PROF. DR. ELMİRA SÜLEYMANOVA

Tebliği Buradan İzleyebilirsiniz.

 

 

İnsan Hakları Hukukunda Evlilik Birliğinin Korunması ve Aile Arabuluculuğu

 

Küreselleşen dünyada aile birliğinin önemi her geçen gün daha da artmaktadır. İlkel çağlarda aile yapılanması insanların avlanma, savunma ve daha uzun süre hayatta kalmalarına yardımçı olmuştur. Daha sonrakı evrelerde ise aile insanların ilkin iletişim kurma becerilerini geliştirmekle beraber insanların hayatlarını toplu şekilde sürdürmelerinde önemli röl oynamıştır. Günümüz modern dünyasında da insanlar öğrenme, iletişim, saygı göstermek ve empati kurma gibi becerilerini aile içinde edinmektedirler. Hızla gelişen teknolojinin aile değerlerinin değişimine ve toplumların genel yapısına yaptığı etki dolayısıyla  ailenin korunması meselesi modern insanlığın gündeminde yer almıştır. Bu etkileşim dünyanın farklı yerlerinde farklı şekillerde olsa da çağdaş insanlık için aile değerlerinin korunması açısından acil çareler üretilmesi gereksinimini ortaya çıkarmıştır.

Kadın ve erkeğin sosyel ilişkilerini düzenleyen yasal normlar hem aile problemlerinin, hem de insan haklarının ayrılmaz hissesidir. İslamın yüce peygamberi, Hz. Muhammet’in “Veda hutbesinde” söylemiş olduğu sözlerin, anlam itibari ile bu gün BM’nin İnsan Hakları Bildirgesinde de tekrarlandığını görüyoruz. Şöyle ki, söz konusu bildirgenin 25. maddesinde şu ifadeler yer alır:  “Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi veya diğer herhangi bir akide, milli veya içtimai menşe, servet, doğuş veya herhangi diğer bir fark gözetilmeksizin işbu Beyannamede ilan olunan tekmil haklardan ve bütün hürriyetlerden istifade edebilir.” Hz. Peygamber asırlar önce, vefatına yakın bir zamanda insanlık için manidar olan şu sözleri söylemiştir: “Ey insanlar! Şunu iyi biliniz ki, Rabbiniz birdir, babanız da birdir. Arap’ın Arap olmayan, Arap olmayanın Arapa, beyaz tenlinin siyaha, siyah tenlinin de beyaza bir üstünlüğü yoktur.”[1]

  Toplum içinde istikrarın, düzenin oluşumunda ve korunmasında ailenin üzerine çok önemli yükümlülükler düşmektedir. Dahili kurallar ile şekillenerek gelişen aile samimi ilişkilere dayanarak, manevi değerler çerçevesinde kendi varlığını sürdürmektedir. 

Ailenin mahiyeti onun kendi fonksiyon ve yapısından, her bir aile üyesinin yerine getirdiği rölü ile belirlenmektedir. Aile toplum hayatında gerçekleştirdiyi ekonomik, soyartırma, çocuk yetiştirme, ilişkisel ve düzenleyici yapısı itibarile vahit bir sistem oluşturmaktadır.

Sağlam bir aile insanlığın tüm gelişim evrelerinde aranan en önemli şartlardan biri olmuştur. Sosyel, ekonomik, manevi, ahlaki ve psikolojik faktörler bu açıdan her zaman önem taşımıştır. Aile yalnız iki genç insanın sevgisi üzerine kurulmuyor. Aşk ve sevgi ailenin ilkin temel taşlarını oluştursa da sonradan yaranan haraket ve davranışlar, iletişim ve hayati sorunlar aile hayatını komplike bir duruma sokuyor.  Ekonomik ve sosyel faktörlerle beraber tıbbi biolojik ve psikolojik faktörler aile yapısına etki etmeye başlıyor.

Eşler arasında bakışaçısı, ekonomik, sosyel ve kültürel farklılıklar genellikle aileiçi çatışmalara yol açan ve körükleyici faktörler olarak gözlemleniyor. Bu gibi çatışmalar genelde tüm ailelerde görülse de çatışmaların düzgün bir şekilde giderilmesi maalesef tüm ailelerde aynı şekilde olmamaktadır. Çok uzun yıllar sağlam bir şekilde devam eden ailelere baktığımızda bu gibi sorunların aslında aşılabilir sorunlar olduğunu kabuledebiliriz. Ancak yukarıda da değinildiği gibi aile yapısını oluşturan değerler değiştikce, ayrıca buna teknolojideki gelişim de eklenince aileiçi ilişkiler daha komplike duruma geliyor ve bu sefer ortaya çıkan sorunların çözümü de farklılaşıyor. Demek ki, örneğin 30 yıl önce aileiçi soruna çözüm olarak ileri sürülen bir yaklaşım şuan için o kadar da etkili bir çözüm yolu olmaya bilir. Dolayısıyla modern çağın şartları altında kurulmuş ve varlığını bu şartlar altında sürdüren bir aile için aileiçi sorunlara üretilecek çözümler de yine modern çağın gereksinimleri doğrultusunda olması gerekiyor.

Eşler arasında hukuk eşitliğinin sağlanması aileiçi şiddetle mücadelede ve dolayısıyla ailenin korunmasında en önemli faktör olarak kabul edilmektedir. Söz konusu eşitliğin sağlanması yönünde ülkemde de çok mühim adımların atıldığını söyleyebilirim. Şöyle ki, 2006 senesinde onaylanmış “Cinsiyet eşitliğinin garantileri hakkında” kanuna göre, devlet sosyel hayatın tüm alanlarında kadınlara erkeklerle eşit imkanların oluşturulmasının garantisini veriyor. Eğitim insanı gelişimi ve hayat kalitesinin iyileşdirilmesi yönünde gerekli bilgi ve yeteneklerle donatıyor, toplum için faydalı birey olmasını sağlıyor.  

2015/2016 eğitim yılı için hazırlanmış istatistik bilgiye göre Azerbaycanda devlet okullarında lisans eğitimi alan öğrencilerin yüzde 49.7’ni kadınlar oluşturuyor. Yapılan araştırmalar kadınların tıp, gıda ürünlerinin teknolojisi, doğa bilimleri ve güzel sanatlar alanında eğitime önem verdikleri gözlemlenmiştir.[2]      

Toplumsal yapını güçlü kılınmasında, dünyada barışının sağlanmasında önemli bir etmen olarak kabul edilen ailenin korunması meselesi her zaman dünya gündeminde yer almıştır.   

BM’nin İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 16. maddesinin 3. fıkrasında da belirtildiği gibi “Aile, cemiyetin tabii ve temel unsurudur, cemiyet ve devlet tarafından korunmak hakkını haizdir.”  Buradan da ailenin korunması hakkının belirli bir yerle sınırlı kalmadan tüm dünya topluluğunun ortak sorunu halıne getirildiğinin bariz bir şekilde göryüyoruz. Bu çerçevede mevcut toplumsal şartların da dikkate alınarak ailenin korunması ile ilgili meselelere küresel çözümlerin üretilmesi en önemli gündem maddelerinden birine çevrilmiştir.

            Dünya ülkeleri ortak bir eylem olarak 2015 senesinde Birleşmiş Milletler tarafından onaylanan Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SKH), diğer bir deyişle Küresel Hedefler ile, insanların çevreye verdiyi zararları en aza indirmek, gezegenimizi korumak, yoksullukla savaşarak insanların refah içinde yaşamını sağlamayı amaçlayan evrensel bir çağrı yaptı. Söz konusu hedeflerden, yoksulluğun, açlığın ortadan kaldırılması, sağlıklı bireylerin yetişdirilmesi, nitelikli eğitimin, toplumsal cinsiyet eşitliğinin, ekonomik büyüme ve iş yerlerinin yaratılması, barış ve adaletin  sağlanmasına ilişkin hedeflerin doğrudan ailenin korunması ile bağlantılı olduğunu görüyoruz.

Ulusal İnsan Hakları Kurumlarının (UİHK’nın) insan haklarının korunması, tebliği ve buna ilişkin gerçekleştirdiği izlenim doğrudan SKH’nin barış, adalet ve sürdürülebilir kurumlarla ilgili 16. hedefi; insan hakları konusunda eğitime ilişkin 4.7 hedefi, ve ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına ilişkin 5.c, 10.3 ve 16.b hedefleri ile uyumludur.[3] İnsan haklarının korunması, barış ve rifahın sağlanmasını amaçlayan bu hedeflerin dolayısıyla ailenin korunması yönünde de çok etkili olduğunu söyleyebiliriz.

Küresel hedeflerin gerçekleştirilmesinde UİHK’ların rolünden bahs ederken 2015 senesinde Ulusal İnsan Hakları Kurumlarının Küresel İttifagına (UİHKKİ) üye UİHK’lar tarafından onaylanmış Merida Bildirgesine değinmekte fayda vardır. Çünkü bu bildirge SKH’ların gerçekleştirmesinde UİHK’lara ışık tutmakta. Söz konusu Bildirge SKH’ların gerçekleştirilmesinde insan haklarına dayalı bir yol izlenimini önemli kılmakla bu konuda UİHK’ların görev fonksiyonlarını irdeliyor ve aynı zamanda bu kurumlar arasında bilgi ve iyi tecrübe paylaşımını da öngörmektedir.[4] SKH’ların ülke dahilinde gerçekleştirilmesi ile ilgili UİHK’lar arasında haberleşme ve etkin bir işbirliğini sağlamak  amacıyla UİHKKİ bir çalışma gurubu da kurmuştur.   

Daha 2010 senesinde eski BM Genel Sektreteri şunu söylemiştir: “inkişaf hedeflerine ulaşmak ailelerin bu hedeflere ulaşmakta ne kadar çok katkıda bulanabilme gücüne bağlıdır. Böylece, ailelerin gelişimine odaklı politikaların üretilmesi hedeflerin gerçekleştirilmesi açısından yararlı olacaktır.”[5]  Bu sözler 2015’e kadar yerine getirilmesi planlanan Birleşmiş Milletler Binyıl Kalkınma Hedeflerinin henüz gündemde olduğu zaman söylenmiş ve daha sonra ise bunların 2015’te resmileştirilen ve 2030’a kadar gerçekleştirilmesi planlanan Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri içinde daha geniş yer aldığını görüyoruz.

Aile içi şiddetin önlenmesi ve ailenin korunması açısından toplum içinde barış kültürünün özümsenmesi ve yaygınlaşması çok önemlidir. Barış kültürü alanında cinsiyyet eşitliğine dayalı adaletin gerçekleştirilmesi için çalışmak amacıyla öğrencilerin yetiştirilmesi yönünde öngörülen öğrenim planına tüm uluslararası insan hakları beyannamelerinin, özellikle de “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi” (CEDAW), Pekin Deklarasyonu ve Eylem Platformu ile ilgili meselelerin dahil edilmesinde yarar vardır.[6]

Kendi bağımsızlığını iki kere kazanmış bir ülke olarak Azerbaycanda da aile geleneği çok derin tarihi köklere dayanıyor. Azerbaycan aile yapısında kadının ailede yeri tüm tarihi süreçlerde büyük önem taşımıştır. Azerbaycan kadını kendi iradesi ve mertliyi, saflığı ve sadakatı ile toplumumuzun hayatında, halkımızın milli manevi değerler sisteminin oluşmasında çok büyük önem arzetmiştir.[7]   Türk halklarının ulu yadigarı ve ortak bir yapıtı olan Dede Korkut Kitabında da kadınlarımızın vatanseverliği, çalışkanlığı ve cesareti dolgun bir şekilde ifade edilmiştir.

Azerbaycanın tarihi hünkarı Tomris çağımızdan önce VII asırda İran şahı Kirin Azerbaycana hücumunu defetmek için büyük bir akıl ve cesaret sergilemiştir.

Çağımızdan önce 65. yüzyılda eski Roma ordusuna komutanlıq eden Pompey ordusu ile Azerbaycana hücum etdiği zaman savaşta erkeklerle beraber eli silahli kadınlar da doğma yurtlarını korumak için savaşmış, kahramanlıklar göstermişler. Eski Roma tarihçisi Appian savaştan sonra yaralılar arasında çok sayıda kadınların da olduğunu yazıyordu.

Buradan da görüldüyü gibi Azerbaycan Türkünün toplumsal hayatında, devletin idare olunmasında ve orduda her zaman kadının yeri olmuştur. Bu da tarihi süreç içerisinde sağlam toplumsal değerlerin yaranmasında, güçlü devletlerin kurulmasında, düzgün telkin ve terbiye sonucunda toplumsal değerlere sahip çıkan iradeli bireylerin oluşmasına yardımçı olmuşdur. Aslında tüm bunların hepsinin kadına büyük değer verilen sağlam bir aileden geldiyini görebiliriz. Dolayısıyla kadın erkek eşitliğinin esas alındığı bir toplumda sağlam aile yapılarının daha kolay oluşturulduğunu, barış ve huzurun hakim olduğu, saygın ve güçlü bireylerin çoğunluk olduğu bir devlet yapılanmasına gidilecektir.

Azerbaycan Cumhuriyyeti Anayasasının 17. hükmünün 1. fıkrasında şöyle deniliyor “Toplumun esas özeği olarak aile devletin özel koruması altındadır”. Aynı şekilde Türkiye Cumhuriyyeti Anayasasının 41. maddesinin 1. Fıkrasında da şöyle deniliyor  “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.” Yani, buradan da görülüyor ki, her iki ülkenin anayasası aile ile ilgili yaklaşımını en temel yasasında ailenin devletin temel öğesi olarak kayd etmişdir. Bu da Türk toplumlarında aile kavramının ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu bir daha göstermektedir.

Ancak toplumsal değerler içerisinde yer alan bazı kalıplaşmış değerler sağlıklı ailelerin oluşumuna halen ciddi engeller oluşturmaktadır. Özellikle kırsal kesimlerde kızların çocuk yaşlarda evlendirilmesi veya evliliğe zorlanması, onların okutulmaması genel eğitim düzeyini ciddi şekilde düşürmekle beraber aynı zamanda insan hakları ihlalini de artırmaktadır. Eğitimsizlik ve cehalet toplumları gelişmekten alıkoyduğu gibi aynı zamanda insanlar arasında huzur ve barışı yok eden en önemli etkenlerdir.

Bir erkeği eğittiğiniz zaman eğitilmiş bir bireye sahip olduğunuz halde bir kadını eğiterek eğitilmiş bir aileye sahip olabilirsiniz. Bu yüzdendir ki, gelişmiş toplumlarda kız çocuklarının eğitimine hususi özen gösterilmektedir.

Bunun dışında halen mevcut olan, kalıplaşmış diger gelenekler de, örneğin, kız tarafının başlık parası talebi, ceyiz meselesi, yakın akraba evlililikleri ve s. sağlam ailelerin kurulmasını engellemekle beraber aynı zamanda gelecekte hasta çocukların dünyaya gelmesine sebep oluyor. Bunun yanısıra evlilik öncesi tarafların tıbbi müayineden geçmemesi ileride doğacak çocuklarda genetik hastalıkların ortaya çıkmasına sebep oluyor. Azerbaycanda da aile kanununun 19. hükmü gereği taraflar nikaha girmeden önce zorunlu olarak tıbbi muayeneden geçmeliler.

Toplumsal gelişimin bir diger önemli sorunu da aile içi şiddetdir. Evlilik sonrası ailenin ekonomik durumu, tarihen süregelen kalıplaşmış gelenekler, evli tarafların eğitim düzeğinin aşağı olması, akıl hastalıklar aile içi şiddete yol açan en önemli etkenlerdir. Aile içi şiddet sonucunda aile fertleri hem fiziksel, hem de manevi zarara maaruz kalıyor ve maalesef bu gibi durumlar cinayet ve intiharlarla sonuçlanabiliyor. Aile içi şiddet ailede yetişen çocukların psikolojisini kötü yönde etkilemekle bu sorunu daha ileri safhalara götürüyor ve o çocukların geleçekte şiddete eğilimli bireyler olarak yetişmelerine sebep oluyor. Buradan da görüldüyü gibi şiddet sadece şiddeti doğuruyor. Tabi ki, bu gibi durumlarla mücadele etmenin yolları bu sorunları ve onlara yol açan etmenleri analiz ederek temelden çareler üretmekten geçer.

Azerbaycan Devlet İstatistik Kurumu tarafından boşanma durumlarının sebeplerinin öğrenilmesi ile ilgili yapılan araştırmalarda boşanmaya yol açan sebeplerin başında eşlerin birbirine kaba şekilde davranmaları geliyor. Şöyle ki, hem erkeklerin hem de kadınların katılımı ile yapılmış araştırmaya göre erkeklerin yüde 50.1’i kadınların ise yüde 42.3’ü eşlerinin onlara karşı kaba davranışını aile içi şiddetin nedeni olarak görüyor.[8] 

Aile içi şiddet cinayetlerinin yüzde 60’ı çocukların gözleri önünde oluyor. Bu hal ise çocukların fiziksel ve psikolojik gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir. Yapılmış araştırmalardan  görülüyor ki, aile içerisinde şiddete başvuranların yüzde 68.5’i şiddetin egemen olduğu ailelerde yetişmiş bireylerdir.[9]   

2013 senesinde Dünya Sağlık Örgütünün Londra Hijyen ve Tropik Tıp Okulu ve Güney Afrika Tıbbi Araştırmalar Konseyi ile birlikde dünyanın 80’den fazla ülkesinden elde olunan veriler baz alınarak yürüttüğü araştırmalar sonucunda kadınların yüzde 35’i partneri tarafından veya partnerden kaynaklanmayan pisikolojik ve/veya cinsel şiddete maaruz kaldıkları bulgusuna ulaşılmıştır.[10]

Söz konusu bulgulara dayanılarak aile içi şiddetin daha çok ekonomik durumu ve eğitim düzeği aşağı olan ülkelerde olduğu gözlemlenmiştir. Dolayısıyla sağlam bir ailenin oluşumunda toplumsal manevi ve kültürel değerlerle beraber aynı zamanda çiftlerin ekonomik ve eğitim durumları da önemli faktörler olarak değerlendirilmektedir. 

Geçen sene Azerbaycanda Cumhuriyyetimizin 100. yılını kutladık. 28 mayıs 1918. yıl tarihte Azerbaycan Halk Cumhuriyyeti İstiklaliyyet Bildirgesini onaylıyor ve bağımsız Azerbaycan devletinin esas faaliyet ilkeleri, aynı zamanda egenmenliğin halka ait olması, insan haklarının korunması, hukuk eşitliği, ayrımcılığın önlenmesi, tüm kadınlara sivil, politik ve etnik ve dini ilişkisi ne olursa olsun erkeklerle beraber seçim haklarına sahip olmalarını beyan edir, bununla onların siyasi aktifliğini, yönetime katılmalarını sağlıyor.

Böylece, Azerbaycan Halk Cumhuriyyeti kadınlara bu gibi hakları bir çok ülkeden önce sağlamış ve hukuk beraberliğinin temelini atmış oluyor. Şöyle ki, kadınlar Avusturya’da, Hollanda’da, Polonya’da, İsveç’te, Lüksemburg’ta, Çekoslovakiya’da 1919 senesinde, ABD’de 1920 senesinde, Fransa’da 1944 ve İsviçre’de ise 1971 senesinde seçme hakkına sahip olmuşlar.

Ancak maalesef Azerbaycan Halk Cumhuriyyetinin 1919 senesinde kazanmış olduğu bağımsızlık Ermeni milliyyetçilerinin Azerbaycan Türklerine karşı yaptıkları şiddetli soykırım, hükumetin güçlü bütçe ve düzenli bir orduya sahip olamamsı dolayısıyla sadece 23 ay sürebildi. Lakin her Azerbaycan Türkünün kalbine sepilmiş bağımsızlıq tohumları yıllar sonra yeniden filizlenmeye başladı ve büyük kayıplar pahasına da olsa 18 ekim 1991 yılında halkımız bağımsızlığına yeniden kavuştu.

1990 senesinin başlarında Ermenistan devletinin Azerbaycana karşı yürüttüğü işgal siyaseti sonucunda binlerle Azerbaycan Türkü şehit olmuş, bir milyondan fazla kaçkın ve topraklarını zorla terk etmiş insan evsiz, yurtsuz burakılmıştır. Dağlık Karabağ da dahil olmakla Azerbaycanın yedi ili işgale uğramış ve maalesef bu adaletsizliğe dünya topluluğu halen sessiz kalmaya devam etmektedir. Savaşın ülkemize verdiği maddi zarar oldukca büyük olmakla beraber aynı zamanda insanlarımızda silinmesi zor, çok ciddi manevi fesatlar yaratmışıdır. Ülke çok sayıda şehit vermiş, kadınlar dul, çocuklar babasız kalmış, çok sayıda natamam aileler oluşmuştur. 90’lı yıllarda savaşın da sebep olduğu ağır ekonomik çalkantıların hüküm sürdüğü ülkemizde şehit ailelerinin korunması, çocuklara sahip çıkılması, onların eğitimlerine devam etmeleri devlet tarafından sağlanmakla aynı zamanda ülke insanın büyük dayanışma içinde buna katkıda bulunmasını burada özellikle vugulamak gerekir. Tarihin en zor şartlarında bile Türk ulusunun gösterdiği güçlü dayanışma bu ulusun yüceliğini ve yenilmezliğini her daim gözler önüne sermektedir.

Barış yanlısı olan halkımız bu işgalin barış yolu ile çözülmesinden, daha çok insanın hayatını kaybetmeden sonlanmasından yana olsa da, bu gerçekleşmez ise bu adaletsizliğe son vermek için savaşa hazır olduğunu burada belirtmek lazımdır.         

Bağımsızlık döneminde Azerbaycan 230’dan fazla uluslararası sözleşmeni onayladı, ülke yasaları bu sözleşmelerle uyumlu hale getirildi. Bu sürece kadınlar da aktif olarak katılım sağladılar. Bunların çoğu insan hakları ve kadın hakları alanında çalışmalar yürüten sivil toplum örgüt üyeleri olmuşlar. Onların teşebbüsü ile 1995 yılında Kadınlar IV Dünya Konferansı arifesinde Azerbaycan “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesini” (CEDAW) onayladı.

Pekin Konferansına Azerbaycan yüz kişilik bir delegasyonla katılıyor ki, bu da Pekin’de hem en büyük hem de en aktif delegasyon oluyor. Şu ana kadar ülkemizde Pekin Deklarasyonu ve Eylem Platformu’nun güncelliyini koruyan 12 stratejik hedefler üzere faaliyyet zamanın şartlarına uygun hale getirilmiştir.

Aynı zamanda “Kadınların Siyası Haklarına Dair Sözleşme” de onaylandı. Şu an için ülke parlamentosunda kadın milletvekillerinin sayı toplam milletvekillerinin yüzde 16.8’ini oluşturmaktadır.

Kadınların ülke parlamentosunda, idari kurumlarda ve yerel yönetimlerde kararverme süreçlerine aktif katılımlarının sağlanması yönünde Azerbaycan İnsan Hakları Komiserinin çok önemli rölü olmuştur. Şöyle ki, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) 2012 senesinde Kadın Hakları ve Cinsiyyet Eşitliği ile ilgili  Ulusal İnsan Hakları Kurumları için hazırlamış olduğu Klavuzda Azerbaycan İnsan Hakları Komiserinin kırsal kesimler de dahil ülkenin her yerinde kadınların kendi haklarını müdafaası yönünde aktif olmaya ve kararverme süreçlerine katılmaları yönünde bilgilendirici ve eğitici çalışmalar yapması örnek bir uygulama olarak değerlendirilmiştir.[11]       

İnsan haklarının korunması ve tebliği alanında BM’nın en önemli yere sahip olması şüphe götürmez bir gerçektir. Şöyle ki, insan haklarının tarihi BM tüzüğü ile başlamıştır. Bundan önce ayrı ayrılıkta farklı düzenlemeler olsa bile insan haklarının evrensel düzeyde korunması fikri ilk defa olarak sırf BM tüzüğünde yer almıştır.

 Bu arada, geçen sene dünya topluluğu olarak her bir bireye, hiç bir ayrımcılığa yer vermeden, eşit olarak kendi haklarından yararlanmak hukukunu sağlayan BM’nin insan hakları alanında temel belgesi olan Evrensel İnsan Hakları Bildirgesinin onaylanmasının 70. yıldönümünü kutladık.

29 ekim 1991 yılında Azerbaycan Cumhuriyyeti bağımsızlığını ilan etdikten sonra BM Tüzüğüne sadık kalacağını beyan ederek, BM’ye üye devletlere bu saygın uluslararası teşkilatın üyeliyine kabul olunması meselesini dikkata alınması ile ilgili başvuru yaptı.

14 şubat 1992 tarihte BM’nin Güvenlik Konseyi Azerbaycanın teşkilata üyeliyini tavsiye etti ve böylece BM Genel Kurulu 2 mart 1992 tarihte yaptığı 46. oturumunda Azerbaycan Cümhuriyyetinin BM üyeliyine kabul edilmesine dair karar aldı. Bundan sonra Azerbaycan devleti BM’nin İnsan Hakları Yüksek Komiserliği ve kurumun diger alt bölmeleri ile sıkı işbirliği içinde bulundu.

Hali hazırda ülkemizde insan haklarının korunması ve tebliği ile ilgili çalışan bir kurum olan ve aynı zamanda BM sisteminde Ulusal İnsan Hakları Kurumu olarak ta kabul edilen Azerbaycan Ombudsmanlık Kurumu BM’nin İnsan Hakları Yüksek Komiserliği ve BM’nin diger alt bölmeleri ile işbirliği ilişkilerini sürdürmektedir. Kurumumuz aynı zamanda ülkemizin üye olduğu diger uluslararası teşkilatlar (Avrupa Konseyi (AK), Avrupa Güvenlik Teşkilatı (AGİT) ve.s) ile de insan hakları alanında etkin işbirliği ilişkileri kurmaktadır.      

28 aralık 2001 yılında Azerbaycan Cümhuriyyeti Milli Meclisi tarafından “Azerbaycan Cümhuriyyetinin İnsan Hakları Komiserliği (Ombudsmanlıkla)” iligili Anayasa kanununu onaylamıştır. 2 temmuz 2002 yılında Anayasa kanununa uygun olarak Cumhurbaşkanının tavsiyye ettiği 3 adaydan birini Milli Meclis ilk İnsan Hakları Komiseri (Ombudsman) olarak seçmiştir.[12]

Göreve başladığı ilk günden Ombudsman insan haklarının korunması alanında çok önemli adımlar atmaya başladı. Şöyle ki, bu işler arasında cinsiyyet ayrımcılığı ile mücadele ve kadın erkek eşitliğinin sağlanması ve dolayısıyla ailelerin korunması özellikle altı çizilmesi gereken meselelerdendir. 

2004 yılında İnsan Hakları Komiseri Avropa Konseyinin üst düzey görevlileri ile yaptığı görüşler zamanı uyuşmazlıkların arabuluculuk yöntemi ile çözülmesine dair Avrupadakı uygulamaları da ihtiva eden bir eğitim çalışmasının Azerbaycanda da yapılmasına dair bir mutabıkat elde etmişti. İçinde modern çağın gereksinimlerini barındıran, tecrübelere dayalı ve her şeyden önemlisi uygulandığı zaman barışı ve isitkrarı sağlayan arabuluculuk yönteminin henüz hakkında çok fikir sahibi olunmayan ülkemizde tanıtılması bu konuda atılan çok önemli adım olarak değerlendirilebilir.

Nitekim 2005 yılında Ombudsmanlık Kurumunda Avrupanın arabuluculuk konusunda tanınmış uzmanlarının katılımı ile birge yapılan çalıştayların çok fazla ilgi görmesi dolayısıyla aynı çalıştayların bir başka tarihte daha büyük katılımla tekraren yapılmasına karar verilmişti. Özellikle evli çiftler arasında sorunların giderilmesinde ve ailenin korunması maksadı ile profosyonel bir yaklaşım sergilenmesini amaçlayan aile arabuluculuğu yöntemi kurum çalışanlarının ve diger katılımcıların ilgi odağına çevrilmişti.[13]

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi giderek artan boşanma, aile içi şiddet ve bunların yarattığı olumsuz sonuçları dikkate alarak aile arabuluculuğu ile ilgili 1998 yılında onayladığı öneride ailelerde boşanma ve ayrılık durumlarında kayyumluk, çocukların bakımı ve onların rifah durumunda yaşamaları gibi bir çok mesele ele alınmıştır. Söz konusu öneride aile içi anlaşmazlık durumlarında ailelerin özellikleri de dikkate alınarak bu anlaşmazlıkların çiftler arasında razılaşma yolu ile çözülmesi ve ailenin diger fertlerinin daha fazla zarar görmemesi esas olarak öngörülmüştür.[14]

Aile arabuluculuk yönteminin uygulanması sırasında evli çiftler arasındakı anlaşmazlık durumları da gözönüne alınarak elverişli ortamın oluşturulması çok önemlidir. Arabulucu, tarafların gerekli iletişimi kurmak, tartışabilmek ve kararvermeleri için elverişli ortamın oluşturulması ve yönetilmesi açısından çok önemli bir röl üstlenmektedir.[15]    

Sorunların uzlaşı yolu ile çözümünu sağlayan arabuluculuk insan haklarının korunması ile doğrudan bağlantılıdır. Dolayısıyla sırf insan haklarınını korunmasına ve/veya hak ihlalinin önlenmesine hizmet eden ombudsmanlık ile arabuluculuk kavramları arasında çok yakın bağlar vardır. Şöyle ki, idari orqanlar ile bireyler arasındakı sorunlu meselelerin alternativ çözüm yolları hakkında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin onayladığı Rec (2001) 9 saylı önerilerin 175. maddesinde genel olarak bireylerin haklarınını korunması ve idari kurumların faaliyetlerinin denetlenmesinde yetkili olduğu dikkate alınarak Ombudsmanın sorunun mahkemeye gitmeden önce idari kurumlarla birey arasında çözümünü sağlayabileceği kaydedilmiştir.[16]            

Aile içi sorunların sıklıkla görüldüğü ülkemizde de bu sorunların çözümünde aile birliyinin korunmasını amaçlayan aile arabuluculuğu yöntemi çiftlerin kendi problemlerini daha iyi anlamlarına ve derinden analiz etmelerine yardımçı oluyor.

Yukarıda da değinildiyi gibi Azerbaycan Ombudsman Kurumu ülkemizde arabuluculuk yönteminin uygunlanması ve yaygınlaşması için Avropa Konseyi ile işbirliği yaparak bu alanda geniş bilgi sahibi olan  bilirkişilerin katılımı ile etkinlikler düzenmelemesi ülke insanın kısa bir zamanda bu konuda bilgilendirilmesine çok önemli katkıda bulundu. Özellikle Ombudsmanın ülkenin kırsal kesimlerinde yaşayan insanlarla yapmış olduğu görüşlerde aile içinde fikir ayrılıklarının, ekonomik zorlukların, kültürel farklılıkların yol açtığı çatışmaların aile içi şiddete dönüşmeden, sorunları daha makul şekilde, karşılıklı anlaşma çerçivesinde müzakere ederek çözümlenmesi yönünde telkinlerde bulunmaktadır. Ombudsman kendi misyonu itibarile birey ve devlet arasında adeta bir köprü işlevi görerek bireyin sorunlarını ilgili kurumlara ileterek onların daha hızlı çözüme kavuşmasını sağlıyor. Bu misyonu yerine getirerken Ombudsman arabulucu gibi davranarak bir çok soruna ilgili taraflar arasında karşılıklı razılığa dayanan kalıcı çözümler üretebiliyor. Aynı zamanda yaranan sorunun diger bireyler açısından yaşanmaması için onun ortaya çıkmasına sebep olan faktörlerin aradan kaldırılması yönünde yasama kurumuna önerilerde bulunuyor. Buradan da görüldüyü gibi Ombudsmanın arabuluculuk işlevi sorunların analiz edilmesi ve bunlara sadece bireysel anlamda deyil, daha geniş kitlenin yararlanabileceği çözümler getirebilir. Bu açıdan Ombudsmanın arabuluculuk tarafının iyice analiz edilmesi ve geliştirilmesi yararlı olacaktır.

Ombudsmanlık kurumu olarak arabuluculuk kavramının daha iyi anlaşılması ve ulusal düzeyde etkin bir şekilde uygulanmasını teşvik edecek işlerin görülmesi yönünde faaliyetimize devam etmekteyiz. Bunları yaparken hem toplumun tarihi, manevi değerlerini hem de modern çağın şartlarını  dikkate alarak aynı zamanda arabuluculuk konusunda küresel düzeyde yapılmış araştırma ve analizler sonucunda elde olunmuş bilgilerden de yararlanmaktayız.

Yukarıda da belirtildiği üzere aynı köklere dayanan ve benzer geleneklere sahip Türk toplumlarında aile kavramı çok büyük bir öneme haizdir. Dolayısıyla hak ve özgürlüklerin korunması ve bu bağlamda ailenin daha etkin korunması yönünde birge çalışmaların yürütülmesi önem arzetmektedir.

Ailelerin korunması, onların varlıklarını rifah içinde sürdürmelerinin sağlanması devletin en ümde vazifesi olmalıdır. Ailelerin yetiştirdiği sağlıklı ve sağlam düşünceye sahip bireyler güçlü devletin oluşumunda ve mevcudiyyetinin devamının sağlanmasında çok önemli rol oynadığı şüphe götürmez bir gerçektir. Bu yüzden ister devlet kurumları isterse de sivil örgütler toplum içinde ailenin korunması yönünde bir dayanışma içerisinde birge çalışmalar yürütmeli bunun için gereken tüm adımları atmalılar. Doğasında insanları barış ve inkişafa yönlendiren unsurları barındıran arabuluculuk kavramı da doğrudan ailenin korunmasına hizmet etmektedir. Bu kavramın öğrenilmesi, öğretilmesi, geliştirilmesi ve uygulanması hiç şüphesiz aileleri korumakla devletin daha da güçlü hale gelmesine yolaçacaktır.

       Azerbaycan bir çok ülkelerle geniş işbirliği kurmaktadır. Aynı zamanda Türkiye ile olan ilişkiler ise farklı bir özelliğe sahiptir. Türk dünyasının iki büyük önderi Haydar Aliyev ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk Azerbaycan ve Türkiye arasındakı uzun yıllara dayalı ilişkilerin temelinin  oluşturulmasının ve inkişaf ettirilmesinin en önemli sebepkarları olmuşlar.  Bu gün de Azerbaycan’nın Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından bir millet iki devlet ilkesi doğrultusunda ülkelerimiz arasında küresel öneme sahip zengin projeler gerçekleştirmekteler.

Türk dili konuşan cumhuriyyetlerin ve akraba toplulukların Ombudsman ve insan hakları kurumlarının bir ittifak yaratarak birlikte çalışmalar yapmasının bu amaca daha iyi hizmet sağlayacağını eminlikle vurgulamak, aynı zamanda kurumumuz adına bu amaca katkı yapmak için her zaman hazır olduğumu da burada belirtmek ister ve hepinizi birge çalışmalara davet ederim. 

Kaynakça

  1. The report on the National Human Rights Institutions engaging with the Sustainable Development Goals (SDGs), June 2017

https://nhri.ohchr.org/EN/News/Documents/GANHRI_NHRIs%20engaging%20with%20the%20SDGs.pdf

 

  1. The Mérida Declaration, the Role of National Human Rights Institutions in implementing the 2030 Agenda for Sustainable Development

https://nhri.ohchr.org/EN/ICC/InternationalConference/12IC/Background%20Information/Merida%20Declaration%20FINAL.pdf

 

  1. Prof. Elmira Süleymanovanın ümumi redaktəsi ilə Lamiyə Zeynalova tərəfindən tərtib olunan Genderə Giriş, Dərs vəsaiti, “Bakı Universiteti Nəşriyyatı”, 2017, 431 Səh.

 

  1. World Health Organization, fact sheet on violence against women

https://www.who.int/news-room/fact-sheets/detail/violence-against-women

 

5.Prof. Elmira Süleymanovanın ümumi redaktəsi ile Zaur Vəliməmmədli tərəfindən tərtib olunan İnsan hüquqları sahəsində beynəlxalq əməkdaşlıq, Kitab, Bakı, “RS Poliqraf,2015, 352 Səh.

 

  1. Həcər Abdallı, Zeynəddin Şabanov, Qadın: ailədə, siyasətdə, təhsildə, dində, ədəbiyyatda. Baki, 2013, “Avropa”. 332 Səh.

 

  1. Mübahisələrin məhkəmədənkənar həllində vasitəçiliyin rolu, Zaur Vəliməmmədli, Bakı, Qanun Jurnalı No 02 (142)/2006

 

  1. “Boşanma hallarının səbəblərinin öyrənilməsinə dair” statistic müşahidənin nəticələri haqqında hesabat, Azərbaycan Respublikasının Dövlət Statistika Komitəsi, Bakı – 2012, 232 Səh.

 

  1. Sülh mədəniyyəti təhsili-gender perspektivindən, Betti A. Reardon, tərcümə edən Fatimə Aslanova, Bakı – 2003. 224 Səh.

 

  1. 10. Council of Europe Committee of Ministers Recommendation No. R (98) 1 on Family Mediation (Adopted by the Committee of Ministers on 21 January 1998 at the 616th meeting of the Ministers’ Deputies)

 

  1. Handbook for National Human Rights Institutions on Women’s Rights And Gender Equality, Published by the OSCE Office for Democratic Institutions and Human Rights (ODIHR) 2012, 129 Pages.

 

  1. Laurence Boulle, Mediation Skills and Techniques, Butterworths, Australia, 2001, 331 Pages.

 

Prof. Elmira Süleymanova

Azerbaycan Cumhuriyyeti İnsan Hakları Komiseri (Ombudsman)

Türk Dünyası Araştırmaları Uluslararası İlimler Akademisinin üyesi

 

 

 

 

 

 

 

 

[1] https://hadislerleislam.diyanet.gov.tr

[2] Prof. Elmira Süleymanovanın ümumi redaktəsi ilə Lamiyə Zeynalova tərəfindən tərtib olunan Genderə Giriş, Dərs vəsaiti, “Bakı Universiteti Nəşriyyatı”, 2017 s.356

[3] The report on the National Human Rights Institutions engaging with the Sustainable Development Goals (SDGs), June 2017:https://nhri.ohchr.org/EN/News/Documents/GANHRI_NHRIs%20engaging%20with%20the%20SDGs.pdf

[4] The Mérida Declaration, the Role of National Human Rights Institutions in implementing the 2030 Agenda for Sustainable Development:https://nhri.ohchr.org/EN/ICC/InternationalConference/12IC/Background%20Information/Merida%20Declaration%20FINAL.pdf

 

[5] https://www.unicef-irc.org/article/1815-could-families-be-the-key-to-achieving-the-sdgs.html

[6] Sülh mədəniyyəti təhsili-gender perspektivindən, Betti A. Reardon, tərcümə edən Fatimə Aslanova, Bakı - 2003  s.134

[7] Prof. Elmira Süleymanovanın ümumi redaktəsi ilə Lamiyə Zeynalova tərəfindən tərtib olunan Genderə Giriş, Dərs vəsaiti, “Bakı Universiteti Nəşriyyatı”, 2017s. 80.

[8] “Boşanma hallarının səbəblərinin öyrənilməsinə dair” statistik müşahidənin nəticələri haqqında hesabat, Azərbaycan Respublikasının Dövlət Statistika Komitəsi, Bakı – 2012, s.37

[9] Həcər Abdallı, Zeynəddin Şabanov, Qadın: ailədə, siyasətdə, təhsildə, dində, ədəbiyyatda. Baki, 2013, “Avropa”. s. 136

[10] https://www.who.int/news-room/fact-sheets/detail/violence-against-women

[11] Handbook for National Human Rights Institutions on Women’s Rights And Gender Equality, Published by the OSCE Office for Democratic Institutions and Human Rights (ODIHR) 2012. p.75

[12] Prof. Elmira Süleymanovanın ümumi redaktəsi ile Zaur Vəliməmmədli tərəfindən tərtib olunan İnsan hüquqları sahəsində beynəlxalq əməkdaşlıq, Kitab, Bakı, “RS Poliqraf,2015, s. 9

[13] Prof. Elmira Süleymanovanın ümumi redaktəsi ilə Zaur Vəliməmmədli tərəfindən tərtib olunan İnsan hüquqları sahəsində beynəlxalq əməkdaşlıq, Kitab, Bakı, “RS Poliqraf,2015, s.89

[14] Council of Europe Committee of Ministers Recommendation No. R (98) 1 on Family Mediation (Adopted by the Committee of Ministers on 21 January 1998 at the 616th meeting of the Ministers’ Deputies)

[15] Laurence Boulle, Mediation Skills and Techniques, Butterworths,  Australia, 2001. p. 36

[16] Mübahisələrin məhkəmədənkənar həllində vasitəçiliyin rolu, Zaur Vəliməmmədli, Bakı, Qanun Jurnalı No 02 (142)/2006, Səh. 18


Paylaş
İşlem Sonucu