesi https://www.echr.coe.int/Documents/Convention_TUR.pdf (erişim tarihi: 18.3.2019).

[11] Anayasa Mahkemesi kararı, T. 18.05.2016, E. 2016/154, K. 2016/106

[12] Tarihsel süreçle ilgili daha fazla bilgi için bkz. İÇEL K., ÜNVER Y., Kitle Haberleşme Hukuku, İstanbul, 2007, s.335

[13] Ortak değerler ve ilkeler etrafında şekillenen ve geniş kabul gören modele kısaca kamu hizmeti yayıncılık modeli denilir. Bkz. ÇAPLI B., Televizyon ve Siyasal Sistem, 2. Baskı, 2001, s.32

[14] Yayın türleri hakkında daha fazla bilgi için bkz. AZİZ A., Televizyon ve Radyo Yayıncılığı, İstanbul, 2006, s.77 v.d

[15] AKGÜNER T., BERK K., İdare Hukuku, 8. Baskı, İstanbul, 2017, , s.475

[16] RTÜK resmi internet sitesinde yayımlanan bu ilkeler şunlardır:

İnsan onuruna, temel hak ve özgürlüklere saygılı olmak,

İfade özgürlüğü ve haber alma hakkı çerçevesinde, olay ve olguları doğru, tarafsız ve eksiksiz yayınlamak,

Yayıncılığı haksız amaç ve çıkarlar doğrultusunda kullanmamak,

Çoksesliliğin ve kültürel çeşitliliğin korunmasına önem vermek,

Yayınlarımızda ırk, renk, dil, din ve cinsiyet ayrımcılığına, aşağılama ve önyargılara yer vermemek,

Kişi ve kurumların cevap ve düzeltme haklarına saygılı olmak,

Toplumda korku ve infial yaratabilecek olaylar karşısında ve kriz zamanlarında sağduyulu davranmak,

Şiddeti teşvik etmemeye ve meşrulaştırmamaya özen göstermek,

Özel hayata ve mahremiyete saygılı olmak,

Kadınların sorunlarına duyarlı olmak ve kadınları nesneleştirmekten kaçınmak,

Çocuk ve gençleri uygun olmayan içerikten korumaya özen göstermek,

 İzleyicilerin ve dinleyicilerin gereksinim, beğeni ve hassasiyetlerine önem vermek.

https://www.rtuk.gov.tr/yayinci-duzenlemeleri/3746/3908/yayincilik-etik-ilkeleri.html (erişim tarihi: 18.3.2019).

[17] RTÜK Kanunu md.29/A’nın 4. bendine göre; Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun görev ve yetkileri saklı kalmak kaydıyla, bireysel iletişim bu madde kapsamında değerlendirilmez ve radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerini internet ortamından iletmeye özgülenmemiş platformlar ile radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerine yalnızca yer sağlayan gerçek ve tüzel kişiler bu maddenin uygulanmasında platform işletmecisi sayılmaz

[18] Özendirme/teşvik uygulamaları hakkında daha fazla bilgi için bkz. AKGÜNER T., Özel Girişim Özgürlüğü ve Yatırımları Teşvik Tedbirleri, İstanbul, 1979, s.259-260; YAYLA Y., İdare Hukuku, İstanbul, 2009, s.72; YILDIRIM Turan / YASİN Melikşah/ KAMAN Nur/ ÖZDEMİR H.Eyüp / ÜSTÜN Gül/ TEKİNSOY Okay, İdare Hukuku, 6. Baskı, İstanbul, 2015, s.532

[19] Anayasa Mahkemesi Kararı, E.2011/44, K. 2012/99, T. 21.6.2012

[20] BALDWIN R./ CAVE M./ LODGE M., Understanding Regulation, Theory, Strategy, and Practice, Second Edition, Oxford University Press, New York, 2012, s.2; regülasyon, belli bir faaliyete ilişkin olarak “oyunun kurallarının belirlenmesi” (düzenleme), bu kurallara riayetin sağlanması (denetim) ve sektörü veya bir alanı düzgün bir rekabet ortamına ve plüralist bir yapıya doğru sevketme (yönlendirme) olarak da açıklanabilir. Bkz. ULUSOY A., Bağımsız İdari Otoriteler, Ankara, 2003, s.21

[21] TAN T., Ekonomi, Regülasyon ve Bağımsız İdari Otoriteler, Danıştay Sempozyumu, 2005, Danıştay Yayınları, No.72, s.9-10. Düzenleyici ve denetleyici kurumların temel işlevleri toplumsal ve ekonomik yaşamın temel hak ve özgürlükler ile yakından ilişkili alanlardaki kamusal ve özel kesim etkinliklerini, bir takım kurallar koyarak düzenlemek, koyulan kurallara uyulup uyulmadığını izlemek ve denetlemek ve bu kurallara uyulmaması halinde de ya doğrudan doğruya yaptırım uygulamak veya bazen de kuruluş kanunlarında öngörülen yaptırımların uygulanması için adli mercileri harekete geçirerek, bireylerin ve toplulukların hak ve özgürlüklerini korumak şeklinde sayılabilir. GÜNDAY M., İdare Hukuku, Ankara, 2011, s. 573-574

[22] ATAY E.E., İdare Hukuku, Ankara, 2018, s.321

[23] AKYILMAZ B./ SEZGİNER M./KAYA C., İdare Hukuku, 3. Baskı, Ankara, 2012, s.514

[24]KALABALIK H., İdare Hukuku Dersleri, Cilt I, 4. Baskı, Ankara, 2018, s. 400-401

[25] Bkz. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, E. 2004/2505, K. 2007/2225, T. 25.10.2007; Danıştay 5. Daire, E.2015/1701, K. 2015/9963, T. 07.12.2015; Danıştay 13. Daire, E. 2007/11474, K. 2010/6734, T.  08.10.2010

[26] İdari yaptırımlarda ölçülülük ilkesi, yaptırım uygulamada hedeflenen amaç ile kişinin temel hak ve özgürlüğünü arasında adil bir dengenin kurulması olarak açıklanabilir. Danıştay bir kararında 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun’un 25. maddesinin birinci fıkrasında, yargı kararları saklı kalmak kaydıyla yayınların önceden denetlenemeyeceğinin ve durdurulamayacağının kurala bağlandığı, bu kuralın istisnası olarak maddenin devamında, milli güvenliğin açıkça gerekli kıldığı hallerde yahut kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması kuvvetle ihtimal dahilinde ise, Başbakan veya görevlendireceği bakanın yayını durdurabileceği hükmüne yer verildiği, bu düzenlemenin “yayının önceden durdurulması” niteliğinde olması nedeniyle “yasaklama” niteliği taşıması karşısında, durdurma kararlarında kapsam ve sınırların açık ve somut bir biçimde belirlenmesinin zorunlu olduğu, yayın yasağına ilişkin işlemin hukuka uygun olduğunun kabul edilebilmesi için yürütme organının bu konuda yasayla yetkilendirilmesi ve olayda yasada öngörülen nedenlerin gerçekleşmiş olması yeterli olmamakta, getirilen yasağın aynı zamanda demokratik toplumun gereklerine ve ölçülülük ilkelerine de uygun kullanılması gerektiğine vurgu yaptıktan sonra terörist saldırılarla ilgili radyo ve televizyon yayınlarının 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun’un 25 inci maddesi gereğince durdurulmasına ilişkin Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı tarafından imzalanan
23.10.2007 tarih ve B.02.0.001/116 sayılı kararın iptaline karar vermiştir. Bkz. Danıştay
13. Daire, E. 2007/13686, K. 2008/7969, T. 19.12.2008; yine radyo ve televizyon yayınlarında durdurma kararlarıyla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 14.11.2006 tarihli (Başvuru no:32842/02) “Medya Fm Reha Radyo Ve İletişim Hizmetleri A.Ş. - Türkiye Davası” kararına bakılabilir.

[27] Bkz: 03.01.2019 tarih ve12 no’lu; 09.01.2019 tarih ve 16 no’lu; 26.12.2018 tarih ve 17 no’lu kararlar https://www.rtuk.gov.tr/ust-kurul-kararlari?IsSearch=True&ToplantiNo=&ToplantiTarihi1=&ToplantiTarihi2=&KararNo=&KararKonusu=&Aciklama=ailenin%20korunmas%C4%B1&Type=meta.karar (erişim tarihi: 21.3.2019)


Paylaş
İşlem Sonucu